HAKKA YAKINLIK ŞUURU, ZİKR İLE KAZANILIR -1-

İman eden kimseler kendilerini yoktan var edenin, sahip oldukları herşeyi kendilerine verenin Cenab-ı Allah olduğunu, O'ndan başka gerçek dostlarının olmadığını, tek velilerinin, yol göstericilerinin Allah olduğunu ve baki kalacak olanın yalnızca O olduğunu bilirler. Allah'ın her an kendilerini gördüğünden ve işittiğinden de haberdardırlar. Bu, Cenab-ı Allah'ın iman eden kimselere katından lütuf olarak verdiği bir kavrayıştır. Bu kavrayışa sahip olan müminler hem kendi içlerinde hem de her konuşmalarında sürekli Allah'ı zikrederler. Günlük hayatlarının her anında zikir ve dua halinde olurlar, sık sık tesbih ederler, yaptıkları hatalar için Allah'tan bağışlanma dilerler.

Müminlere has olan bu özellikler peygamberlerin dualarında da çok açık bir şekilde görülmektedir. Üstün ahlaklarıyla, Allah'a olan kayıtsız-şartsız bağlılıkları ve tevekkülleri ile kavimlerine örnek olan peygamberler bütün konuşmalarında Cenab-ı Allah'ın şanını yüceltmekte ve O'ndan bağışlanma dilemektedirler. Kuran ayetlerinde bunun pek çok örneğini görmek mümkündür. Örneğin Hz. İbrahim Allah'a olan samimi ve gönülden bağlılığını ayetlerde şöyle ifade etmektedir:

"Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur; Bana yediren ve içiren O'dur; Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur; Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur; Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur; Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat." (Şura Suresi, 78-83)

Hz. İbrahim'in duasında da görüldüğü gibi bütün müminler imanlarının doğal bir sonucu olarak sürekli Allah'ı anarlar. İçte yani kendi içlerinde sürekli bir zikir, bağışlanma, tesbih ve dua halindedirler. Dışta ise yani konuşmalarında Cenab-ı Allah'ı sürekli zikrederler. O'nun benzersiz yaratma sanatını, yüceliğini, gücünün sınırsızlığını anlatırlar. Örneğin bir güzelliği överken gerçekte Allah'ın bu güzelliği yarattığını bilirler ve övgülerinde bunu mutlaka hatırlatırlar. Gördükleri herşeyi eksiksiz bir şekilde yaratanın Rableri olduğunu, herşeyin Allah'ın kontrolünde gerçekleştiğini çevrelerindeki kişilere de sürekli fark ettirirler.

Kıymetli İslam büyüğümüz Mehmed Zahit Kotku da yazılarında Allah'ı zikretmenin faziletlerine sık sık değinerek, zikrin kişinin kalbini uyandırdığını, zihinlerdeki uykuyu giderip, neşeyi artırdığını, dimağı tefekküre sevk ettiğini ifade etmiştir. Diğer taraftan Mehmed Zahit Kotku Allah'ın zikredilmesinin toplu olarak yapılmasında da pek çok faydalar gördüğünü de belirtmiştir.

Ayrıca "Yalnız başına olan zikirde safa-yi kalb, yani kalbin uyanıklığı ve Hak subhanehu ve Teala ile ünsiyyete alışması ve yalvarma nimeti Hakka yakınlık şuuru gibi birçok faydalar vardır." diyerek kişinin kendi kendine yaptığı zikrinde riyadan daha uzak, ihlasa daha yakın olduğunu da vurgulamıştır.
Zahit Kotku'nun da dikkat çektiği gibi bir insanın kendi içinde Cenab-ı Allah ile kurduğu yakınlık, sadece O'nu dost ve veli bilmesi son derece önemlidir. Her an Allah'ı anmak, iyi-kötü, olumlu-olumsuz, güzel ya da çirkin gibi görünen her türlü olayı Cenab-ı Allah'ın yarattığını bilmek ve Allah'ın bunları yaratmasındaki hikmetleri anlayabilmek ancak bunlar üzerinde düşünmek ve sürekli bir zikir ile gerçekleşir.

Bir insan eğer şer gibi görünen hatta kendisine zarar vereceğini düşündüğü bir olayla karşılaştığında bile tevekküllü davranabiliyorsa, "bir hayır vardır" diyerek sabredebiliyorsa bunun nedeni o kişinin sürekli Allah ile beraber olduğunu bilmesi yani sürekli zikr halinde olmasıdır.

Allah'ı zikrederken keskin bir şuurla, açık bir vicdanla tefekkür etmek son derece önemlidir. Mehmet Zahit Kotku gafilane yapılan zikirdeki, gafletin hemen terk edilmesi ve salih bir zikrin yapılması gerektiğini şöyle ifade etmektedir:

"… Bunun için denilmiştir ki 'Gafil kalble yapılan zikirde hayır yoktur', amma bu demek değildir ki gafil zikri terk ede. Belki layık olan nefsiyle mücahede edip, kalbini de gözleyerek gafleti gidermeye çalışır ve zikrini huzur ile yapmağa gayret eder."

Herşeyden evvel Allah'ı zikretmek Cenab-ı Hak'kın bize bir ayetinde de bildirdiği üzere yapılabilecek "en büyük iş"tir. Bu nedenle açık şuurla yapılması insanın kendine çok fazla fayda verecektir.
İmam Gazali de zikrin önemine eserlerinde dikkat çekmiş bir büyüğümüzdür. Mehmet Zahit Kotku'nun kitabında Gazali'nin zikrin hakikatine ulaşmak için gösterdiği dört mertebe şöyle tarif edilmektedir:

"Zikrin hakikatine erişmek için dört mertebe vardır. Evvela dilin zikridir ki, evvel olan budur. Çünkü zikrin hakikatine buradan gidilir. İkincisi: Kalbin dil ile olan zikre, muvafakatıdır. Bu muvafakat olmazsa fikir deryalarında perişan olur gider. Üçüncüsü: Zikir kalbde karar kılıb onu istila etmesidir. Zikir artık onun tabi halidir ve hiçbir türlü ayırmak mümkün olmaz. Dördüncüsü de: Mezkur olan Zat-ı ecell ü a'la'nın kalbde tecelliye devamıdır ki, arık zikirden fariğ olunur ve zikre dönülmez. Bu gayb haline fena fillah denir ki, zakirin bu halde iken dönmesini hicab addetmişlerdir."

Hikmetlerini saymakla bitiremeyeceğimiz "zikrullahın" faydalarına bir sonraki yazımızda devam edeceğiz.

(Tasavvufi Ahlak-2, Mehmed Zahid Kotku)