|
ENANİYETTEN
SAKINMAK
Kuran’da
enaniyet çok şiddetli bir bela olarak tarif edilir. Şeytanın Allah’ın
huzurundan kovulmasının sebebi enaniyetinden kaynaklanan isyankar
tavrıdır. Kendisini üstün görmesi ve Hz.Adem’in karşısında büyüklenmesi
onu sonsuza kadar azap çekmeye mahkum etmiştir. Firavun’un kıyamete
kadar yaşayacak olan tüm insanlığa ibret olmasının sebebi de enaniyetidir.
En yakını bildiği karısı, Firavun’un bu ahlakı nedeniyle onu düşman
olarak kabul etmiş ve onun şerrinden Allah’a sığınmıştır. Enaniyetin
getirdiği merhametsizliği, kibiri, acımasızlığı nedeniyle halkı
ondan nefret etmiştir.
Allah
bir çok ayetinde enaniyet konusunda müminleri uyarmıştır. Çünkü
bu duygu tüm insanlar için büyük bir tehlikedir. Ancak bu konuda
hiç kimsenin kendisini müstağni görmemesi gerekir. Çünkü her insanın
nefsinde büyüklenme duygusu vardır. Yalnızca Allah’ın kudretinin
ve azametinin farkına varanlar, nefislerindeki bu büyüklenmenin
etkisi altında kalmazlar. Öte yandan Allah’ı tam olarak takdir edemeyen
bir çok insan enaniyetine yenik düşer. Ancak bu akılsızlığı ve vicdansızlığı
kendisine çok büyük kayıplar getirir.
Enaniyetli
insanlar hiçbir zaman adaletli olamazlar
Nefsine
karşı zaafı olan bir insan, haklı veya haksız her zaman her konuda
nefsinin avukatlığını yapar. Kendisine yapılan hiçbir eleştiri ve
uyarıyı kabul etmez. Nefsinin bütün eksikliklerini örtbas etmeye
çalışır. Her konuda haklı çıkmak için çaba sarfeder. Bu nedenle
enaniyetli insanlar hiçbir zaman adaletli olamazlar. Çünkü kendilerinin
haksız oldukları durumlarda bile her zaman kendi doğruluklarında
ısrar eder ve karşı tarafın haklılığını reddederler. Bu nedenle
kendi çıkarlarıyla çatışan olaylarda adaletsiz hüküm verir, hakkaniyetli
davranamazlar.
Enaniyetli
insanlara güven duyulmaz
Enaniyetli
bir insan herkesten daha üstün olduğu iddiasındadır. Bütün hayatı
boyunca bu iddiayı ispat etmeye çalışır. Her konuşmada, her fikirde,
her tavırda üstün olan taraf olmak ister. Halbuki hatasız bir insan
olması mümkün değildir. Hatasızlık ancak Allah’a mahsustur. Bu nedenle
insanın böyle bir iddiayla ortaya çıkması hem büyük bir akılsızlık,
hem de büyük bir hatadır. Her insanın konuşmalarında, aldığı kararlarda,
yaptığı tavırlarda, öne sürdüğü fikirlerde hata payı vardır. Kimi
zaman bilerek, kimi zaman bilgisizlikten, dalgınlık veya unutkanlıktan
kaynaklanan pek çok hatası olur.
İşte
üstünlük iddiasında olan enaniyetli bir insan, yaptığı tüm bu yanlışları
kapamak için büyük bir gayret sarfeder. Kendisini hatasız gibi göstermek
istediği için sürekli yalana başvurur. Bilemediği konuları biliyormuş
gibi, hatırlayamadıklarını hatırlıyormuş gibi veya beceremediklerini
becerebiliyormuş gibi yapar. Bu nedenle enaniyetli olduğu bilenen
kişiler toplumda güvenilmeyen, her an herkesi aldatabileceği bilinen
ve sözüne itimat edilmeyen kişilerdir.
Enaniyetli
bir insan dost edinemez.
Enaniyet
kişinin kendisine hayran olması ve kendisini herkesten daha üstün
görmesi anlamına gelir. Enaniyetli insanlar en çok kendilerini severler.
Bu nedenle hep kendilerinin ilgi, alaka, saygı ve sevgi görmesini
isterler. Herkesin gözbebeği konumunda olmayı arzu ederler. Kendi
rahatlarını, sağlıklarını, mutluluklarını herkesten daha önemli
görürler. Bu nedenle böyle insanlar kolay kolay başkalarına karşı
sevgi besleyemez, aynı zamanda da sevgi gösteremezler. Çünkü gerçek
sevgide karşıdaki kişinin mutluluğu her zaman kişinin kendi mutluluğundan
önce gelir. İnsan sevdiği kişilere karşı her zaman tevazulu, fedakar,
ilgili ve yumuşak başlı olur. Sevgisini karşısındaki kişiye değer
vererek, onore ederek gösterir. Ancak enaniyetli bir insan çevresindeki
insanları her zaman kendisinden daha aşağı görür. Bu zihniyeti tavırlarına
ve konuşmalarına da doğal olarak yansır. İnsanlara karşı gururlu,
kibirli, alaycı ve katı olur. Bu nedenle hiç bir zaman gerçek sevgiyi
elde edemez ve insanlardan da istediği sevgiyi göremez.
Görüldüğü
gibi enaniyet her yönüyle insanlara büyük kayıplar getirir. Bu nedenle
iman edenlerin enaniyetten şiddetle kaçınması ve Allah’ın karşısındaki
aczini hiçbir zaman unutmaması çok önemlidir. Nitekim Üstad da müminler
için büyük bir tehlike olarak gördüğü enaniyet için şu tarifi yapmıştır:
“Ehl-i
dalaletin tarafgirleri, enaniyetten istifade edip, kardeşlerimi
benden çekmek istiyorlar. Hakikaten insanda en tehlikeli damar,
enaniyettir ve en zaîf damarı da odur. Onu okşamakla, çok fena
şeyleri yaptırabilirler. Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz; sizi enaniyetle
vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar. Hem biliniz ki: Şu asırda
ehl-i dalalet eneye binmiş, dalalet vâdilerinde koşuyor. Ehl-i
hak, bilmecburiye eneyi terketmekle hakka hizmet edebilir. Ene'nin
istimalinde haklı dahi olsa; mademki ötekilere benzer ve onlar
da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine
karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber etrafına toplandığımız
hizmet-i Kur'aniye, ene'yi kabul etmiyor. "Nahnü" istiyor. "Ben
demeyiniz, biz deyiniz" diyor. Elbette kanaatınız gelmiş ki, bu
fakir kardeşiniz ene ile meydana çıkmamış. Sizi enesine hâdim
yapmıyor. Belki, enesiz bir hâdim-i Kur'anî olarak kendini size
göstermiş. Ve kendini beğenmemeyi ve enesine tarafdar olmamayı
meslek ittihaz etmiş. Bununla beraber, kat'î deliller ile sizlere
isbat etmiştir ki: Meydan-ı istifadeye vaz'edilen eserler, mîrî
malıdır; yani Kur'an-ı Hakîm'in tereşşuhatıdır. Hiç kimse, enesiyle
onlara temellük edemez!…"
|