İMAN EDENLERE DÜŞEN BÜYÜK SORUMLULUK

İçinde yaşadığımız zaman belki de, insanların Kur’an ahlakını öğrenmeye, dinlemeye ve müminlerin eğitimine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğu bir zamandır. Şüphesiz ki her dönemde insanlar için Kur’an ahlakını öğrenmek en büyük ihtiyaçtır. Ancak yaşadığımız devir, insanların dinden iyice uzaklaştığı, dejenerasyonun şiddetinin önemli ölçüde arttığı ve inkarcıların sayıca büyük bir çoğunluğa sahip olduğu bir dönemdir.

Çeçenistan’da, Keşmir’de, Doğu Türkistan’da, Bosna’da, Kosova’da, Endonezya’da ve dünyanın daha bir çok yerinde milyonlarca müslümana yapılan zulüm, belki de tarihte hiç bir zaman bu kadar geniş çaplı ve zalimce uygulanmamıştır. Ayrıca sadece müslümanlara değil, zayıf bırakılmış kadın, erkek ve çocuklardan milyonlarcasına dünyanın dört bir yanında büyük bir eza yapılmaya devam edilmektedir.

Tarihte belki de hiç bu kadar yaygın ve sistemli bir şekilde dinsizlik propagandası yapılmamıştır. Veya belki de hiç bir zaman bu kadar yaygın ve kalabalık bir insan topluluğu, dine karşı bu kadar duyarsız ve ilgisiz olmamıştır. Ayrıca şurası bir gerçektir ki, geçmişten bu yana hiç bir zaman ahlaksızlık bu kadar yaygın ve şiddetli uygulanmamıştır.

Bu nedenle Allah’ın böyle bir devirde yarattığı müminlerin üzerine belki de tarihin en büyük vazifesi düşmektedir. Bu dönemde İslam ahlakının anlatılacağı insan sayısı ve müminler aleyhinde mücadele veren inkarcıların sayısı her zamankine oranla daha fazladır. Ayrıca müminlerin aklına, ahlakına ve anlatacaklarına muhtaç olan insanların içinde bulunduğu koşullar da her zamankinden daha zorludur.

Bu durumda müminlerin çok çalışkan, çok şevkli ve çok fedakar olmaları şarttır. Çünkü Allah’a gönülden iman eden, dine samimi olarak bağlı ve ahirete kesin bilgiyle inanan müminlerin sayısı (Allah’ın kanunu gereği) son derece azdır. Dolayısıyla her bir mümin milyonlarca insanın ahlaken eğitilmesi sorumluluğu altında yaşamaktadır.

Tüm bu gerçekler gözönünde bulundurulduğunda iman edenlerin birbirlerine sıkıca kenetlenmeleri ve kendi menfaatlerini tümüyle terketmeleri Allah’ın rızasına en uygun olan tavırdır. Böylesine şiddetli bir dönemde Allah’ın varlığının ve dinin hak olduğunun farkında olan bir müslümanın, kendi çıkarlarının ve kendi sorunlarının peşinden koşması çok büyük bir vicdansızlık olur. İnsanların şu anda içinde bulunduğu durum, her türlü menfaati ve her türlü şahsi rahatı gözardı etmeyi gerektirmektedir.

Nitekim bütün peygamberler şahit oldukları zulümlere ve adaletsizliklere karşı mücadele etmek için şahsi menfaatlerini tümüyle terketmiş ve çok büyük zorluklar yaşamışlardır. Ancak bunun neticesinde her zaman bolluk ve bereketle ödüllendirilmiş ve her zaman zorluklar, Allah’ın yardımıyla kolaylıklara dönüşmüştür. Herşeyden önemlisi Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmışlardır.

Bu dönemde yaşayan müminler için de aynı kanun geçerlidir. Allah’ın yardımı ve inayeti her zaman müminlerin üzerindedir. Ancak müminlerin üzerine düşen ihlasla elinden gelenin en fazlasını yapması ve hiç bir zaman kendi nefsinin peşinde koşmamasıdır. Üstad Risalelerin bir çok bölümünde bu konuya özellikle dikkat çekmiş ve kendi hayatını tümüyle Allah’ın dinine adamış, her türlü şahsi menfaatini Allah rızası için feda etmiş samimi müminlere, her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğuna dikkat çekmiştir. İnsanların İslama bağlanmalarında ve Allah’a yaklaşmalarında, inancında kararlı ve samimi müminleri görmelerinin büyük bir kolaylık oluştaracağını ve bu nedenle müminlerin bu konuda son derece itinalı olmaları gerektiğine de işaret etmiştir.

“ Bu zamanda avam-ı mü'minînin tam itimad etmesi ve iman hakikatlarını tereddüdsüz ders alması için, öyle muallimler lâzım ki; değil dünya menfaatlarını, belki âhiret menfaatlarını dahi ehl-i imanın menfaat-i uhreviyesine feda ederek o ders-i imanîde her cihetle şahsî faidelerini düşünmeyip yalnız ve yalnız hakikatlara, rıza-i İlahî ve aşk-ı hakikat ve hizmet-i imaniyedeki şevk-i hak ve hakkaniyet için çalışsın. Tâ her muhtaç, delilsiz kanaat edebilsin, bizi kandırıyor demesin ve hakikat pek çok kuvvetli olduğunu ve hiçbir cihetle sarsılmadığını ve hiçbir şeye âlet olmadığını bilsin, tâ imanı kuvvetlensin ve o ders ayn-ı hakikattır desin, vesvese ve şüpheleri zâil olsun. (Siyaset-Neşriyat, s. 114)

Netice vermeyecek tartışmalardan kaçınmak gerekir

İnkar edenlerin tarih boyunca müslümanları engellemek için başvurdukları çeşitli yöntemlerden biri müminleri anlamsız ve bir neticeye varmayacak tartışmalar içine çekmeye çalışmaktır. Bu nedenle müslümanların bu tarz ortamlara karşı dikkatli olmaları, Kuran ahlakına uyarak cahillerden yüz çevirmeleri, boş sözden kaçınmaları önemlidir.

Dini anlatırken, karşı tarafla tartışmaya girmemek, karşı tarafı hayır olana yöneltmek çok hayırlı sonuçlar verir. Aksi bir durumda, eğer müslümanlar anlamsız bir inatlaşma ve gurur çatışması içine girerlerse, bu durumda asıl konudan dikkatleri dağılacak ve istemeden olsa karşı tarafın amacına hizmet etmiş olacaklardır.

Her türlü durumda, Allah'ın emrine uyarak güzel söz söylemek, yüz çevirmek veya karşı tarafı mümkün olduğunca en hayırlı olana yöneltmek gerekir.

Bu ahlaka en güzel örnekler Allah'ın Resulleridir. Bilindiği gibi Hz. Musa'nın Allah'a ve dine davetini Firavun sürekli olarak kibir ve alayla geri çevirmiş, sorduğu sorularla kendi aklınca Hz. Musa'nın dikkatini dağıtabileceğini ve bu şekilde dini anlatmaktan alıkoyabileceğini sanmıştır. Firavun'un bu amaçla sorduğu sorulardan birisi ise, "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"sorusudur. Firavun’nun bu soruyu sorma sebebi, gerçekten böyle bir merak içerisinde olması veya samimi olarak din hakkında bir şeyler öğrenip ona göre tavrını değiştirecek olması değil, sadece Musa peygamberi bir polemiğin içine çekmek ve halkın önünde Allah’ın varlığının anlatmasını engellemektir. Ancak Hz.Musa Firavun’un bu sorusuna cevap verip uzun uzun bir tartışmaya girmek yerine "Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz." (Taha Suresi, 52) cevabını vermiştir.

Hz. Musa Firavun'un kendisini içine çekmek istediği tartışmaya girmediği gibi, bir cümle ile en hikmetli cevabı verdikten sonra, Allah’ın varlğının delillerini ve Allah’ın büyüklüğünü anlatmaya devam etmiştir. Bu örnekte de görüldüğü gibi önemli olan karşı tarafın beklentisi değil, müslümanların ne anlatmak istediğidir. İnanmayanlar mutlaka bir şekilde müminleri bir tartışmanın içine çekmek isterler. Allah'ın bir ayetinde de bildirdiği gibi insan her şeyden çok tartışmacıdır. Bu durumda akılcı ve vicdanlı davranarak onların bu oyununa gelmemek ve nefsi savunmak yerine Allah’ın rızası neyi gerektiriyorsa o konuyu anlatmak çok önemlidir.