|
ALLAH
İNSANLARI TÜRLÜ ŞEKİLLERDE UYARIP, KORKUTMAKTADIR
Allah
indirdiği kitaplarda insanları uyarmak için her türlü örneği verdiği
ve her türlü bilgiyi açıkladığı gibi, kullarına olan rahmetinden
dolayı onları farklı yollarla da uyarıp korkutur. Her topluluğa
dinini anlatmakla görevlendirdiği elçilerini uyarıcı olarak göndermesi
de yine Allah'ın bir lütfudur. Kuran'da peygamberlerin, insanlara
doğru ile yanlışı anlatıp, onları Allah'ın azabına karşı uyarmakla
ve cennetin varlığıyla müjdelemekle sorumlu tutuldukları bildirir.
Elçiler;
müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden
sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın.
Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. (Nisa
Suresi, 165)
Ayette
de görüldüğü gibi Allah'ın insanları uyarıp korkutmak için elçiler
göndermesindeki bir hikmet de, ahiret günü hesaba çekilirken insanların
uyarılmadıklarına dair bir mazaret öne sürememeleridir.
Ancak Allah insanları kitapları ve elçileri dışında daha pekçok
gizli ya da açık şekillerde de uyarmaktadır. Allah kimi zaman nimet
vererek, kimi zaman nimetini alarak, kimi zaman zorluklarla deneyerek
ya da insanlara acizliklerini ve Rablerine muhtaç olduklarını hissettirerek
kullarını uyarır.
Örneğin bir insanın hasta olması ona Allah tarafından verilmiş bir
deneme, bir hatırlatmadır. Bir çiftçinin hasat zamanını beklerken
ekinlerinin zarar görmesi, bir yerden hiç beklenmedik bir para,
ev ya da benzeri bir malın gelmesi, bir yakınını kaybetmek, herhangi
bir konudaki büyük bir başarısızlık ya da büyük bir başarı, bir
kaza geçirerek vücuda zarar gelmesi ve de yaşlılık bu uyarılardan
sadece birkaçıdır.
Bütün bu uyarılar sırasında aslında Allah kişileri denemektedir.
Nasıl davranışlarda bulunacakları, gösterecekleri ahlak, sabır ve
tevekkül sınanmaktadır. Bir insanın başına gelen bu tür olaylar,
gerçekte insanların Allah'a yönelip dönmeleri için özel olarak yaratılan
imtihanlardır. Kuran'da da Allah'ın insanların doğru yola dönmeleri
için yarattığı bu hikmetli olaylara şöyle dikkat çekilmiştir:
Onları
yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık. Kimileri
salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında
olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan
ettik, ki dönsünler. (Araf Suresi, 168)
Tüm
bu uyarılar, gerçekten öğüt almak ve doğruyu bulmak isteyen insanlar
için çok büyük nimet ve fırsattır. Bu nedenle müminler başlarına
gelen her olaya hikmet gözüyle bakar ve bunların kendilerine Rablerinden
gelen hatırlatmalar olduğunu bilerek, ibret almaya çalışırlar. İnkar
edenler ise Allah'ın üzerlerindeki gözeticiliğini düşünmediklerinden,
öğüt almaları için özel yaratılmış olan olayların ardında gizlenen
hikmetleri de göremezler. Kuran'da onların bu durumunu açıklayan
şöyle bir örnek verilmiştir:
Görmüyorlar
mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar
da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.
(Tevbe Suresi, 126)
Kuran'da
bu konuya dikkat çeken bir başka örnek de Hz. Musa'nın döneminde
Mısır'ın başında bulunan Firavun'un ve İsrailoğulları'nın durumuna
ilişkindir. Allah bu kimseleri çok defa nimetle, çok defa da zorlukla
uyarmış, ancak yine de bir kısmı Allah'ın bu uyarılarından öğüt
alıp, düşünmemiş ve tevbe ederek Allah'a yönelmemiştir. Allah Firavun'a
Hz. Musa'yı ve kardeşi Hz. Harun'u göndererek. İman etmeye davet
etmiş, açık bir şekilde uyarmıştır. Ancak Firavun Allah'ın kendisine
olan bu rahmetine ve uyarılarına karşı büyüklenmiş ve yüz çevirmiştir.
Allah bunun ardından yine belki iman ederler diye Firavun ve çevresini
farklı yollarla da uyarmıştır. Allah'a sığınmaktan başka bir yol
olmadığını kavramaları ve tevbe etmeleri için onlara çeşitli sıkıntılar
vermiştir. Kuran'da Allah'ın bu uyarısı şöyle yer almaktadır:
Andolsun,
biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye
yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. (Araf Suresi,
130)
Ancak
Firavun ve beraberindekiler, karşılaştıkları tüm bu zorluklara rağmen
Allah'a sığınmamakta ve iman etmemekte direnmişlerdir. Ayetlerde
onların bu durumuna şöyle yer verilmiştir:
Onlar:
"Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen
getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler.
Bunun
üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan,
çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük
tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular. (Araf Suresi,
132-133)
İşte
Firavun ve beraberindekilerin örneğinde de olduğu gibi Allah hayatları
boyunca tek bir kişi dahi bırakılmadan, tüm kullarını gerçekleri
bildirerek türlü şekillerde uyarır. Bu Allah'ın sonsuz merhametinin,
kulları üzerindeki şefkatinin bir işaretidir. Ancak Rabbi'nin bu
hatırlatmalardan herşeye rağmen yüz çevirenler için sonsuz azap
hak olur. Çünkü herkese öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği
kadar ömür verilmiş, yani tevbe edip Allah'a yöneleceği kadar süre
tanınmıştır. Nitekim Kuran'da da bu durum şöyle bildirilmiştir:
İçinde
onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan
başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt
alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size
uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için
bir yardımcı yoktur. (Fatır Suresi, 37)
|