TERÖRÜN VE BOZGUNCULUĞUN YERYÜZÜNDEN SİLİNMESİ İÇİN
TEK ÇÖZÜM İSLAM AHLAKININ YAŞANMASIDIR

11 Eylül 2001 günü Amerika Birleşik Devletlerinin iki büyük şehrine düzenlenen saldırı sonucunda kadın-erkek binlerce masum insan hayatını yitirdi. Bu ayki yazıma söz konusu saldırıda ölen insanların ailelerine başsağlığı dileyerek başlamak istiyorum.

İslam dininde -her ne sebepten olursa olsun- masum insanlara zarar verecek bir terör eyleminin, kavganın, çatışmanın, öfkenin, kinin ve düşmanlığın yeri yoktur. Çünkü İslam kelime olarak barış anlamına gelir. İçerik olarak ise İslam dini insanlığa barış içinde, uyumlu, sevgi ve saygı esaslarına dayanarak, hoşgörülü, merhametli yaşamalarını öngören bir hayat modeli sunar. İslam dininde hangi dinden, ırktan, milletten olursa olsun insanlara saygı göstermek, şefkatli davranmak, iyilik yapmak, adil ve düşünceli davranmak emredilir. Terörde ise düşmanlık, kin, adaletsizlik, öfke, şiddet ve kan vardır. İslam dini terörü lanetler, terörü destek vermeyi, teröre göz yummayı, teröre karşı sessiz kalmayı yasaklar. İşte bu nedenle de dünya üzerinde terörün son bulmasının, barışın ve huzurun bina edilmesinin tek yolu İslam ahlakının insanlar arasında yaygın bir şekilde yaşanmasıdır. Bunun için yapılması gereken de İslamiyeti ve Kuran'ın insanlara emrettiği ahlak sistemini tüm insanlığa en en etkili şekilde tebliğ etmektir.

Herşeyden önce bilinmelidir ki, İslam dini her türlü bozgunculuğu insanlara haram kılmıştır. İslam dininde insanlar arasında ayrılık çıkarmak, gerilim, öfke ve şiddet yoluyla fikir yaymak yoktur. Allah müminlere yatıştırıcı, uzlaştırıcı ve barışcı olmayı emreder. Allah'ın bu emrine uymayanlar, ayetin ifadesiyle "şeytanın adımlarını izleyenler" olarak nitelendirilmişlerdir. Kuran'da bu konudaki birçok ayetten sadece iki tanesi şöyledir:

"Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir." (Rad Suresi, 25) "Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez." (Kasas Suresi, 77)

Görüldüğü gibi, Allah, İslam dininde, terör, şiddet anlamlarını da kapsayan her türlü bozgunculuk hareketini yasaklamış ve bu tür bir eylem içinde olanları lanetlemiştir. İslam dini sadece Müslümanlar arasında değil, farklı kültür, din ve ırklardan olan tüm toplumlar arasında kardeşçe, sevgi ve saygı dolu bir ilişki olmasını emreder. Hatta insanlar arasında rahat, huzurlu, adil ve hoşgörülü bir yaşamın bina edilmesi konusunda Müslümanlar Allah tarafından sorumlu tutulmuşlardır. Kısaca İslam ahlakı teröre sebep olan tüm şartları ortadan kaldıran bir ahlak sistemi getirir.

İslam ahlakını doğru ve peygamberimizin uyguladığı şekliyle yaşayan Müslümanlar tarihin her döneminde yaşadıkları topluma huzur ve barış getirmişlerdir. 400 yıl boyunca birbirinden farklı kültür, ırk ve dinlere mensup toplumları aynı çatı altında kardeşçe, huzur içinde ve barışçıl bir şekilde yaşatan Osmanlı İmparatorluğu buna bir örnektir. Hıristiyanlar, Museviler ve diğer azınlıklar Osmanlı tebaası altında, toplumsal ve hukuki haklarını dünyanın hiçbir yerinde bulamadıkları bir rahatlık içinde kullanma imkanına sahip olmuşlardır. Geleneklerini, ibadetlerini en özgürce yaşama imkanı elde etmişler ve Müslümanlarla birlikte yüzyıllarca birlikte yaşamışlardır. Bunun sebebi Osmanlı İmparatorluğunun İslam ahlakının esaslarına bağlı bir yönetim anlayışı benimsemiş olmasıdır. İslam dininin emri olarak kendi yönetimi altında yaşayan farklı din ve kültürdeki toplumlara son derece hoşgörülü, merhametli, adil bir politika izleyen Osmanlılar, böylece dünyanın en büyük imparatorluğunu asırlar boyu ayakta tutma becerisini göstermişlerdir.

Günümüzde de böyle bir barış ve kardeşlik ortamı elde edilebilmesi için, İslam ahlakının peygamber efendimizin döneminde olduğu şekliyle yaşanması gerekmektedir. Bunun için de Müslümanlar -aynı peygamberimiz döneminde olduğu gibi- İslam ahlakını yaymak için şevkli ve çoşkulu bir çaba içine girmelidirler. Çünkü yaşanan acılar ve ölen masum insanlar düşmanlıkların, kinin ve öfkenin bir neticesidirler. Bu durumun yeryüzünden silinmesi ve dünyanın adalet, sevgi, hoşgörü ve barışın yaşandığı bir yer olması ise Müslümanların sorumluluğundadır.

Nitekim eğer bir ülkede İslam ahlakının gerektirdiği yaşam tarzı hakim olursa, o ülkenin insanları son derece mutlu, güvenli ve barış dolu bir hayata sahip olurlar. Şiddete, haksızlığa, zulme maruz kalmazlar. Böyle bir ülkede terörün zemin bulması ve insanların teröre yönelmesi imkansızdır. Çünkü terörün gerektirdiği haksız fiiller, İslam dini tarafından yasaklanan haram fiillerdir. Örneğin masum ve suçsuz insanları öldürmek, Allah tarafından haram kılınmıştır ve Allah suçsuz bir insanı öldürmeyi tüm insanlığı öldürmekle eşit tutmuştur. İnsanlara kin beslemek ve intikam duygusuyla hareket etmek İslam dininde yeri olmayan bir ahlak bozukluğudur. Kuran'da affedicilik ve adalet vardır. Bir fikrin şiddet ve zor yoluyla insanlara kabul ettirilmeye çalışılması da İslam dininde yasaklanmıştır. Allah dinde zorlama ve baskı olmayacağını bildirmiştir. İslamiyet doğrunun sadece öğütle hatırlatıldığı bir yaşam modeli getirir. Dolayısıyla içinde yaşadığımız karışık dönemde yapılabilecek en doğru hareket Müslümanların affedicilikte, sevgi ve merhamette örnek bir ahlak göstermeleri ve insanlara İslam ahlakını öğretme konusunda güzel bir yarış içinde olmalarıdır.