HAKKA YAKINLIK ŞUURU, ZİKR İLE KAZANILIR -2-

Bir önceki yazımda zikrin iman eden kimselerin doğal hali olduğundan ve her an Allah'ı zikretmenin öneminden bahsetmiştim. Bugünkü yazımda ise zikrullahın gerek fertler gerekse toplumun geneli üzerindeki diğer olumlu etkilerine değineceğim.

Değerli büyüğümüz Mehmed Zahid Kotku; "Zikrullah, insanı muhakkak Allah'a doğru seyr ettirir. İster sokakda ister yatakda, her zaman her yerde, dilde gönülde Allah ve rızaullah olmalıdır." sözleriyle zikrin her an yapılabileceğini ve insanın her an Allah'ın rızasını gözetmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bu, kalpteki her türlü hastalığın, şeytanın vermeye çalışacağı vesveselerin kesin ilacıdır. Çünkü Allah'ın samimiyetle anıldığı, her an akıldığı tutulduğu ortamlarda şeytan barınamaz; dolayısıyla şeytanın etkisiyle yaşanan, cahiliyeye ait ruh hallerine, alay, kibir, bencillik, yalan gibi kötü ahlak özelliklerine de rastlanmaz. Şeytan ancak Allah'ın zikrinden yüz çeviren kimseler üzerinde etkili olur. Mehmed Zahid Kotku da "Zikir şeytanı kovar. Onun belini kırar. İşe yaramaz hale getirir." diyerek zikrin şeytanın üzerindeki etkisini vurgulamıştır.

Allah'ın zikrinden uzak, dolayısıyla gaflet içinde olan kimselerde ise şeytan tam anlamıyla bir hakimiyet kurar. Öyle ki kişi kendi hayrına olacak şeyleri dahi göremez, doğruyla yanlışı ayırd edemez hale gelir. Nitekim bir ayette;

"Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar." (Zuhruf Suresi, 36-37) buyurulmaktadır.

Bu bakımdan Allah'ı ihlasla ve candan bir şekilde zikretmek hem dünyadaki hem de ahiretteki kurtuluşumuz açısından büyük önem taşımaktadır. Mehmed Zahit Kotku bir sözünde gaflet halinin şifası olarak zikrullah'a şöyle dikkat çekmiştir:

"Zikrullahda kalplere şifa vardır. O kalbin yegane ilacıdır. Gaflet ise kalbin hastalığıdır. Binaenaleyh, hasta kalplerin devası ve şifası ancak zikrullahdır. Çünkü kalb, nur mahallidir. Daima nur ister. Zikrullah da en güzel bir nurdur. Nura nur ile gidilir."

Sürekli Cenab-ı Allah'ı zikir halinde olan bir insan doğal olarak Allah'a karşı teslimiyet ve tevazu içindedir de. Dolayısıyla Allah'ın anıldığı ortamlarda kötü ahlak özelliklerinin yaşanması da mümkün olmaz. Örneğin, bir insan bütün mülkün Allah'a ait olduğunu zikrederken, mal hırsı, cimrilik yapamaz, malından ihtiyaç içinde olanlara vermeden duramaz. Cenab-ı Hak'kın yüceliğini ifade ederken kibir içinde olamaz veya Allah'ın herşeyi bir kader üzerine ve hayır olarak yarattığını zikrederken, gelecek korkusu yaşamaz, panik bir ruh haline giremez, isyankar tavırlar gösteremez. Allah'ın varlığının, birliğinin, O'nun herşeydan haberdar olduğunun, Allah'ın herşeyi görüp, bildiğinin şuurunda olan bir kimsenin yalan söylemesi, hainlik düşünmesi de mümkün olmayacağından doğal olarak kişi bütün kötü ahlak özelliklerinden arınmış olur. Ayrıca zikir insanın kalbini yumuşatıp, vicdanını harekete geçirir, adaletli karar verilmesinde doğrudan yana tavır konulmasında etkili olur. Bütün bu özellikleriyle zikir insanın nefsine ve şeytana karşı bir nevi gözdağı, Allah'a karşı bağlılığını gösterdiği bir ikrarı olmuş olur.

Mehmed Zahit Kotku zikrin kişinin üzerindeki diğer olumlu etkilerinden de şöyle bahsetmektedir:

"Zikir kalbden gam, kaygı, gussa ve kederleri giderir. Zikir kalbe ferah, sürur ve genişlik verir. Kalbi ve yüzü nurlandırır. Kalbi ve bedeni kuvvetlendirir. Zikir, sahibine mehabet, halavet, güzellik ve parlaklık verir."

Allah'ı zikretmek bir kişinin bütün haline ve tavrına olumlu etki etmesinin yanı sıra, Mehmed Zahid Kotku'nun yukarıdaki sözünde de ifade ettiği gibi yüzündeki ifadeye de yansır ve Allah'ın nuru olarak tecelli eder. Bu şekilde gerek kalben gerekse diliyle Allah'ı zikir halinde olan mümin, şeytanın dostu olan, yüzlerini karartı bürümüş kimselerden doğal olarak ayrılmış olur.

Bu olumlu etkiler toplum geneline yayıldığında da zulmün yerine, sevgi, saygı, merhamet, şefkat gibi güzel ahlak özelliklerinin yaygın olduğu bir toplumsal yapı ortaya çıkar. İçte veya dışta Allah zikredilerek yapılan işlerde Allah'ın bereketi ve yardımı görülür. Aksinde ise sıkıntılı bir geçim, kimsenin rahat edemediği huzursuz bir yaşam mevzu bahis olur. Aynı zamanda kimsenin kimseye güvenemediği, her türlü yalan dolanın ve hilenin kabul gördüğü bir yapı toplum geneline hakim olur .

Tüm evreni yaratmış olan üstün güç sahibi Cenab-ı Allah'tır. Bunun şuurunda olan müminler "Ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru" derler." (Al-i İmran Suresi, 191) ayetinde olduğu gibi her anlarında Alah'ı anarlar.

Allah'ın saymakla bitiremeyeceğimiz nimetlerine şükretmek, benzeri olmayan sanatını övmek, yüceliğini, kudretini anlatmak insanı yoktan vareden, evreni kusursuzca yaratan Rabbine karşı herkesin yerine getirmesi gereken kıymetli bir ibadettir.

*Tasavvufi Ahlak 2 - Mehmed Zahid Kotku