|
İMAN
TÜM ZORLUK VE SIKINTILARI KOLAYLIKLARA ÇEVİRİR
Her
insanın birbirinden farklı sıkıntıları ve çözümünü bulamadığı sorunları
vardır. Günlük hayatında, aile ortamında, iş ya da özel hayatında
çeşitli zorluklarla karşılaşır. Eğer düşünürseniz dost sohbetlerinin
büyük çoğunluğunun şikayetlerden oluştuğunu görürsünüz. İnsanlar
bu sorunların verdiği sıkıntıyla hayattan lezzet alamadıklarını,
azap içinde yaşadıklarını, sürekli ağladıklarını, en son ne zaman
dilediklerince güldüklerini hatırlayamadıklarını ifade ederler.
Üstelik bu sorunlarından kurtulmanın, rahata ve huzura kavuşmanın
mümkün olmadığını da sürekli tekrar ederler.
Halbuki bu sıkıntılardan, üzüntülerden ve azap dolu hayattan kurtulmak
çok basittir. Eğer insan isterse hiçbir sıkıntı ve zorluk yaşamadan,
çok mutlu bir hayat sürebilir. Eğer hayata bakış açılarını değiştirirlerse,
o zaman aynı şartlarda yaşamalarına rağmen, içlerinde bulundukları
zor durumun kendileri için bir zevk ve lezzete dönüştüğünü göreceklerdir.
Bunun tek yolu ise iman etmektir.
İman
eden bir insan hayatındaki her olayın Allah'ın yazdığı kusursuz
kader doğrultusunda geliştiğine bilen, hayatının her anında Allah'a
güvenip dayanan, tevekküleden, her şart ve durumda güzel ahlak göstermek
için gayret eden, teslimiyetli bir kişidir. Bu kişi için ne bir
zorluk, ne de bir sıkıntının olması mümkün değildir. Çünkü bu kişi
dünya hayatında bir denemeden geçirildiğini ve her yaptığının karşılığını
sonsuz ahiret hayatında eksiksiz olarak alacağını bilir. Karşılaştığı
her sıkıntının bu denemenin bir parçası olduğunu ve bunlar nedeniyle
sıkıntı duymanın ne kadar büyük bir hata olduğunu bilir. Bu da,
ona inkar edenlerin anlayamayacağı bir huzur, neşe, rahatlık, güven
verir.
Elbette dünyada çok büyük eksiklikler vardır ve bu eksiklikler insanların
hayatına bir takım zorluklar olarak siyaret edecektir. Bu kaçınılmazdır.
Örneğin hastalık yanlızca dünya hayatına mahsus bir eksikliktir.
Allah cennette hastalık yaratmamıştır. İnsan hayatı boyunca hastalıklarla
mücadele etmek, hasta birine bakmak, hastalığın yüklediği maddi
yükü kaldırmak ya da hastalıkların verdiği zorluklara sabretmek
durumunda kalabilir. Bu dünya hayatının bir gereğidir. Uykusuzluk,
yorgunluk, fiziksel acizliklerin yanısıra, insanların ikiyüzlü,
hain, bencil, kırıcı, şefkatsiz tavırları, ahlaksız tavırları, öfkeleri
de dünya hayatının eksikliklerinden sadece bir kaçıdır.
Ancak insanın yaşamı boyunca karşılaşabileceği olaylar Kuran'da
anlatılmış ve bu durumlar karşısında nasıl davranması gerektiği
tarif edilmiştir. Yapılması gereken tek şey, her olayı Kuran rehberliğinde
değerlendirmek ve güzel ahlak göstermek için çaba sarf etmesidir.
Eğer insan dünyadaki bu eksikliklerin Allah'tan bir deneme olarak
yaratıldığnı ve dünya hayatının sonsuz ahiret hayatının yanında
çok kısa bir deneme süresi olduğunu bilirse, o zaman bu zorluklar
onun için bir nimete dönüşür.
Çünkü dünyada yaşanan her zorluğun ahirette sonsuza kadar sürecek
olan güzel bir karşılığı vardır. Ayrıca tüm dünyanın, insanların,
ekonominin, tabiatın ve tüm kaiatın Allah'ın kontrolü altında olduğunu
bilen bir insanın, bu büyük kudrete güvenmesi ve dayanması onun
için büyük bir rahatlıktır. İnsanlara Allah'ın dışında hiçbir kişi
veya olay zarar veremez. Zararı ya da yararı ancak Allah dileyebilir.
Bu nedenle iman eden ve güzel ahlak sahibi bir insanın dünya üzerinde
hiçbir şeyden korkması için bir sebep yoktur. Nitekim Allah bu insanların
dünyada ve ahirette hiçbir zaman korkmayacağını ve mahsun olmayacağını
müjdelemiştir.
Üstad kendisiyle ilgili bir tefekküründe, kalbine rahatsızlık veren
bir konunun, Allah'ın rahmetini düşünerek yerini mutluluğa ve rahatlığa
nasıl bıraktığını bize şu şekilde anlatır:
Şu
iki-üç aydır pek yalnız kaldım. Bazan onbeş-yirmi günde bir defa
misafir yanımda bulunur. Sair vakitlerde yalnızım. Hem yirmi güne
yakındır, dağcılar yakınımda yok, dağıldılar... İşte gece vakti,
şu garibane dağlarda; sessiz, sadâsız, yalnız ağaçların hazînane
hemhemeleri içinde kendimi birbiri içinde beş muhtelif renkli
gurbetlerde gördüm. Birincisi: İhtiyarlık sırrıyla, hemen
ekseriyet-i mutlaka ile, akran ve ahbabım ve akaribimden yalnız
ve garib kaldım. Onlar beni bırakıp âlem-i berzaha gittiklerinden
neş'et eden hazîn bir gurbeti hissettim. İşte şu gurbet içinde
ayrı diğer bir daire-i gurbet açıldı. O da geçen bahar gibi alâkadar
olduğum ekser mevcudat beni bırakıp gittiklerinden hasıl olan
firkatli bir gurbeti hissettim. Ve şu gurbet içinde bir daire-i
gurbet daha açıldı ki, vatanımdan ve akaribimden ayrı düşüp, yalnız
kaldığımdan tevellüd eden firkatli bir gurbeti hissettim. Ve şu
gurbet içinde, gecenin ve dağların garibane vaziyeti bana rikkatli
bir gurbeti daha hissettirdi. Ve şu gurbetten dahi, şu fâni misafirhaneden
ebed-ül âbâd tarafına harekete âmâde olan ruhumu fevkalâde bir
gurbette gördüm. Birden Fesübhanallah dedim; bu gurbetlere ve
karanlıklara nasıl dayanılır düşündüm. Kalbim feryad ile dedi:
Yâ Rab! Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem,
ihtiyarem. Bî-ihtiyarem, el'aman gûyem, afv cûyem, meded hâhem
zidergâhet İlahî! Birden nur-u iman, feyz-i Kur'an, lütf-u Rahman
imdadıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet
dairelerine çevirdiler."
Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi, insan samimiyetle Rabbine yönetldiği
anda sıkıntıları bir anda güzelliklere dönüşür. Eğer insan dünyayı,
Allah'ın yarattığı kanunlarla ve gerçek haliyle kabullenirse, o
zaman hiçbir zorluk insana sıkıntı vermez. Aksine dünya, ahirete
onu hazırlayan zevkli ve müjdeli bir mekan haline gelir. Ancak bunun
aksinde dünya bu insan için, cehhennemi andıran korkunç bir yer
olur.
|