|
HİÇ
ŞÜPHESİZ ALLAH'I ZİKRETMEK EN BÜYÜK İŞTİR
Allah
insanı yaratmış, ihtiyacından çok fazla rızıkla onu nimetlendirmiş
ve tüm dünya güzellikleriyle ona lütufta bulunmuştur. Kainatta insanın
ruhuna zevk veren sayısız incelik, güzellik, detay var etmiştir.
Gökten yere kusursuz bir düzen kurarak, tüm canlıların yaşayabileceği
bir ortam sağlamıştır. Allah 'Eğer Allah'ın nimetini saymaya
kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız.
Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl Suresi,
18) ayetiyle insanların kendi üzerlerindeki nimetleri
genelleme yaparak dahi sayamayacaklarını bildirmiştir.
Bu nedenle de kendisi bir hiç iken yoktan yaratılan insan, elbette
Rabbine karşı sorumludur. Elbette her daim yaşantısını, soluduğu
havayı verene, gözler, gönüller, kulaklar var eden Rabbine yönelip,
devamlı O'nu hatırında tutup, zikredecektir. Elbette Rabbine ortak
koşmayacak, gönülden teslim olup, samimiyetle iman edecektir. Lezzet
aldığı, güzellik bulduğu herşeyi, müziği, yiyecekleri, bahçeleri,
bitkileri, insanları, yaratıp kendisine lütuf olarak veren, sanatların
en muhteşemini kainatta sergileyen Rabbini devamlı olarak zikredecektir.
Büyük İslam alimi Mehmet Zahid Kotku, Tasavvufi Ahlak isimli eserindeki
hikmetli sözünde Allah'ı zikretmenin önemini şu şekilde tarif etmektedir:
"Zikrullah
amellerin en şiddetlisidir. Ve sözlerin en şiddetlisidir. Hak
Teala Hazretlerinin kapısının bekçisi ve çalıcısıdır. Zikrullah
kalbin sıfatı ve iman alametidir. İbadetlerin esası, kökü iliği
ve irfan kapısının anahtarıdır. Zikrullah kalbin nuru ve ruhların
huzurudur. Zikrullah vucudlara ve ruhlara kuvvettir. Zikrullah
gözlere cila ve içlere nurdur. Zikrullah kalbe nur ve inayettir
ve ruha hidayettir. Zikrullah her derde devadır. Zikrullah ile
iştigal hallerin en güzelidir. Kim ki hakkı unutur. Onun kalbi
katı olur. Kim ki hakı zikreder onun kalbinde masiva mahv olur
gider." (Tasavvufi Ahlak, Mehmet Zahid Kotku, s. 33)
Mehmet
Zahid Kotku'nun da ifade ettiği gibi Allah'ı zikretmek bir mümin
için en güzel ameldir. Çünkü zikir insana hayat veren, Rabbinin
sıfatlarını üzerinde daha uzun düşünme ve Allah'a imanını derinleştirme
fırsatı veren bir ibadettir. Çünkü Allah'ı samimi bir kalple zikreden
bir insan, şeytanın etkisinden uzaklaşır, vücudu ve ruhu güçlenir.
Allah'ın zikrinden uzaklaşan kişinin ise kalbi katılaşır, hayatı
kararır. Allah övülmeye en çok layık olandır. İnsana tüm yaşantısını,
sahip olduklarını, bedenini, beş duyusunu, karakterini, imanını,
ailesini, dostlarını, teknolojiyi, her detayı yaratan, sayısız nimeti
insanın hizmetine sunandır. Allah'ı zikretmenin en büyük ibadet
olduğu Ankebut Suresi'nde şu şekilde geçer:
"Sana
Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz,
çirkin utanmazlıklar (fahsa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı
zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Allah, yaptıklarınızı
bilir. (Ankebut Suresi, 45)
Büyük
mütefekkir Mehmet Zahid Kotku'nun 'Ibadetlerin esası, kökü iliği
ve irfan kapısının anahtarıdır' şeklindeki sözünde iman edenlere
çok önemli bir hatırlatma bulunmaktadır. Çünkü ibadet, gönülden
aşkla, şevkle ve ihlasla yapılır. Kalbi Allah imanı ve zikriyle
dolu bir kişi bir yandan Allah'ın farz kıldığı ibadetlerini yerine
getirirken, diğer yandan kendi aklı ve vicdanıyla Allah'ın dinine
hizmet için gayret eder. Yardıma ihtiyacı olanın yardımına koşar,
kendi nefsini tercih etmeyip fedakarlıkta bulunur, Allah rızası
için çalışmaktan ve yorulmaktan çok büyük zevk alır. Bunun nedeni
de kalbinin sürekli olarak Allah'ın zikriyle dolu olmasıdır. İşte
bu nedenle iman eden bir kul için samimi bir kalple Rabbine teslim
olmak esastır. Samimiyet dışarıdan takviye edilmez, taklit edilemez
ve kişi hissetmedikçe zorla samimiyeti öğrenemez.
İnsan Rabbini zikretmekle kendi acizliğinin farkında olduğunu da
dile getirmiş olur. Çünkü Allah insanı yoktan var etmiştir, insan
yaşamını devam ettirebilmek için Allah'ın yardımına ve lütfuna muhtaçtır.
İnsan dünya hayatında bir denemeden geçirilmektedir. Bunun hikmetlerinden
biri de insanın bu kısacık süre boyunca yalnız Rabbine yönelmeyi
öğrenmesi, Rabbini hakkıyla takdir etmesi ve samimi bir kalple kendini
teslim etmesidir. Allah'ı kendine tek dost ve vekil edinen kişi,
eşi benzeri olmayan, asıl ve gerçek varlığın, tek güç sahibinin
himayesi altına girmiştir. Bu da kişinin hem dünyada hem de ahirette
hayırlarla dolu bir yaşam sürmesine ve her işinin kolaylaşmasına
vesile olacaktır. Çünkü devamlı kalbi Allah'ın zikriyle olan insanın
gözlerinde, yüzünde Rabbinin nuru parlar, sözlerinde ve tavırlarında
ayrı bir hikmet olur. Allah dünyayı böyle bir kişinin önüne serer.
Nahl Suresi'nde Allah iman edenleri şu şekilde müjdeler:
"Sizin
yanınızda olan tükenir, Allah'ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin
karşılığını yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz.
Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde
bulunursa, hiç şüphesiz biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve
onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.
(Nahl Suresi, 96-97)
|