HERKES YARIN İÇİN NEYİ TAKDİM ETTİĞİNE BAKSIN

"Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdut, ömrünün günleri madud ve herşeyin fanidir. Öyle ise şu kısa fani ömrünü fani şeylere sarf etme ki, fani olmasın. Baki şeylere sarf et ki baki kalsın. Ebedi ömrün önündedir. O ömr-ü bakide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fani ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır."

İnsan içinde bulunduğu her an -kendisi bilincinde olmasa da- gerek haliyle, tavrıyla gerekse düşünce ve konuşmalarıyla Allah'a karşı bir takdim halindedir. Buna göre eğer kişi şu an vicdanının sesini dinleyerek hareket ediyorsa, Allah'ın hoşnut olacağı bir iş üzerindeyse, hayır hasenat düşünüyor ya da olaylara tevekkül ile yaklaşıyorsa bu bir takdimdir ve sonsuz ahiret hayatında buna göre bir karşılık görecektir. Aynı şey aksi durum için de geçerlidir. Kuran ahlakından uzak bir insan iman edenlere karşı bir düzen tasarlıyorsa ya da Allah'ın razı olmayacağı bir fiil içinde ise o da tam buna uygun bir sonuçla karşılaşacaktır. Allah'ın değişmez bir kanunu olarak, kurduğu düzen bozulacak ve kendisini kuşatacaktır. Bu kişi hem dünyada hem de ahirette yaptığı her tavır, söylediği her inkarcı söz ile karşılık bulacaktır. Bir başkası için tuzak kurduğunu zannederken, gerçekte o tuzak kendine dönecektir.

Kuşkusuz yaptıklarının karşılığı kişinin karşısına kimi zaman hemen akabinde, kimi zaman yıllar sonra, kimi zaman da ahirette çıkabilir. Bu tamamiyle Allah'ın takdirine bağlıdır ve karşılığı geç almak insanı kesinlikle yanıltmamalıdır. Çünkü Allah insana hatalarına fark edip, tevbe etmesi için süre tanımaktadır. Ancak bu süre inkarın artması için de verilmiş olabilir. Bu gerçeğin farkında olmayan insan ise yaptığı aşırılıkların karşılıksız kaldığını düşünür ve 'daha önce de yaptım, nasıl olsa birşey olmuyor' diyerek inkarını daha da artırır. Oysa bu çok büyük bir yanılgıdır.

İnsanların bir bölümü de dünyada aldıkları karşılığın farkına dahi varmazlar. İşlerinin bozulmasını, başlarına gelen bir hastalığı inkarlarının dünyadaki bir karşılığı olduğunu düşünmezler. Çünkü onların ilkel mantıklarına göre, karşılık olarak bekledikleri şey, gökten başlarına taş yağması ya da mucizevi bir azaptır. Böyle birşey başlarına gelmezse, karşılık görmediklerini düşünürler. Varsayalım ki imtihanın bir gereği olarak dünyada hiçbir karşılık görmemiş olsunlar. Hatta tam tersine daha iyi bir mevkiye gelseler, servetlerine servet katsalar da bu bir ölçü değildir. Bunların hepsi geçicidir ve yine iş olacağına varacak ve Allah'ın kendilerine vereceği karşılıktan -tövbe edip hallerini düzeltmedikleri sürece- kaçamayacaklardır. Kuran'da Allah'ın yaptığı benzetmede olduğu gibi nasıl karanlıkla aydınlık bir olmazsa, körle gören bir olmazsa iyilik yapanlarla kötülük yapanlar da bir olmaz. Ayetin nitelendirmesiyle her kişi kazandıklarına karşılık bir 'rehin'dir. Kişi küçük veya büyük önceden kendisi için neyi takdim ederse, onu Allah katında hazır bulacaktır.

Allah'ın beğeneceği bir düşünce ve hareket tarzı içinde olanlara, salih amellerde bulunanlara gelince Kuran'da haber verildiğine göre onlar yaptıkları salih amellerle cennetteki yerlerini döşeyip hazırlamaktadırlar. Güzellik yapanlara daha iyisi ve daha güzeli vardır. Kendi elleriyle kendilerine kötü bir son hazırlayanların ise ölüm melekleri yanlarına geldiğinde yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırlar ve azabı tatmalarını söylerler. Ama bu son onların kendi takdim ettiklerinin bir sonucudur. Çünkü Allah kullara zulmedici değildir, insan ancak kendine zulmeder. Nitekim bu insanlar kıyamet günü yakıcı azabı tadarlarken de kendilerine hitaben bu gerçek hatırlatılır:

(Ey insan) Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir. (Hac Suresi, 10)

Allah Kuran'da iman edenleri bu büyük tehlikeye karşı tekrar tekrar uyarır:

Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 18-19)

Hayatları boyunca kendilerine yapılan bu uyarıları göz ardı edenler ise kendi elleriyle takdim ettiklerine baktıklarında, "Keşke hayatım için, (önceden bir şeyler) takdim edebilseydim." (82/5) diyecek ve çaresizlikleri ve pişmanlıkları dayanılmaz boyutlara varacaktır. Ayette şu şekilde bildirilir:

Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek. (Nebe Suresi, 40)

441-449