|
"ALLAH
KATINDA EN ÜSTÜN OLANINIZ, TAKVACA EN İLERİDE OLANINIZDIR"
Cahiliye
toplumunda insanlar karşılarındaki kişilerin sahip olduğu mala,
mülke ve zenginliğe son derece önem verirler. Bu nedenle de çoğu
zaman insanları ahlaklarına göre değil, sahip oldukları varlıklara
göre değerlendirirler. Ahlakları her ne olursa olsun, eğer mal ve
mülke sahip olurlarsa, onlara karşı derin bir saygı duyarlar. Hatta
kendilerini bu kişilerin yanında son derece küçük ve değersiz görürler.
Varlıklı kişilerin kendilerini aşağılamasını, hor görmesini, eziyet
etmesini makul karşılar, maddi güç sahibi olmalarından dolayı bu
muamele ve tavırları göstermeye hak sahibi olduklarını düşünürler.
Bu gücün onlar üzerindeki etkisi kimi zaman o kadar şiddetli olur
ki, gerektiğinde bu kişilerin söylediklerini hiç düşünmeden yapmakta
bir sakınca görmezler.
Cahiliye toplumunda zenginlik zaman zaman adaletin işleyişine ve
dürüst kararların alınmasına da engeller oluşturur. O insanlara
karşı görünmez bir dokunmazlık ve korku çemberinin oluşmasına imkan
sağlar. İnsanların haklıdan değil, güçlüden yana karar almasına
neden olabilir. Cahiliye toplumu, Kuran ahlakından habersiz olduklarından
dolayı kendi içlerinde böyle bir yapının hayat bulmasında hiçbir
sakınca görmezler. Tüm dünya üzerinde buna benzer bir sistemin yaşanması
da onların doğruları görmesini engeller.
Bu sistem içinde zengin her zaman zengin, fakir de her zaman fakir
kalacağını düşündüğünden kurulmuş olan düzene kimse ses çıkarmaz.
Herkes vicdanının kendisine emrettiği şeyi değil, alışageldiği tavrı
göstermeye devam eder. Oysa Allah'ın günleri lehte ve aleyhte çevirmesiyle
çok varlıklı görünen birisi bir anda tüm gücünü ve servetini kaybedebileceği
gibi, son derece zor koşullar altında yaşayan bir kişi de umulmadık
bir servete sahip olabilir. Bu durumda daha önce zengin olan kişi
de tıpkı daha önce kendisinin başkalarına yaptığı gibi horlanmaya
ve aşağılanmaya maruz kalabilir. Daha önce büyük bir şevkle savunduğu
ve değişmesini istemediği bu sistem onu şiddetle ezip, canını yakabilir.
İnsan nasıl hiçbir zaman kendisinin böyle bir duruma düşmesini temenni
etmezse, başka insanların da aynı sistemden ötürü böyle bir muameleye
maruz kalmasına izin vermemelidir. Ancak insanlar Kuran ahlakına
yönelmedikçe, Allah'tan gereği gibi korkup sakınmadıkça bu durumun
tam anlamıyla değişmesi de mümkün olmaz.
Allah'ın beğendiği ve Kuran'da tüm insanlara tavsiye ettiği ahlakta,
insanlar arasında üstünlük ancak imanda derinleşmekle elde edilebilir.
Allah katında geçerli olan ne kişilerin sahip oldukları makamları,
ne de servetleridir. Bir insanın zengin ya da çok fakir olmasının
Allah katında tek başına hiçbir değeri yoktur. O'nun katında geçerli
olan insanların imanları, güzel ahlakları ve işledikleri salih amelleridir.
Allah "..Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız,
(ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi,
13) ayetiyle insanlar arasında üstünlük ya da eksiklik konusu
olan ayrımların Kendi katında hiçbir önemi olmadığını belirtmiş,
insanlara samimiyetle iman etmeye davet etmiştir.
Allah katında geçerli olan ahlak malın, mülkün ve sahip olunan herşeyin
mutlak sahibinin Allah olduğunu unutmamaktır. Unutulmamalıdır ki,
insanların sahip olduklarından dolayı övünme içine düştükleri şeyleri
onlara veren Allah'tır. Yani tüm bu zenginliğin sahibi O'dur. Bu
durumda tüm insanlar Allah'ın katında fakirdir. Zengin olan mutlak
güç ise Allah'tır. Allah "Ey insanlar, siz Allah'a (karşı
fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı
olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır" (Fatır Suresi,
15) ayetiyle bu gerçeği belirtmiştir.
Bu gerçeğin her an farkında olan müminler ellerinde ne kadar geniş
imkanlar da olsa Allah'ın huzurunda çok aciz ve fakir olduklarını
bilirler. Dünya şartlarına göre ellerinde çok büyük zenginlikler
de olsa bunun gerçek sahibinin Allah olduğunun farkındadırlar. Bu
nedenle de zenginliği O'nun istediği gibi harcarlar. Onların arasında
zengin fakir gibi bir ayrım olmamasının temelinde de bu gerçeği
çok iyi kavramış olmaları yatmaktadır.
Abdülkadir Geylani Hazretleri de müminlerin arasında zengin fakir
diye bir ayırımın olmadığını, böyle yanlış bir anlayışa sahip olan
bir insanın ise doğru olandan sapmış olacağını ifade etmiştir. Müslümanların
insanlar arasında zengin fakir ayırımı yapmadan, Allah rızası için
güzel bir sabırla sabreden ve umut içinde olanlarla birlikte olmasını
öğütlemiştir: "Sana gelen zenginle fakir arasında bir fark
gözetiyor veya hissediyorsan, kurtuluş yolunu kaybedersin. Sabreden
fakirlerle beraber ol, onlara iyilik et, alicenap davran, onlarla
beraber olmaktan mutluluk duy!" İman edenlere düşen de,
bu büyük sırrı takip etmek ve üstünlüğü sadece Allah'a imanda, güçlü
bir Allah korkusunda, güzel ahlakta aramaktır.
|