|
MÜSLÜMANLARIN
ARASINDAKİ TESANÜD VE İTTİFAK
İman
edenler birbirlerini koruyup kollamakla, her koşul altında birbirlerine
destek olmakla yükümlüdürler. Allah iman edenlerin, Allah yolunda
“birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak” hareket
ettiklerini bildirmiştir.
İman
edenlerin arasındaki birlik ve ittifak aslında son derece önemli
bir konudur. Nitekim inkar edenler ve dinsizliğin yayılmasını hedefleyenler,
farklı görüş ve yöntemlere inansalar da, bu amaçları doğrultusunda
gerektiğinde birlik olabilmekte, ittifak halinde hareket edebilmektedir.Aynı
şekilde iman edenlerin de ittifak halinde olmaları gerekir. Çünkü
müminlerin dünya hayatında yerine getirmeleri gereken çok önemli
bir sorumlulukları vardır. Müminler Allah’ın varlığı ve birliğini
tüm insanlara anlatmak, dini yaymak ve güzel ahlakı öğretmekle yükümlüdürler.
Üstelik bu görevlerini yerine getirirlerken zaman zaman zorluklarla
da karşılaşabilirler. Müminlerin üzerinde hem böyle büyük bir yükümlülük
varken hem de çeşitli engel ve zorluklarla karşılaşılırken, herkesin
birbirine elinden geldiğince destek olması, birbirine sevgi, anlayış
ve hoşgörü ile yaklaşması çok mühimdir. Üstelik herşeyden önemlisi
bu, Kuran’da Allah’ın iman edenlere tavsiye ettiği bir ahlaktır.
İnkar
edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize
yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük
bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)
Görüldüğü
gibi yeryüzünde fitne ve fesata son vermeyi kendisine görev bilen
salih müminlerin, o veya bu nedenle diğer müminlerle dostluk ve
kardeşlik içinde olmamasının sonuçları çok tehlikeli olabilir. Nitekim
Allah, iman edenlerin birbirlerine dost ve veli olmamaları durumunda,
yeryüzünde fitnenin artacağını bildirmiştir.
Üstelik
dünya Müslümanlarının içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde, müminler
arasında birlik ve ittifakın ne kadar önemli olduğu daha net anlaşılacaktır.
Dünyanın dört bir yanında, Filistin’de, Keşmir’de, Çeçenistan’da
Müslümanlar katledilmekte, eziyet ve işkence görmekte, sadece “Rabbimiz
Allah’tır” dedikleri için yurtlarından sürülmektedir. Ve bu zulüm
sisteminin devam etmesinin ana nedeni de dünya genelinde dinsiz
ideolojilerin ve materyalist felsefelerin yaygın olmasıdır. Bu koşullar
altında tüm iman edenlerin asıl yönelmeleri gereken husus, tüm bu
ideoloji ve akımlara karşı yürütülecek olan fikri mücadele olmalıdır.
Bunun için de birlik ve beraberlik asıl olan husustur.
Hayatının
her yönü ile bizlere örnek olan Said Nursi kardeşliğe ve ittifaka
verdiği önemle de tüm Müslümanlara örnek olmaktadır. Üstad’ın yaşadığı
dönemde de Müslümanların birbirlerine olan bağlılıklarını zayıflatmak,
aralarındaki dostluğu zedelemek için çeşitli girişimler olmuş, ancak
Üstad bunların hiçbirine fırsat vermemiştir. Asıl mücadelenin inkar
edenlere karşı yapılması gerektiğine inanan Üstad, diğer Müslümanlara
karşı her zaman şefkat, hoşgörü ve hüsn-ü zanla yaklaşmıştır. Talebelerine
ve çevresindekilere de tavsiyesi hep bu yönde olmuştur. Üstad’ın
yakın talebeleri bu konuyla ilgili şahit oldukları olayları anılarında
şöyle dile getirmektedir:
Üstadımız
katiyyen gıybet ettirmezdi. “Üstadım falan böyle söyledi” desek,
“Siz yanlış anlamışsınız, o benim dostumdur, O Risale-i Nur’a
dosttur. O öyle söylemez, sen benim kardeşimle aramı açacaksın”
derdi. Bazı yerlerden “Filan hoca Risale-i Nur’un aleyhinde, Üstadımızın
aleyhinde” diye mektup gelirdi. Üstadımız da, “O zat ehl-i ilimdir.
Bize dosttur” der sustururdu. Daima hüsn-ü tevile çalışır ve “Biz
hüsn-ü zanna memuruz” derdi. Hatta Konya’dan Nur Talebelerinden
iki grup geldi, Üstadımızı ziyaret ettiler. Bir grup diğer grubu
şikayet etti. Diğer grup da öbür grubu şikayet etti. Üstadımız
onlara demişti ki: Kardeşim sizin hizmetinize ihtiyaç yoktur.
Aranızda tesanüdünüze ihtiyaç vardır. Sizler ara sıra İhlas ve
Uhuvvet, Hücumat-ı Sitte risalelerini mabeyninizde beraber okumalısınız.
Sizin şimdiye kadar fevkalede sebat ve metanet ve tesanüd ve ittifakınız
bu memlekete medar-ı iftihar olacak” (Son Şahitler Bediüzzaman
Said Nursi’yi Anlatıyor, 3. Cilt, s 99)
Görüldüğü
gibi Üstad hayatı boyunca her zaman kardeşlikten, hoşgörüden ve
hüsn-ü zandan yana olmuştur. Müslümanların arasını açacak, tesanüde
ve dostluğa zarar verecek, Allah yolundaki mücadelelerinde güçlerini
zedeleyecek herhangi bir tavra karşı titiz olmuş, böyle bir şeye
asla izin vermemiştir. Üstad’ın büyük bir samimiyet ve tevazu ile
tüm talebelerini ve çevresindeki insanları teşvik ettiği bu güzel
ahlak özellikleri sayesinde Allah Risale-i Nur’lara büyük başarı
ve zaferler vermiştir.
Günümüz
de Müslümanların en çok üzerinde durması gereken konulardan birisi,
Üstad’ın dikkat çektiği gibi, birlik ve beraberlik olmalıdır. Güzel
söz ve hüsn-ü zan tüm yanlış anlaşılmaları, hoşgörüsüzlükleri ortadan
kaldıracak mühim bir sırdır. Bunun bilinci ve şuuruyla iman edenler
ittifak etmekle, Allah yolunda kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak
mücadele etmelidirler. Unutulmamalıdır ki, bunun aksi bir durum
kişinin İslam’a olan hizmetine zarar verebilir.
|