|
TEFEKKÜR
GÖNÜLDE BİR KANDİLDİR
Bu
yazımda her insanın yaşamında çok hayati değişikliklere -samimi
bir şekilde, gerçekleri görebilme niyetiyle yapıldığında- yol açtığına
inandığım tefekkür konusunun önemi üzerinde durmak istiyorum.
Cenab-ı Allah Kuran'daki pek çok ayetinde insanları düşünmeye davet
etmektedir. Düşünmek, özellikle "derin derin düşünmek"
insanın Allah'ı takdir edebilme gücünü, kavrayışını, dolayısıyla
Allah korkusunu ve Allah'a olan yakinini artıran en önemli etkenlerdendir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de "Bir saat tefekkür, bin
yıl nafile ibadetten hayırlıdır." sözüyle tefekkür etmenin
önemine dikkat çekmiştir.
Tefekkür konusu sadece kelime anlamı itibariyle ele alındığında
pek çok kimsenin aklına "Her insan birşeyler düşünür. Bir
insanın kafasının sürekli boş kalmasının imkanı yoktur…" benzeri
düşünceler gelmiş olabilir. Oysa benim bu yazıda dikkat çekmek istediğim;
bir kişinin yaşamının her anına yayılmış bir şekilde, olayların
neden ve niçinlerini araştırarak gerçek anlamda bir düşünme yani
"derin düşünme"dir.
Düşünce
tembelliğinden kurtulmak
Derin
düşünmeyi engelleyen en önemli etkenlerden bir tanesi düşünce tembelliğidir.
Kişinin hep alıştığı şekilde hareket etmesi, zor ve zahmetli bile
olsa her konuda yalnızca bildiği yöntemleri uygulaması ve hiç yeni
bir fikir getirmemesi ya da farklı bir yöntem denememesi, belki
de pek çoğunun kötü olduğunu bildiği halde kendi kişilik özelliklerini
iyi yönde değiştirme ihtiyacı içinde olmaması gibi davranışlar yoğun
düşünce tembelliğinin en belirgin göstergelerindendir.
Oysa insan aklı ancak tefekkür etmekle gelişir. Doğruları görebilme
yeteneğinin artması, adalet duygusunun güçlenmesi, her konuda akledebilme
özelliği benzeri meziyetlerin kazanılması da tefekkür neticesinde
gerçekleşir.
İşte bu noktada tefekkür etmenin bir insana neler kazandırabileceğinin
bilinmesi kuşkusuz ki teşvik edici olacaktır. Değerli İslam alimlerimizden
Mehmet Zahit Kotku tefekkürün bir insan üzerindeki olumlu etkilerini
son derece içten, son derece hikmetli bir şekilde şöyle özetlemektedir:
"Tefekkür
gönülde bir kandildir. Hayır ve şerri fark etmekte, akıl ona muhtaçtır.
Tefekkür, gönülde olan marifeti hazır edip gösterir. Kalbi gaflet
deryasına düşmekten kurtarır. Tefekkür gönüllerin tasfiyesidir.
Mürakabelerin başlangıcıdır. Tefekkür hakikat bahçelerinin emsalsiz
ağaçları, çiçekleri, gülleridir. En ince hadiseleri pek aşikar
surette gösteren nurdur. Tefekkür, aynı zamanda eşyanın hakikatini
gösteren bir aynadır. İnce manaların mizanıdır. Tefekkür hikmet
kaynaklarından bir kaynaktır; cevahir gibi ve diğer kıymetli,
madenleri bilmek gibidir. Tefekkür, hikmetleri yakalamak için
bir ağ gibidir. İbret nazarlarına melekedir."
Tefekkür
herkesin kendisine fayda getirir
Gerçek anlamda düşünebilen her insan -iman etmese bile- eğer samimi
ise bir süre sonra çevresindeki düzendeki olağanüstülüğü fark edecek,
bunun nedenlerini araştıracak, düşünecek bu şekilde Allah'ın ayetlerini
görmeye başlayacak ve akledebilen bir insan haline gelecektir. Herşeyin
nedenini araştıracağı için varacağı nihai sonuç Allah'ın varlığı
ve üstün gücü olacak bu da inşallah o kişinin imanına vesile olacaktır.
İman eden ve imanıyla tefekkür eden kişilerde ise Allah'a olan bağlılıklarının
derecesi, Allah korkuları, sorumluluk hisleri, şevkleri gün geçtikçe
artacaktır.
Tefekkür aynı zamanda iman eden ve etmeyen kimseler arasındaki en
büyük farklardan biridir de. İman etmeyen kişiler "O
gün cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp-hatırlar, ancak
(bu hatırlamadan) ona ne fayda?" (Fecr Suresi, 23) ayetinde
de bildirildiği gibi ancak cehennemi gördükten sonra gerçek anlamda
düşünmeye başlarlar. Bu kişiler o ana kadar, dünyaya gönderiliş
amaçlarını, çevrelerindeki canlıların nasıl ortaya çıktığını ve
neden yaratıldığını, gece ve gündüzün varoluş sebeplerini, evrende
nasıl olup da böyle kusursuz bir düzenin var olduğunu, Allah'ın
Kuran'da emrettiklerini… kısacası kendilerine gerçek anlamda fayda
verecek olan şeylerden hiçbirini o ana kadar vakit ayırıp düşünmemişlerdir.
Bir gün tüm insanlar gibi kendilerinin de öleceğini ve Cenab-ı Allah'ın
huzurunda hesap vereceklerini de akıllarına bile getirmemişlerdir.
Büyük bir kavrayış ve anlayış eksikliği içinde olan bu gibi insanlar
gerçekleri ayette de bildirildiği gibi ancak Rabbimiz'in huzurunda
hesap verirken anlamışlardır. Allah bu kişilerin durumunu bir ayetinde
şöyle bildirmektedir:
Onlar,
dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise
gafil olanlardır. Kendi nefisleri konusunda düşünmüyorlar mı?
Allah gökleri, yeri ve bu ikisi arasında olanları ancak hak ile
ve belirlenmiş bir süre (ecel) olarak yaratmıştır. Gerçekten,
insanlardan çoğu Rablerine kavuşmayı inkar ediyorlar. (Rum Suresi,
7-8)
İman
eden kişilerse etraflarında olan bitenler hakkında sürekli düşünürler;
çevrelerindeki varlıkları inceleyerek onlardaki yaratılış delillerini
görürler, ayrıca insan karakterleri üzerinde düşünerek ibret alırlar.
Örneğin çevrelerindeki kişilerin güzel ahlaklarından örnek alarak
kendilerini geliştirirler ya da kötü ahlak özellikleri üzerinde
tefekkür ederek şiddetle bu kişilere benzemekten kaçınırlar. Bu
da kişinin üzerindeki gaflet perdesinin aralanmasında ve samimi
bir şekilde Allah'a yönelmesinde son derece etkili olur.
Zahit Kotku Hazretleri de bu gerçeğe bir sözünde şöyle dikkat çekmiştir:
"Düşünen
bir kavim için Hak Teala'nın varlığı ve birliği hakkında, yerlerin
ve göklerin tefekküründe sayısız ibretler ve alametler vardır.
Binaenaleyh, tekrar tekrar yerlere ve göklere bakmak ve onlardan
ibret ve hisse almanın, Cenab-ı Hak'ka dönmeye vesile olacağında
hiç şüphe yoktur. Lakin bu kadar insanın hep gözleri vardır. Her
gün de bu alem onların gözü önünde olduğu halde, bundan bir ders
ve ibret almamak ve Hak'ka dönememek, ne kadar bedbahtlıktır!
Adeta körlüktür. Fakat nice ama kimseler vardır ki, Hak'ka muti
ve emirlerine riayetkar oldukları halde, gözleri görenlerin bundan
mahrum olması ne kadar acıdır."
Kaynak:
Tasavvufi Ahlak 4/ Mehmet Zahit Kotku
|