"YE'S EN DEHŞETLİ BİR HASTALIKTIR"
Bediüzzaman Said Nursi

Ümitsizliğe düşmek veya karamsarlığa kapılmak Kuran'dan uzak yaşayan insanlara ait bir vasıftır. Sebebi ise Allah'ın varlığına iman etmemeleri ve O'nu gereği gibi tanımamalarıdır. Allah'tan gafil olanlar, olayları ezelde bir kader üzerine yaratanın, her an kontrol ve idare edenin Allah olduğunu bilmezler. Ya kendilerinin, ya diğer insanların ya da tesadüflerin olayları yönlendirdiğini sanırlar. Bu ise söz konusu insanlar için hem büyük bir aldanış, hem de azap konusudur. Çünkü insan geleceği, hatta bir dakika sonra başına neler gelebileceğini bilemez. Herşeyden önemlisi de hayatının akışını kontrol edemez.

Örneğin arabayla giderken eğer bir dakika sonra karşısına aniden bir araba çıkacak ve kaza yapacaksa bunu önceden tahmin edip engelleyebilmesi imkansızdır. Ya da eğer ilerleyen yaşlarında ağır bir hastalığa yakalanacaksa bunu önceden bilebilmesi ve önleyebilmesi de imkansızdır. Bu nedenle insan kendi hayatı konusunda son derece çaresiz durumdadır. Nerede, nasıl ve ne zaman öleceğini ya da nasıl bir hayat yaşayacağını hiçbir zaman bilemez.

Allah'a inanmayan bir insan için bu bilinmezlik çok büyük bir korkudur. Çünkü böyle bir insan hayatı boyunca karşılaştığı zorlukları nasıl yeneceğini, başına gelecek olan kötülükleri nasıl engelleyebileceğini ya da ölümü kendisinden nasıl uzaklaştıracağını düşünerek sıkıntı çeker. Kendi gücüyle olayları kontrol edemeyeceğini bilmek ona korku verir. Bu nedenle sürekli olarak başına kötü bir şey gelme ihtimaline karşı tedirgin yaşar. En ufak bir zorluk karşısında dahi kendisini zayıf, güçsüz ve en önemlisi de yalnız hissettiği için hemen ümitsizliğe kapılır. Allah'ı inkarın sonucu olan bu ruh hali, bir çok insanın hayatı boyunca vesveseler, kuruntular, karamsar düşünceler ve sürekli şer beklentisi içinde yaşamasına sebep olur.

Halbuki insanın hayatı boyunca başına gelmiş ve gelecek olan her olay, Allah'ın kontrolündedir. İnsanın ana rahmine düştüğü andan, sonsuz hayatına kadar her anı Allah katında belirlenmiştir. Bu kader insan için olabilecek en mükemmel yaşam şeklidir. Dolayısıyla insanın yaşamı, sonsuz bir aklın ve kudretin garantisi altındadır. Hayatının tek dostu ve velisi olan Allah tarafından kontrol edildiğini bilmek bir insan için olabilecek en büyük güvence ve en büyük rahatlıktır. Ancak Allah'ı inkar eden insanlar kendilerini bu güvenceden yoksun bırakırlar. Allah'ın yardımını, dostluğunu ve yakınlığını reddeder, böylece hayatları boyunca kendilerini yardımız ve yapayanlız olmaya kendi elleriyle mahkum etmiş olurlar. Bu da onlara büyük bir mutsuzluk ve ümitsizlik getirir.

Mümin sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Rabbimizin inananların dostu ve yardımcısı olduğunu, hiçbir zaman için zorluk dilemediğini ve kaldıramayacağı yükleri yüklemeyeceğini bilir. Dolayısıyla tüm bunların farkında olan bir müminin ümitsiz ve karamsar bir ruha hiçbir zaman girmez. Karşılaştığı olaylar ne kadar çetin ve zorlu olsa da sabreder, Allah'tan dua ve ibadetle yardım diler, Kuran ayetlerinden hiçbir an taviz vermez. Bediüzzaman bir sözünde ye'si şu şekilde tarif eder:

"Ye's; ümmetlerin, milletlerin kangren denilen en dehşetli bir hastalığıdır ve mükemmellikle ve faziletlere mani ve "Ene ınde zanni abdi bi (Kulum beni nasıl zannederse ona öyle muamele ederim)" hakikatine muhaliftir; korkak, aşağı ve acizlerin ahlakıdır, bahaneleridir. Akıl ve zeka ile birlikte tecelli eden İslami yiğitliğin tavrı değildir."

Üstad'ın da belirttiği gibi Kuran'ın tarif ettiği ruh ve ahlak yaşandığında, hiç bir şekilde ye's ve ümitsizlik olmaz. Her şeyden önce insan sonsuz güç, kudret sahibi Allah'ı dost edinir. Dostunun kendisi için yarattığı her olayı beğenir ve güzel görür. O'nun yarattıklarına kayıtsız şartsız teslim olur. Hatta olumsuz görünen bir olayla karşılaşsa da nankörlük etmez, isyankar bir ruh haline girmez, olayları şer olarak değerlendirmez, "Acaba Rabbim benim için ne gibi bir güzellik dilemiş olabilir?" diye düşünür. Herşeyin dostu ve mevlası olan Allah'tan geldiği bilinciyle hareket ettiğinden hiçbir şart ve durumda üzüntüye düşmez, yes'e kapılmaz, karamsarlık ve ümitsizlik yaşamaz. Vakarlı, olgun, itidalli, asil bir ahlak ile olayları değerlendirir. Karşılaştığı her şeyin dünyadaki imtihanının bir parçasını olduğunu hatırından çıkarmaz ve en güzel ahlakı göstermeye çalışır.

İnsan daima olumlu düşünmeli ve olaylarda daima bir hayır aramalıdır. Böyle yapan dünyada ve ahirette güzellik ve rahatlık bulur. Allah'a imanın, O'na teslimiyetin rahatlığını yaşar. Nitekim iman edenlerin ümitvar ve mütevekkil halleri onların daima neşeli, güler yüzlü ve mutlu bir ruh halleri olmasına neden olur. Allah'ın Kuran'da cennet ehlinin bir özelliği olarak tarif ettiği gibi yüzleri de ışıl ışıl ve aydınlık olur. Bu nedenle insan her vesvese geldiğinde Allah'a yönelmeli ve O'na dua etmeli, asla karamsar ve üzüntülü bir ruh haline girmemelidir.