|
İNKAR EDENLER DE “İNSANLAR İÇİN İYİLİK İSTEDİKLERİ”
İDDİASIYLA ORTAYA ÇIKARLAR
İnsan
gün içinde pekçok hata yapar. Yanlış bir tavırda bulunur, ağzından
yanlış bir kelime çıkar, yanlış bir karar alır. Ancak insanın önünde
hatalarını en aza indirecek, doğruları bulmasına ve yanlış kararlar
almasına engel olacak bir rehber vardır. Bu rehber, Allah’ın kendi
katından indirdiği, hakkı batıldan ayıran kitabı Kuran'dır. Eğer
insan vicdanını tam anlamıyla kullanıp, Kuran ahlakını yaşama konusunda
titiz davranırsa dosdoğru bir yola uymuş olur.
Kuran
insanlara, doğruyla yanlışı nasıl ayırt edeceklerini, neyin iyi
ve neyin kötü olduğunu, Allah katında neyin güzel, neyin çirkin
karşılandığını bildirir. İnsanlara en doğru şekilde nasıl yaşayacaklarının
yolunu gösterir. Ancak çoğu kişi, ellerinde böyle büyük bir nimet
olduğu halde bu imkanı değerlendiremez ve Kuran ayetlerini gözardı
ederek, toplumda kabul gören ölçüler çerçevesinde bir hayat kurar.
Bu çok sıkıntılı, kurallarla dolu, karanlık ve bereketsiz bir hayattır.
Çünkü ölçüsü Kuran olmayan insan yanlışı doğru, iyiyi kötü, güzeli
çirkin karşılar. Kendisine yarar ve fayda sağlayacak birşeyi kötülük
ve zarar getirecek bir şey iyilik zanneder. Bu nedenle de aldığı
kararlar isabetli olmaz.
İnsanların
doğru ve yanlış ölçülerinde aldıkları en büyük kıstas çevrelerinden
öğrenegeldikleri değerler ve diğer insanların kendilerine verdiği
tavsiyelerdir. Çevrelerindeki insanların doğru kabul ettiğini doğru,
kötü kabul ettiğini kötü görürler. Oysa her insan doğruyu ve yanlışı
çevresindeki insanlara göre değil, Kuran'a göre değerlendirmekle
yükümlüdür. Eğer öğüdüne uyduğu insan yanlış yoldaysa ve doğru bilgi
sahibi değilse, hiç değerlendirmeden onun yaptığını yapmak, dediğini
uygulamak insanı umulmadık zararlarla karşılaştırabilir. Zira hiçbir
insan öğüt verirken kendisinin yanlış yolda olduğunu söylemez, her
insan en doğruyu kendisinin uyguladığı iddiası ile ortaya çıkar.
Bu nedenle akıl ve vicdan sahibi müslümanların her olayı, her gelişmeyi,
her tavsiyeyi Kuran'a göre değerlendirmeleri ve hayatlarını Kuran
ahlakına göre kurmaları gerekir. Nitekim değerli İslam alimi Said
Nursi de bu konuya dikkat çekmiş ve Müslümanları bu yönden gelebilecek
tehlikelere karşı uyarmıştır:
“Hiçbir
bozguncu ben bozguncuyum demez. Daima hak taraftan görünür.
Yahut bâtılı hak görür. Evet kimse demez ayranım ekşidir.
Fakat siz mehenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette
geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan
edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de bozguncuyum veya bilmediğim
halde bozgunculuk ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe
girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin
elinde kalsın, mehenge vurunuz. Eğer altın çıktı ise kalbde saklayınız.
Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız,
bana reddediniz gönderiniz..."
Üstad’ın
dikkat çektiği gibi hiç bir fitneci, hiçbir bozguncu ben fitneciyim,
ben bozguncuyum diye ortaya çıkmaz. Veya hiç bir münafık, kendisinin
ikiyüzlü olduğunu itiraf etmez. Hiç bir müşrik ben şirk koşuyorum
demez. Münafık, fitneci veya inkarcı her insan “biz iyilikten
başka bir şey istemiyoruz” iddiasıyla ortaya çıkar. İnsanların
hayrı için öğütler verdiğini ve kendisine uyulduğunda mutlu olunacağını
iddia eder. Bu nedenle insanların sözleri ve tavsiyelerini “ölçü”
alarak, doğrulara veya yanlışlara çevresindekilerin ortak kanaatine
göre karar veren biri çok büyük bir hataya düşmüş olur.
Samimi
olarak Allah rızasını arayan kişi ise hayatının her anını Kuran'a
göre değerlendirir. Her duyduğuna körü körüne inanıp, hayatını kulaktan
dolma bilgilerle yönlendirmeye kalkışmaz. Etrafındaki insanların
niyetlerinden ancak onların sözlerini ve tavırlarını Kuran'a ve
sünnetlere göre değerlendirerek emin olur. Duyduğu her sözün kalbine
gitmesine izin vermez. Önce Kuran'a ve sünnetlere göre ölçüp değerine
bakar. Eğer mutabıksa bunu alıp, ömrünün sonuna kadar sımsıkı sarılır.
Ancak Kuran'a ve perygamberimizin ahlakına ters gördüğü bir şeyi
alıp uygulamaz ve bundan şiddetle sakınır. Üstad’ın da belirttiği
gibi her sözü elekten geçirir gibi eler, sonda kalan değerli sözleri
kendine saklar.
Öte
yandan unutmamak gerekir ki, Kuran'ı ve Peygamberimizin sünnetlerini
bir kenara bırakıp, kendisine başka rehberler edinen kişi içine
düştüğü sıkıntıları kendi eliyle oluşturmuş olur. Çünkü önünde kendisine
doğru yolu gösteren bir rehber olduğu halde, bunu görmezden gelmekte
ve bilerek kendi kendine ihanet etmektedir. Aslında böyle bir insanın
başına gelen sıkıntılardan dolayı hiç bir şekilde şikayet etmeye
hakkı yoktur. Ancak Allah’ın sözünü bırakarak insanların sözlerine
kulak vermenin ne derece büyük bir akılsızlık olduğunun şuurunda
olmayan insanlar hayatlarından sürekli şikayet ederler.
Vicdanını
dinleyeceği yerde sırf insanları dinlediği için hayatı boyunca sayısız
hata yapan ve birgün ölüm geldiğinde büyük bir korku ve pişmanlık
içinde ruhunu teslim eden insanlar olduğunu Kuran'da bildirilmiştir.
Bu nedenle insanın yaşamını yönlendirirken tek ölçüsünün Kuran ve
peygamberimizin sünneti olması son derece önemlidir. Hem dünyada,
hem de ahirette mutlu ve rahat bir hayat yaşamak ancak bu şekilde
mümkün olabilir.
|