|
MÜMİNLERİN
SARSILMAZ TEVEKKÜLÜ
Allah
tüm müminleri Nur Suresi'nde indirdiği ayetler ile harama girmekten
sakındırmış ve iffetli davranarak ırzlarını koruyacak davranışlarda
bulunmakla yükümlü kılmıştır. Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerim'de şöyle
emretmiştir:
Mü'minlere
söyle: "Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve
ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten
Allah, yaptıklarından haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle:
"Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını
korusunlar…" (Nur Suresi, 30-31)
Herkes
hesap günü bu yükümlülüğü ile ilgili olarak sorgulanacaktır. Bu
sorumluluklarının bilincinde olan -kadın olsun, erkek olsun- tüm
müminler vicdanlarını kullanarak en doğru olan tavrı, yani Allah'ı
hoşnut edecek olan iffetli davranışları seçerler. Kuran ahlakını
yaşayan yani hayatlarını Cenab-ı Allah'ın istekleri doğrultusunda
düzenleyen mümin kadınların da en önemli özelliklerinden biri iffetleridir.
Mümin kadınlar yaşadıkları toplumda ölçülü ve haysiyetli tavırları,
kılık kıyafetlerinde iffetlerini korumaya yönelik olan belirgin
tercihleri ile tanınırlar. Ve bu tercihleri aynı zamanda mümin kadınları
diğer kadınlardan ayırt eden belirgin özelliklerdir. Gösterdikleri
her güzel tavrın, kararlılığın ve sabrın Allah katında güzel bir
karşılığı olduğunu bilen mümin kadınlar iffetli tavırlarından asla
taviz vermezler. Bulundukları ortam, değişen şartlar, zorlamalar,
baskılar, tehditler ya da başka herhangi bir etken onların iffetlerini
korumaktaki kararlılıklarını hiçbir şekilde değiştirmez.
Bununla birlikte her dönemde mümin kadınlar dünyadaki imtihanın
bir gereği olarak iffetlerine yönelik birtakım iftiralara ve bazı
kişilerin çirkin ve asılsız suçlamalarına maruz kalmışlardır. Bu,
Allah'ın bir kanunudur ve tarih boyunca da müminler üzerinde hep
tecelli etmiştir. Allah ayetlerinde dinden uzak insanların erkek
veya kadın tüm müminler hakkında incitici sözler söyleyeceklerini
haber vermiştir.
Sözkonusu insanlar kimi zaman, müminlere attıkları çirkin iftiralar,
yönelttikleri sıkıntı verici konuşmalar ve yaptıkları asılsız suçlamalarla,
müminlerin morallerini bozmayı ve bu yolla onları Allah yolundan
döndürmeyi amaçlamışlardır. Ancak dinden uzak insanların tüm bu
çabaları müminler üzerinde herhangi bir olumsuz etki oluşturmaz;
onların tavırlarına aldırış etmezler, attıkları iftiralardan etkilenmezler
bile. Bunda kendileri için çok büyük bir hayır olduğunu ve yalancıların
çabalarının sonuca ulaşamayacağını, kurdukları düzenlerin tümünün
bozulacağını ve ayaklarına dolanacağını bilirler.
Dinden uzak insanların bu gibi davranışları, müminlerin imanlarının
ve Allah'a olan bağlılıklarının, Allah'ın ayetlerinin kendi üzerlerinde
tecelli ediyor olmasından kaynaklanan şevk ve heyecanlarının artmasına
vesile olur. Asılsız karalamalara, atılan iftiralara sabır göstermenin
de kendileri için önemli bir fırsat olduğunun bilincindedirler.
Çünkü müminler bütün bunları yaratanın Allah olduğunu, Allah'ın
herşeyi kontrol altında tutan olduğunu, bütün kalplerin Allah'ın
elinde olduğundan haberdardırlar.
Müminlerin en önemli özelliklerinden biri Allah'a karşı olan teslimiyetleri
ve bunun bir sonucu olarak yaşadıkları içten tevekkülleridir. Allah'ın
kendileri için yarattığı her görüntüde bir hayır olduğunun, herşeyin
belirlenmiş bir kader dahilinde gerçekleştiğinin eminliği içinde
hareket ederler. Allah'ın dilediği görüntüyü, dilediği şekilde,
dilediği anda yaratacağını ve dilediği anda da değiştireceğini bilirler.
Allah'ın imtihan gereği bu dünyada yarattığı görüntüler kimi zaman
ürkütücü, kimi zaman sevindirici, kimi zaman karanlık, kimi zamansa
aydınlık olabilir. İşte bu yüzden müminler de karşılaştıkları olay
ne olursa olsun bir an bile Allah'ın yazdığı kadere olan tevekküllerinden
taviz vermezler. Karşılaştıkları haksızlara güzel bir sabır ile
sabreder ve içlerinde her zaman sarsılmaz bir tevekkülü yaşarlar.
Çünkü Allah'ın sonsuz adalet sahibi ve eksiksiz karşılık veren olduğunu,
kendilerine haksızlık yapan kişilere de mutlaka en adil karşılığı
vereceğini unutmazlar.
Müminlerin tevekkül ile her türlü olaydan hiç etkilenmeden kurtulabileceklerini,
tevekkülün asıl kaynağının iman olduğunu ve bütün bunların hem dünyada
hem de ahirette güzel bir karşılığının olacağını Bediüzzaman Said-i
Nursi de şöyle müjdelemektedir:
İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakiki imanı elde eden adam,
kainata meydan okuyabilir ve, imanın kuvvetine göre, hadisatın tazyikatından
kurtulabilir. "Tevekkeltü alallah" der, sefine-i hayatta
kemal-i emniyetle, hadiselerin dağlarvari dalgaları içinde seyran
eder. Bütün ağırlıklarını Kadir-i Mutlakın yed-i kudretine emanet
eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder…
Demek,
iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i
dareyni iktiza eder… (YirmiÜçüncü Söz, Üçüncü Nokta, s.133)
Bediüzzaman'ın
yukarıdaki ifadeleri tevekkülün gücünü açıkça ortaya koymaktadır.
Her an tevekküllü bir ruh halini ve dolayısıyla son derece büyük
bir güven duygusunu taşıyan müminler karşılaştıkları olaylar "dağlar
gibi" olsa da hoşgörülü tavırlarından, kötülükleri en güzel
şekilde uzaklaştırmaktan asla taviz vermezler. Çünkü müminler için
her koşul altında Allah'ın emrettiği güzel ahlakı yaşamak en büyük
ibadetlerden biridir. Müminler de zorlu görünen olaylarda güzel
ahlakı sürdürmenin, Allah'ın hoşnut olacağı davranışlardan olacağının
bilinciyle hareket ederler. İşte bu üstün tavırlarıyla hem diğer
insanlardan ayrılırlar, hem de Üstad'ın da dikkat çektiği gibi dünya
ve ahiret saadetini kazanırlar.
|