BEDİÜZZAMAN'DAN TEVEKKÜL İLE İLGİLİ HİKMETLİ BİR ÖRNEK

İnsanlar yaşamları boyunca birbirine benzeyen pekçok olayla karşılaşırlar. Ancak her insanın eğitimine ve bakış açısına göre davranışları ve tepkileri değişir. Allah'ın gücünü ve kudretini gereği gibi takdir eden bir insan ile Allah'ı bilip tanımayan bir insanın olaylar karşısındaki tepkileri elbette aynı olmayacaktır.

Allah'ın varlığına ve birliğine iman edenler Allah'ın sonsuz güç ve kudret sahibi olduğunu bilirler. Bu nedenle de Allah'ın kendileri için yazmış olduğu kadere razı olurlar ve kaderi izlemenin rahatlığını yaşarlar. Bu bilgiye sahip olmayanlar ve iman etmeyenler ise toplum tarafından belirlenen bir takım kurallara göre hayatlarını devam ettirirler. Ancak bu kurallar kişiye huzur ve rahatlık sağlamaz, bilakis üzerindeki yükü ve sıkıntıyı artırır. Örneğin cahiliye toplumunda insanların en çok sorunlarla karşılaştığı yerlerden birisi iş hayatıdır. İş arkadaşının yanlış bilgi aktarmasından, sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmemesinden, iyi planlama yapamamasından veya dikkatsizliğinden şikayet eden pek çok insan vardır. Çünkü tüm bunlar diğer taraf için aksaklık ve sorun anlamına gelir. Bu olayları iman gözü ile değerlendirmeyen birisi bunun gibi karşılaştığı her olayda telaş ve sıkıntı yaşar. Öfkelenir, heyecanlanır, paniğe kapılır. İman gözü ile bakan kişi ise, sözkonusu teknik aksaklıkları gidermek için gayret gösterir, ancak bu esnada herhangi bir panik, telaş veya sıkıntı yaşamaz. Çünkü her işi evirip çevirenin Allah olduğunu, Allah dilemedikçe hiçkimsenin bir şeye güç yetiremeyeceğini bilir.

İşte müslümanları diğer insanlardan ayıran en önemli özelliklerinden birisi tevekküldür. Müslümanlar yaşamlarının her anında başlarına gelen her ne olursa olsun sadece Allah'a dayanıp güvenirler. İş yerinde bir sorunla karşılaştıklarında, yetişmeye çalıştıkları vasıtayı kaçırdıklarında, umulmadık bir durumla karşı karşıya kaldıklarında itidallerini kaybetmezler. Sabırlı ve dengeli bir tutum sergilerler. Müslümanların bu güzel ahlakı Tevbe Suresi'nde şöyle bildirmektedir:

"De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi 51)

İnsan böyle bir bilgiye sahip olup inandıktan sonra umulmadık bir durumla da karşılaşsa itidalini ve dengesini yitirmez. Çünkü kişi için asıl önemli olan tüm bu olayların meydana gelmesinin bir tesadüfün eseri değil, Allah'ın katında belirlenmiş bir planın parçası olduğunu bilmektir. Nitekim insan bir konuda karşılaşabileceğini düşündüğü her türlü olaya karşı tüm önlemleri almış olsa bile, yine de aksilik gibi görünen durumlarla karşılaşabilir. Veya olaylar hiç hesaba katmadığı bir yönde gelişebilir. Örneğin tüm organizasyonu, planı zamanlamayı ve bunları uygulama şeklini tam ve eksiksiz olarak yaptığı halde tam sona ermek üzereyken ortaya çıkan acil bir durum tüm planı yeniden bozabilir.

Kişi bir konuda ne kadar tedbir alırsa alsın ne kadar dikkat sarfederse sarfetsin tüm bunların ancak bir dua mahiyetinde olduğunu bilmelidir. Bunların hiçbiri Allah'ın o olayın kaderinde belirlediğini değiştirme özelliğine sahip değildir. Bu nedenle kişi kızsa da üzülse de bunlar hiçbirşey değiştirmez. Olayın akışına asla bir etkisi olmaz.

Bu durumda insanın yapması gereken hayatı boyunca sadece Allah'a güvenip dayanmak ve her işte hayır ve hikmet olduğunu bilerek hareket etmektir. Aksi yöndeki düşünceler insanlara kaderin varlığını unutturur ve ümitsizliğe düşmelerine neden olur. Bu durum Allah'a tevekkül etmenin, O'na güvenmenin derin huzurunu yaşamalarını engeller. Üstad tevekkülsüz bir insanın üzerine aldığı yükün ağırlığının şiddetini bir sözünde şu şekilde tasvir etmiştir.

"Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri şu hikayeye benzer: vaktiyle iki adam hem bellerine hem başlarına ağır yükler yüklenip büyük bir gemiye bir bilet alıp girdiler. Birisi girer girmez yükünü gemiye bırakıp üstünde oturup nezaret eder. Diğeri hem ahmak hem mağrur olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "yok ben bırakmayacağım. Belki zayi olur. Ben kuvvetliyim. Malımı belimde ve başımda muhafaza edeceğim." Yine ona denildi: "bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sultaniye gemisi daha kuvvetlidir daha ziyade iyi muhafaza eder. Belki başın döner yükünle beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere güç getiremeyecek. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse ya delidir diye seni kovacak; ya "Haindir gemimizi itham ediyor bizimle alay ediyor. Hapsedilsin" diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun… Herkes sana gülüyor" denildikten sonra o biçarenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu üstünde oturdu. Oh Allah senden razı olsun. Zahmetten hapisten maskaralıktan kurtuldum" dedi. İşte ey tevekkülsüz adam! Sen de bu adam gibi aklını başına al tevekkül et. Ta bütün kainatın dilenciliğinden ve her hadisenin karşısında titremekten ve kendini beğenmişlikten ve maskaralıktan ve ahirette kötü duruma düşmekten dünyanın sıkıntılı hapsinden kurtulasın."

Tevekkül etmeyi öğrenen bir insanın üzerinden gerçekten de büyük bir ağırlık kalkar. Tüm kainatın an an Allah'ın takdiri üzerine işlemekte olduğunu kendisinin ise bu işleyişte hiçbir rolü olmadığını anlar. Aynı bir televizyon izleyicisi gibi sürüp gitmekte olan bir filmi seyrettiğini kaderin akışına hiçbir müdahele yapamayacağını anlar. Geminin içine bindiği anda üzerindeki tüm ağırlıkları bırakan insan gibi Allah'a tevekkül etmenin rahatlığını yaşar.

İşte insanların bu mutlak gerçeğin ışığında hareket etmeleri ve olayların akışından razı olup bunların meydana gelmesinde kendileri için çok büyük hayırlar olduğunu bilmeleri gerekir. Ancak o zaman huzurlu bir hayatları olur ve tevekkül etmeyen insanların içinde yaşadığı karanlık dünyadan kendilerini kurtarabilirler.