|
İMAN
EDENLER İÇİN İYİLİĞİN ZEVKİ, İNKAR EDENLER İÇİN KÖTÜLÜĞÜN
AZABI DÜNYA HAYATINDA BAŞLAR
İnkar
eden insanların en büyük yanılgıları, eğer dini yaşamazlarsa bir
kayba uğramayacaklarını sanmalarıdır. Çünkü bu insanlar için kayıp
sadece dünyaya ait maddiyatı içermektedir ve ellerinden gözle görülür
bir şey çıkmadıkça kayıpta olduklarını kabul etmezler. İnsanların
dini yaşamadığı halde dış görünüşte iyi ve zengin bir yaşam sürüyor
olmaları onları büyük bir yanılgıya kaptırır. Ancak asıl hayatın
ahiret hayatı olduğunu unutan bu kişiler, zenginliğine özendikleri
insanların ahiretteki durumlarını hiç hesaba katmazlar.
Halbuki
Kuran’da bu durum çok açık bir şekilde izah edilmiştir. Allah inkarcı
olduğu halde bazı kişilerin özel olarak zenginliğini, düyadaki malını,
çevresini ve başarılarını atırdığını bildirmektedir. Bunun sebebi
ise inkar eden bu insanların hem ahiretteki azaplarını hem de dünya
hayatındaki sorumluluklarını daha da artırmaktır. Çünkü bolluk,
zenginlik ve yüksek bir mevki inkar edenlerin inkarlarını daha da
artıran faktörlerdir. Bu nedenle Allah iman edenlere, inkarcıların
zenginliğine özenmemelerini ve bunda “onlar için bir hayır değil,
bir şer” bulunduğu belirtmiştir.
Görüldüğü
gibi bir insanın güzel ve lüks bir evde, başarılı bir meslek sahibi
olarak zenginlik içinde yaşıyor olması, onun Allah katında da iyi
ve güzel bir insan olduğunu göstermez. Bu durum ahirette bu rahatının
aynı şekilde devam edeceğini anlamına da gelmez. Çünkü Allah katıda
tek önemli olan şey kişinin Allah rızasını kazanmak için gösterdiği
çabası, güzel ahlakı, samimiyeti, dürüstüğü, Kuran ayetlerini uygulama
konusunda gösterdiği titizliğidir. Bu özelliklere sahip, takva sahibi
bir insanın cennet hayatında alacağı karşılık, dünyadaki hiçbir
nimetle kıyas dahi yapılamayacak kadar üstündür. Sonuç takvanın
ve iyilik yapanlarındır.
Ayrıca
burada üzerinde durulması gereken çok daha önemli bir konu vardır.
Bu da zahiren rahat ve güzel bir yaşam sürüyormuş gibi görünen insanların
içinde bulunduğu ruh halidir. Elinde her tülü imkanı bulunan bu
insanların büyük çoğunluğunun içinde bulunduğu manevi boşluk onlara
hiçbir maddi kaybın yaşatamayacağı kadar büyük bir manevi azap yaşatmaktadır.
Allah'ı ve ahireti inkar ettiği halde bolluk ve rahatlık içinde
yaşıyormuş gibi görünen insanlar, aslında göründüğü gibi bir rahatlığa
sahip değilllerdir. Çünkü rahatlık esas olarak kalbin huzurlu olmasıyla
mümkün olabilir. Ruhta azap olduktan sonra dünyanın en büyük nimetleri
dahi o insana mutluluk veremez. Eğer bir insanın ruhunda sıkıntı
ve kalbinde azap varsa dünyanın en güzel evi ona bir çeşit hapishane
gibi gelir. Evin güzelliklerinden, manzarasından, mobilyalardan,
tablolardan ve içinde yaşadığı bu yerin lüksünden zevk alamaz. Kalbinde
sürekli bir darlık hissi olan bir insana dünyanın tüm servetini
verseniz, gene de sahip olduğu bu servet onu mutlu etmez. Çünkü
gerçek mutluluk ancak vicdanın tam anlamıyla rahat olmasıyla mümkün
olur. Nitekim bu konun örnekleri her gün basında çıkan haberlerde
yer almaktadır. Dünyanın en ünlü ve en zengin insanlarının, içine
düştükleri manevi boşluk nedeniyle alkol veya uyuşturucu tedavisi
gördüğü, pekçoğunun nedeni bilmeyen ruhi bunalımlar yaşadığı bilinen
bir gerçektir.
Bu
Allah'ın kanunun bir gereğidir. Çünkü Allah, inkar edenlerin mutlaka
ziyanda olacağını bildirmiştir. Dolayısıyla iman etmeyen bir insanın
mutmain olması hiç bir şekilde mümkün değildir. Onların içinde bulunduğu
ruh hali Kuran’da açıkça belirtilmiş ve Allah inkarcıların “göğsünü
sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı” kılacağını bildirmiştir.
Üstad
Kuran ahlakını yaşamayan insanların ruhunda meydana gelen sıkıntıyı
ve müminlerin kalbindeki rahatlığı şu şekilde açıklamaktadır.
“Cenab-ı
Hak kemal-i kereminden ve merhametinden ve adaletinden, iyilik
içinde karşılığı hemen verilen bir mükafat ve fenalıklar içinde
muccel bir ceza yerleştirmiştir. Hasenatın içinde, âhiretin sevabını
andıracak manevî lezzetler, kötülüklerin içinde, âhiretin azabını
hissettirecek manevî cezalar yerleştirmiş.
Meselâ:
Mü'minler arasında muhabbet, ehl-i iman için güzel bir hasenedir.
O hasene içinde, âhiretin maddî sevabını andıracak manevî bir
lezzet, bir zevk, bir inşirah-ı kalb dercedilmiştir. Herkes kalbine
müracaat etse bu zevki hisseder.
Meselâ:
Mü'minler arasında husumet ve adavet bir kötülüktür. O kötülük
içinde kalb ve ruhu sıkıntılarla boğacak bir vicdan azabı, yüksek
ahlaklı ruhlara hissettirir. Ben kendim, belki yüz defadan fazla
tecrübe etmişim ki, bir mü'min kardeşe düşmanlığım vaktinde, o
düşmanlıktan öyle bir azap çekiyordum, şübhe bırakmıyordu ki,
bu kötülüğüme karşılık bir cezadır, çektiriliyor.
Meselâ:
Hürmete lâyık zâtlara hürmet ve merhamete lâyık olanlara merhamet
ve hizmet bir hasenedir, bir iyiliktir. Bu iyilikte ahiret sevabını
hisettirir derecede öyle bir zevk, lezzet vardır ki, hayatını
feda etmek derecesine o hürmeti, o merhameti ileri getirir. ..
Hem
meselâ; hırs ve israfta öyle bir ceza var ki, şikayetli, meraklı,
manevî ve kalbî bir ceza insanı sersem eder. Ve hased ve kıskançlıkta
öyle bir muaccel ceza var ki, o hased, hased edeni yakar. Hem
tevekkül ve kanaatta öyle bir mükafat var ki, o lezzetli muaccel
sevab, fakr ve hacatın belasını ve elemini izale eder.
Hem,
meselâ; gurur ve kibirde öyle bir ağır yük var ki, mağrur adam
herkesten hürmet ister ve istemek sebebiyle soğukluk gördüğünden,
daimî azap çeker. Evet hürmet verilir, istenilmez. Hem, meselâ,
tevazuda ve terk-i enaniyette öyle lezzetli bir mükafat var ki,
ağır bir yükten ve kendini soğuk beğendirmekten kurtarır.”
Üstad’ın
da belirttiği gibi, ahiret azabının bir kısmı inkar edenler için
dünyada başlarken, iman edenler için de cennet hayatının mutluluğu
başlar. İnsanın vicdanına ve dolayısıyla Kuran ahlakına uygun olmayan
her özelliği onun için büyük bir sıkıntı konusudur. Bu nedenle bir
kısım insanların hem dini gözardı edip, hem de rahat yaşadığının
zannedilmesi çok büyük bir yanılgıdır. Bu insanların zenginliği
kişiyi yanıltmamalı ve Allah’ın bu insanların ruhunda cehennem azabını
yaşatmaya başladığı hiçbir zaman unutulmamalıdır.
|