MAL HIRSI MAHRUMİYET VE SEFALET GETİRİR

Kuran ahlakının yaşanmadığı bir toplumda insanlar ahlakları ile değil maddi olanakları ile değer görürler. Kişinin malı, mülkü, mevkisi kısacası sahip olduğu maddi varlık toplum içinde saygı ve hürmet görmesini sağlar. Manevi yönü her zaman ikinci planda kalır. Hatta maddi gücü yerinde olan bir kişinin ahlakı kötü de olsa, servetini dolandırıcılık, yolsuzluk, hile ile kazanmış da olsa çoğu zaman insanlardan saygı görebilir. Örneğin bir mağazaya gelen iki müşteriden birisi eğer daha iyi giyimli ve maddi imkanları daha geniş ise satıcının iki kişiye gösterdiği saygı ve hürmet birbirinden farklı olur. Birine hiç değer vermezken, diğerine kol kanat geren, son derece güler yüzlü ve insaniyetli bir tavır gösterir. Bu cahiliye toplumunda çok sık rastlanılan bir durumdur. Aslında düşünebilen, izzet ve şerefine düşkün bir kişi için bu oldukça küçük düşürücü bir durumdur. Çünkü bir kişinin parası ve maddi gücü dolayısıyla sevilmesi, o kişinin şahsına değil, sahip olduklarına saygı duyulduğu anlamına gelir. Nitekim maddi gücü yok olduğunda bu kişiye karşı duyulan saygı ve hürmet de anında yok olur.

Böyle bir ortamda imanı tam olarak kalplerine yerleştimemiş olan kişiler, sözkonusu insanların zenginliklerine, sahip oldukları imkanlara için için imrenirler. “Keşke ben de onun sahip olduklarına sahip olabilsem” diye düşünürler. Oysa dolandırıcılık, rüşvet, yolsuzluk ve bunların benzeri yollarla kazanılan para haramdır, bu sebeple de ne kişinin kendisine ne de çevresine bir bereketi olmaz. Bu para normal yollardan kazanılsa da ancak Allah yolunda harcandığı zaman bir değer kazanır.

Allah Kuran’da; Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister.” (Tevbe suresi, 55) diyerek insanları bu konuda uyarmaktadır. Bu nedenle insan Allah’tan zenginlik isterken kendisi için en hayırlı olanı talep etmelidir. Zira bir baţka ayette de Allah zenginliğin, mal ve mülk sahibi olmanın inkarcılar için bir fitne (deneme) olduğundan bahseder. (Tegabün Suresi, 15)

Elbette insanın nefsinde mala karşı tutkulu bir bağlılık, dolayısıyla malı biriktirme isteği vardır. Bediüzzaman Said Nursi’nin de belirttiği gibi “İnsan öyle cami bir mucize-i kudrettir ki bazı letaifin ihtiyacı cihetiyle bütün dünyanın saltanatı, serveti ve lezaizi verilse belki hırsı tok olmayacaktır.” Ancak insan iman ile nefsinin bu fücurunu temizlemesini bilmelidir. Çünkü bütün malın sahibi Allah’tır; Allah, Malik-ül Mülk ve Melik’tir. İnsana sahip olduğu herşeyi sadece geçici ve kısa bir süre için emanet olarak vermiştir. Verdikleriyle onu denemektedir. Bu nedenle akıl sahibi bir insana yakışan sahip olduklarıya övünüp şımarmak, daha çoğuna sahip olmak için hırs yapmak değil, verdiği herşey için Allah’a şükretmektir.

İnsanın daha fazla mal ve mülke sahip olma arzu ve isteğiyle hırs yapması gerçekte kendisine zarar getirecek bir tavırdır. Ayrıca yığılan zenginlik kimseye bereket getirmez. Tarih bunun sayısız örnekleri ile doludur. Hırs, çoğu zaman kaybetmenin ve sefaletin ana sebeblerinden birisidir. Hırs mahrumiyet getirir. Hırs sahibi bir insan itidalli bir tavır gösteremez, aklı ve vicdanıyla değil sadece nefsini ve mal tutkusunu tatmin etmek arzusu ile hareket eder. Üstelik mal ve mülk hırsının körüklendiği bir toplumda çıkar kavgalarının olması da kaçınılmazdır. Herkes kendisinin daha çok menfaat kazanmasını amaçlayacağı için birbirini ezmeye, yenmeye yönelik bir ahlak içerisine girer. Kardeşin kardeşe şefkat duymadığı, maddi kaygıların herşeyin önüne geçtiği, kardeşlik, fedakarlık ve özverinin ikinci plana itildiği acımasız bir ortam oluşur. Böyle bir toplumda ise adaletsizlikler had safhaya çıkar.

Kuran ahlakının yaşanması durumunda ise bunun tam tersi bir ortam oluşur. Çünkü Allah Kuran’da İslam ahlakını yaşayan kişilerin mallarında yoksulların haklarının bulunduğu ve ihtiyaçlarından artanının infak edilmesi gerektiğini bildirir. Nur Suresi 22. ayette maddi gücü yerinde olanların yoksulları koruyup kollamaları gerektiği şöyle bildirilir;

“Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nur Suresi, 22)

Maddi imkanlara gereğinden fazla değer verilmediği, sahip olunanlar dolayısıyla kibirlenilmediği ve malın Allah yolunda harcandığı durumlarda ise sahip olduğu herşey kişiye fayda getirir. Bu nedenle hem bireylerin hem de toplumun huzurunu sağlayabilmek için güzel ahlakın övülmesi, insanlara özellikle de gençlerimize güzel ahlaklı olmanın tüm maddi birikimlerden, bütün makamlardan çok daha değerli ve kıymetli olduğunun anlatılması gerekmektedir. İnsanlar –ne yolla olursa olsun- bir an önce zengin olmak yönünde değil, herşeyden önce karakterli ve güzel ahlaklı olmak yönünde teşvik edilmelidir. İnsanlar bir gecede zengin olup milyarlar harcayan, malını yığıp yoksulları gözetmeyen bir yapıya değil, Allah’tan korkup sakınan, düşünen, vicdanlı, dürüst, akıl sahibi kişilere özendirilmelidir. Çünkü asıl imrenilecek, gıpta duyulacak insanlar Allah yolunda zorluklara göğüs gerebilmiş, mallarını ve canlarını dinin ve güzel ahlakın yayılması için kullanmış, mal yönünden değil iman, akıl ve takva yönünden zengin olan kişilerdir.

Toplumda maddi ve manevi alanda oluşan ahlaki çöküntünün önüne geçebilmek için güzel ahlaklı insanlar ön plana çıkartılmalıdır. Güzel ahlak övülerek insanlarda hayranlık uyandırılması sağlanmalıdır. Zira Allah’tan korkan ve Kuran’a bağlı olan bir insan hangi durumda olursa olsun, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun ahlaksızlığın her türlüsünden yüz çevirir ve çirkin bir tavra asla tenezzül etmez. Allah’ın tüm yaptıklarından haberdar olduğunu, her sözünün ve hareketinin ahirette mutlaka karşısına çıkacağını bilinciyle en güzel tavrı gösterir.