ÖFKEYİ TUTUP YENEBİLMEK İMAN ALAMETİDİR

İnsanların birbirlerine olan güvenlerinin ve sevgilerinin önüne set çeken nedenlerden biri öfkedir. Çünkü öfke, insanın aklını örten, makul ve mantıklı düşünmesini engelleyen, sağlıksız kararlar almasına sebep olan din dışı bir ahlaktır. Öfkeli insanlar genellikle nefisleri ile hüküm veren ve duygularına göre hareket eden insanlardır. Bu nedenle de yaptıkları hareketlerin neticelerini pek düşünmez, etraflarına verecekleri zararları hesap etmez ve bu tavrın kendilerini ne gibi nimetlerden ve güzelliklerden mahrum kıldığını fark etmezler.

Kuran ahlakının yaşanmadığı toplumlarda, öfkenin bir insanı nasıl olup da bir anda farklı bir ahlaka ve kişiliğe dönüştürdüğünü sıklıkla görmek mümkündür. Kontrol edilemeyen öfke bir insanın aklını, vicdanını, itidalini, şefkat ve merhametini, insaniyetini bir anda yok eder. Günlük hayatta son derece iyi huylu, dengeli ve huzurlu, güler yüzlü, insan ilişkileri iyi, çevresi tarafından itibar gören bir insanın sinirlendiğinde birdenbire tanınmayacak bir hale geldiğine rastlanılmıştır. Ayrıca öfke bir insanı ahlaken olduğu kadar fiziki olarak da farklılaştırmaktadır. Yüzü bir anda bakmaktan son derece rahatsız olunacak bir katılığa, acımasızlığa ve zalim bir ifadeye bürünebilmektedir. Hatta engellenmeyen öfke insanı diğer insanlara zarar verebilecek, sakatlayabilecek, canına dahi kastedebilecek bir ahlaka kadar getirebilmektedir. Nitekim gazete haberlerinde öfkeden kendisini kaybetmiş insanların yakınlarına ve çevrelerine yaşattığı dehşet anlarını sıklıkla okumaktayız.

İnsanların bir anda böyle bir zalimliğe, kontrolsüz ve ani bir öfkeye kendilerini kaptırmalarının tek sebebi yaşadıkları din dışı ahlaktır. Elbette ki insanın karakteri üzerinde Kuran ayetleri ölçü olmazsa şeytanın ilkaları hakim olur ve böyle bir kişi ise sınırsız kötülük işleyebilir. Çünkü insanları kötülüklerden, çirkin bir ahlaktan alıkoyan tek sebep Allah korkusudur. Allah'tan korkmayan bir insandan her türlü kötü tavır beklenebilir. Bu nedenledir ki cahiliye toplumlarında en yakın arkadaşlar dahi birbirlerinin öfkeli hallerinden çok çekinirler. Birbirlerinin hassas denge noktalarına pek dokunmamaya özen gösterirler. Karşılarındakinin ağzından hakaretamiz bir söz çıkmasından ya da zarar verici bir harekette bulunmasından çok endişe ederler. Çünkü öfke öylesine nefsani bir güçtür ki iki insan arasında bir anda nefret ve kine dayalı bir ahlakın yaşanmasına sebebiyet verebilir. Bu nedenle de hiçbir zaman öfke ile sevgi ve güven ortamı aynı anda oluşmaz. Bir insan zaman zaman öfke hissettiği bir kimseyi gerçekten sevmiyor demektir. Aynı zamanda öfkesine çabuk yenilebilen bir insanın da çevresi tarafından sevilmesi mümkün olmaz.

Bu nedenle Kuran insanlara öfkelerini kontrol altına almalarını emreder. Allah bu emrini Al-i İmran Suresi 134. ayetinde şöyle bildirmektedir;

"Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever."

Kuran'a hassasiyetle bağlı olan müminler hiçbir zaman öfkelerine yenik düşmezler. Öfkeyi nefislerinde bilirler ancak Allah'a olan itaatleri, güçlü iradeleri gereği böyle bir harekette asla bulunmazlar. Müminler nefisleri üzerinde güçlü bir kontrol sistemine sahiptirler. Örneğin bir kişinin hatası ve lakayt tavrı sebebiyle çok kıymetli bir eşyasını kaybedebilir. Yada bir kişinin yaptığı akılsızlıklar nedeni ile çevresinden hak etmediği sözleri işitebilir, kendisine haksız ithamlarda bulunulabilir, aleyhinde iftiralar atılabilir, ticaret hayatı kesata uğrayabilir, çok kısa bir süre içerisinde maddi olarak muhtaç bir hale gelebilir. Aynı anda da ağır bir hastalığa yakalandığını ve çok yakın dostlarının kendisini terkettiğini de öğrenebilir. Ancak her ne durum oluşursa oluşsun hiçbir zaman öfkeye kapılmaz.

Karşı taraf ne kadar kızdırıcı bir ahlak içerisinde de bulunsa Allah'tan korkan bir insan için Kuran'ın emirleri her şeyin üzerinde olur. Hatta tüm olumsuzluklar, zorluklar üst üste gelse, hiç beklemediği anlarda çok riskli durumlar içerisinde de kalsa itidalini her zaman korur. Öfkeye kapılmaz, isyan etmez, asabileşmez veya ruh halinde bir değişiklik meydana gelmez. Çünkü Kur'an ahlakı öfkeyi yenmeyi emreder. Ve mümin her şeyin Allah'ın kontrolü ve idaresinde geliştiğini ve bu zorluklara sabrettiği, güzel huy ile karşılık verdiği ve metanetli bir ahlak gösterdiği takdirde ecir kazanacağını bilir.

Nitekim peygamberlerin ve İslam büyüklerinin yaşamlarına bakıldığında her birinin üstün ahlaklarına şahit olunur. Örneğin Hz. Yusuf peygamber sevdiği kardeşleri tarafından bir kuyunun içerisine atılmıştır. Daha sonra yoldan geçen bir kafile tarafından bulunmuş ve esir pazarında satılmıştır. Hayatı boyunca hiç görmediği bir insanın evinde yetişmiş ve evinde yaşadığı kişinin hanımı tarafından, iffeti konusunda iftiraya uğramıştır. Kadının sözüne inanıldığı için, zamanın mevki sahibi insanları tarafından adaletsiz bir şekilde hapse atılmış ve yıllarca burada tutulmuştur. Daha sonra kendisiyle aynı koğuşta olup da tahliye edilen birine, kendi durumunu dışarıda yetkili kişilere hatırlatmasını istemiş, ancak bu kişi Yusuf peygamberin bu arzusunu yerine getirmeyi unutmuştur. Böylece Yusuf peygamber yıllar yılı hapiste kalmaya devam etmiştir. Ancak tüm bu olaylar esnasında Yusuf peygamber bir kez bile öfkeye kapılmamış, isyan etmemiş ve hiçbir şekilde başına gelenlerden dolayı tavrında bir değişiklik olmamıştır. Aksine Allah'a hep şükretmiş, başına gelenlerde mutlaka bir hayır ve güzellik olduğunu düşünmüş ve başına gelen olayları rızayla ve memnuniyetle karşılamıştır.

Elbette ki tüm zorluklar karşısında insanın bir an bile öfkesine kapılmaması, sadece Kuran'ın getirdiği ahlaka uyulmasıyla mümkün olabilir. Bu nedenle her insan kendisini peygamberlerin yerine koyarak sabrını, metaneti ve güzel ahlak göstermekteki kararlılığını ölçmeli ve eksiklerini ecel anı gelmeden hemen gidermelidir.