|
CAHİLİYE
TOPLUMUNDA SEVGİNİN ÖLÇÜSÜ MENFAATİN BÜYÜKLÜĞÜDÜR
Her
insanın diğerlerine nazaran daha çok sevdiği arkadaşları, daha fazla
takdir ettiği yazarlar, desteklediği işadamları, savunduğu siyasiler
veya bunun gibi muhabbetinin daha güçlü olduğu insanlar vardır.
Bu elbette olağan bir durumdur. Ancak “bu insanlar acaba hangi ölçüye
göre bu değerlendirmeyi ve sıralamayı yapıyorlar?” diye merak ettiğinizde
karşınıza genellikle hep aynı sonuç çıkar. İnsanların pek çoğunun
diğerlerine duyduğu sevgi, yakınlık, taraftarlık gibi duygularında
temel ölçü menfaatleridir.
Örneğin
cahiliye toplumunda insanın çevresinde yüzlerce hatta binlerce kişi
olsa da bunların arasında ancak belli kişilere yakınlık göstermeyi,
onlarla daha çok ilgilenmeyi tercih eder. Mümkün olduğunca bu kişilerin
hoşnut olacağı bir tutum sergilemeye çalışır, onların beğendiğini
beğenir, onların savunduğunu savunur, onların ak dediğine ak, kara
dediğine kara der. Çünkü bu kişiler arkadaşlarını ve çevrelerini
seçerken kimin veya neyin kendisine daha fazla yararı olduğuna bakarlar.
Kim kendi nefsini daha fazla tatmin ediyor, kim ona daha fazla kazanç
sağlıyorsa sevgi ve ilgisini bu kişiye yöneltir. Ancak insanlar
arasındaki ilişkilerde menfaati sadece maddi menfaat olarak da düşünmemek
gerekir. Eğer bir insan birçok kişinin arasından kendisine en çok
iltifat eden, en çok ilgi gösteren, en çok yardımcı olan kişiye
karşı, onun kötü ahlak özelliklerini görmezden gelerek ve bunları
düzeltmek için hiçbir çaba göstermeden sevgi besliyorsa, bu da bir
nevi menfaat beklentisidir. Bu durumda da kişi sadece kendi nefsini
düşünüyor ve kendi nefsini en çok tatmin eden insanı seçiyor demektir.
Menfaat
beklentilerinin bunun gibi çeşitli örnekleri olabilir. Kimi insan
kendisini en çok güldüren kişiyle arkadaşlık etmek ister, çünkü
bu insan nefsini diğerlerine göre daha çok eğlendirir. Kimisi ise
kendisine maddi olarak en çok kazanç sağlayacak olanı seçer. Diğer
bir deyişle insanlar nefsine kim daha çok hizmet edecekse, o insana
sevgisini ve ilgisini sunarlar. Örneğin eğer amacı gezmekse, kendisiyle
en rahat gezme imkanına sahip olan kişiyi, amacı zengin bir çevreye
dahil olmak ise kendisine bu imkanı en kolay sağlayacak olan kişiyi
arkadaş edinir. Amacıokulda başarılı olmaksa, derslerine en fazla
yardım edebilecek olanın yanında dolaşır. Amacı mevkisinin yükselmesi
ise bunu yapma imkanı kimin elindeyse en nazik, en sevgi dolu ve
en düşünceli tutumu sergilediği kişi bu insan olur. Bu nedenle müminlerin
nefsin bu oyununa karşı çok dikkatli olması gerekir. Nitekim Bediüzzaman
bu konuyu önemli görerek, insanlara nefsin bu oyununa kapılmamaları
gerektiğini şu sözleriyle hatırlatmıştır.
“İnsan
kendi nefsine olan şiddetli sevgiden dolayı kendisine hizmeti
ve menfaati olan şeyleri sever, hem kıymet verir. Semeresinden
istifade gördüğü şeylere abd ve köle olur.”
Gerçekten
de Allah’a ve ahiret gününe inanmayan ve kıyamet gününü uzak gören
insanlar bütün hayatlarını nefislerinin istekleri doğrultusunda
yönlendirirler. Hangi yazarları okuyacaklarından, hangi siyasi partiyi
destekleyeceklerine kadar verdikleri bütün kararlarda ölçü sadece
nefislerinin tatmini olur. Böylece bir anlamda nefisleri için onlara
bağlanır ve Üstad’ın deyimiyle “semeresinden istifade gördüğü
şeylere abd ve köle olurlar”.
Halbuki
insanların sevgi ve ilgiyi yöneltecekleri kişi veya kişileri seçerken
tek ölçüleri Allah’ın rızası olmalıdır. Müminler insanlar arasındaki
tek ayırımı ahlaklarına göre yaparlar. İnsanların Allah’a en yakın
olanını, en adil, en merhametli, en takva, en sabırlı, en tevazulu,
en yumuşak huylu olanını en çok severler. Çevrelerindeki binlerce
insan arasında yaptıkları tek ayırım ahlak ayırımıdır. Allah’a karşı
kimi daha fazla muhabbet dolu, kimi daha fazla korku dolu görüyorlarsa
kalben bu kişiye karşı daha büyük bir sıcaklık ve sevgi duyarlar.
Çünkü Allah katında da insanların en üstün olanının takvaca en ileride
olan olduğunu bilirler.
Dolayısıyla
müminler insana sevgi ve ilgi yöneltirken, o kişinin kendi nefislerine
bir kazanç sağlayacağı umuduyla hareket etmezler. Hiç tanışmıyor
olsalar da, çok güzel ahlaklı olduğunu bildikleri bir insana gıyabında
büyük bir sevgi ve muhabbet duyarlar. Hangi insan Allah’a daha yakınsa,
hangi siyasi parti insanlara daha faydalı ve daha samimi ise, hangi
yazar çalışmalarıyla hayırlı ve güzel hizmetler yapıyor ise onu
sever ve onu desteklerler.
İman
edenlerin kıymet ve değer anlayışlarını belirleyen tek kaynak Kuran’dır.
Kuran’a göre değerli olan bir çalışma, Kuran’a göre değerli olan
bir insan, bir eşya veya bir olay müminler için de kıymetlidir.
Ancak Kuran’da değersiz olduğu bildirilen herşey de müminler için
kıymetsizdir. Müminler için en büyük kazanç İslamın kazancıdır,
en büyük zevk ise Allah’ın sevgisi ve rızazını kazanmaktır. Bu büyük
kazanç ve bu büyük zevke hiç bir zaman kendi nefislerinin kazancını
ve aldığı zevki tercih etmez ve dünya hayatını asla ahirete değişmezler.
|