|
ALLAH
RIZASI İÇİN YAPILMAYAN AMELLER BOŞA ÇIKAR
İnsanlar
yaşamları boyunca sürekli bir iş üzerindedirler. Kimi sadece evi
ve çocukları ile ilgilenirken, kimisi de tüm yaşamını iş hayatının
yoğun temposu içerisinde geçirir. Herkes farklı bir alanda ve farklı
bir iş üzerinde bir ömür boyu uğraşır. Bunların tümünde ortak hedef
rahat ve mutlu bir hayat yaşayabilmektir.
Hayatını
futbol antrenörlüğü yaparak kazanan birini düşünelim. Böyle bir
insanın yaşamının hemen hemen tamamı, futbol sahalarında, futbolcularına
topa nasıl vurulacağını, hangi taktiklerle karşı tarafı mağlup edebileceklerini,
nasıl formda kalacaklarını, takım ruhunu nasıl muhafaza edeceklerini,
maça psikolojik ve fiziksel olarak en iyi şekilde hazırlanabileckelerini
öğretmekle geçer. Bir bakkal, hayatını insanlara un, ekmek, kibrit,
deterjan satarak, dükkanına mal getirtip bu malları tezgahlara dizerek
veya toptancılarla pazarlık yaparak geçirir. Bir ev kadınını gözünüzde
canlandırın. Eğer 60 senelik ömrü varsa, bu hayatın hemen hemen
40-50 senesini evinin temizleyerek, çamaşır yıkayarak, yemek ve
ütü yaparak, alışverişe çıkıp sebze, meyve torbalarını taşıyarak
geçirir.
Bunun
gibi sayılabilecek binlerce meslek çeşidi ve uğraş alanı vardır.
Ancak yaptığı iş her ne olursa olsun insanların büyük çoğunluğu
bu iş için mutlaka ter döker, emek sarfeder ve bütün hayatını bu
konuda başarılı olabilmek için seferber eder.
Ve
her insan verdiği bu emeğin karşılığını en güzel şekilde almak ister.
Yaptıklarının karşılığı olarak mutlu, rahat, saygın bir yaşamı olmasını
arzu eder. Ancak çoğu kişi bu saydıklarımıza ya kısmen sahip olur,
ya da bunların hiçbirini elde edemez. Çünkü hayatını yaşarken, bu
hayatı ona Allah’ın verdiğini unutur ve bütün yaşamı mesleği, eğlencesi,
hırslarından ibaret olur. Halbuki Allah rızası için yapılmadığı
sürece hangi meslekte olursa olsun, hangi işle meşgul olunursa olsun,
verilen emeklerin tümü anlamsızdır. Allah bu gerçeği Kur’an’da bize
şu şekilde bildirmiştir:
“Onlar
sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından
daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz
de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları
gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya
ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette
bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar
kayba uğrayanlardır." (Tevbe Suresi, 69)
Ayette
bildirilen kanunun bir gereği olarak, yaptığı işin karşılığını yanlızca
dünyadan bekleyen ve bütün hedefi dünyada rahat bir hayat yaşamak
olan insanların yaptıkları herşey boşa çıkacak ve ömür boyu uğraştıkları
işlerden onların eline kalan hiç bir şey olmayacaktır.
Dünya
hayatı için çalışan ve ahiretini hiç düşünmeyen bir insan düşünelim.
Böyle bir insan hayat boyu çalışarak en fazla ne elde edebilir?
Elde edebileceğinin en fazlası, yaşadığı ülkenin güzel şehirlerinden
birinde güzel manzaralı bir ev, lüks döşenmiş bir işyeri, pahalı
bir araba, ünlü markalardan oluşan bir gardrop, bir kaç pahalı mücevher
ve bunun gibi şeyler olacaktır. Bir insanın yaşlanana kadar bütün
gücüyle çalışıp tüm bunlara sahip olduğunu varsayalım. Şimid de
tüm bunlara sahip olmak ona ne kazandırmıştır buna bir bakalım.
Herşeyden
önce böyle bir insan sahip olduklarıyla mutluluğu elde edemez. Çünkü
mutluluk, ancak insanın Allah’ın dinine uygun yaşaması ve dolayısıyla
vicdanının rahat olmasıyla mümkün olabilir. Bu nedenle tüm bu zenginliklere
rağmen eğer iman etmiyorsa bu insan, ömür boyu kalbindeki sıkıntı
ve azapla yaşamak zorundadır. Allah’a yönelerek fıtratına uygun
yaşamadığı sürece sahip olduğu zenginlik hiç bir şekilde içindeki
mutsuzluğa bir çözüm olmayacaktır.
Öte
yandan insan kazandıklarıyla ölümsüzlüğü de elde edemez. Çünkü Allah
her insanı ölümlü yaratmıştır. Zamanı geldiğinde her insan, ecel
vaktini bir an bile geri alamadan hayatını kaybecektir. Dolayısıyla
bu zenginlik ona hiç bir zaman istediği zevki ve lezzeti vermeyecektir.
Çünkü ölürken sahip olduklarının tek bir tanesini bile yanına alamayacak
ve herşeyi geride bırakarak bu dünyadan ayrılmak zorunda kalacaktır.
Evi, arabası, kıyafetleri ölümüyle birlikte sonsuza kadar yokolacaktır.
Ayrıca
zenginliği büyük ihtimalle uğrunda çabaladığı itibarı da ona kazandırmayacaktır.
Çünkü zenginlikten kaynaklanan bir itibar mutlaka sahte ve geçici
olur. Zenginlik gittiği anda bu itibar ve saygınlık da birdenbire
yokolur. İnsanların gösterdiği saygının yapmacık ve şartlara bağlı
olduğunu bilen bir insan için ise böyle bir itibar hiç bir zaman
kalbinde tatmin meydana getirmez.
Görüldüğü
gibi insanın dünya için yaptığı işlerin hiçbiri ona tatmin edici
bir bir şey kazandırmaz. Eğer insan yaptıklarını Allah’ı ve ahireti
unutarak yapıyorsa o zaman bütün amelleri boşa çıkacak ve bir ömür
boyu emek verdiği işlerden geriye elinde hiç bir şey kalmayacaktır.
Halbuki ahiret için çalışmak insana hem dünyada hem de sonsuz hayattaki
mutluluğu kazandırır. Allah rızası için çalışan bir insan yaptıklarının
karşılığınıdünyada mutlu ve rahat bir hayat yaşayarak, ahirette
ise sonsuza kadar ihtişamlı bir zenginlik içinde kalarak alır. İnsanların
sonsuz bir mükafatı terk ederek dünyanın geçici menfaatlerine yönelmeleri
ve ellerinde hiç bir şey kalmayacağını bilerek dünyanın külfetini
yüklenmeleri ise çok büyük bir akılsızlıktır.
Nitekim
Üstad insanlardan ahireti bırakarak dünyaya yönelenlerin nasıl bir
akılsızlık içinde olduklarını şu şekilde açıklamıştır.
"Ey
sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti
az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç
para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır
ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve
fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde
gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat
ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak
olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir
adam sana yüz liralık bir hediye va'detse, yüz gün seni çalıştırır.
Hulf-ul va'd edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin.
Acaba hulf-ul va'd hakkında muhal olan bir zât, Cennet gibi bir
ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va'd etse, pek
az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen
hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım
yamalak hizmetinle onu va'dinde ittiham ve hediyesini istihfaf
etsen, pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tazibe müstehak
olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır
işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir haps-i
ebedînin havfı, en hafif ve latif bir hizmet için sana gayret
vermiyor mu?"
|