DAİMA SALİH DAVRANMAK

Güzel ahlak denildiğinde akla pek çok özellik gelir; fedakarlık, hoşgörü, merhamet, adalet, tevazu, itidal, sabır, sevgi, saygı gibi değerler bunların başlıcalarıdır. Din ahlakı bu değerler üzerine kuruludur. Müminler bu güzel ahlak özelliklerini tüm hayatları boyunca, hiç taviz vermeksizin uygularlar ve bunlar Kuran'da sözedilen "sürekli salih davranışlar"dandır.

Dinin kastettiği güzel ahlak modelinde kişi bunların her birini, ömrü boyunca, yılmadan, usanmadan, büyük bir zevkle her an yaşar. Zorluk anında da, hastalandığında da, sıkışık olduğu zamanlarda da, karşısındaki kişilerden aksi yönde karşılık gördüğünde de hep güzel ahlaklı davranır.

Salih müminler en zorlu anlarda, ihtiyaç içinde bulundukları durumlarda dahi Allah'ı hoşnut edecek davranışlardan taviz vermezler. Örneğin kendileri ihtiyaç içinde oldukları durumlarda dahi önce diğer müminleri düşünürler. Çünkü Kuran'da tarif edileh ahlak bunu gerektirir. "...Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Haşr Suresi, 9)

Ilk bakışta bu özelliklelrin yalnızca müminlere has olmadığı, hemen herkeste az ya da çok bu özelliklerden bulunduğu düşünülebilir. Fakat yukarıdaki ayette de belirtildiği gibi nefisler cimri ve bencil tutkularla doludur. Kişi eğer nefsinin bu olumsuz arzularına, hırslarına karşı koymaz, bunlarla mücadele etmezse nefsi onu idare eder. Müminler bu durumun farkında oldukları için her an iradeli ve kararlıdırlar, nefsani olan hiçbir şeyi yapmamaya özen gösterirler. Küçük büyük ayırdetmeksizin, bütün konularda Allah'ın razı olacağı ahlakı yaşarlar. Nefsani ve bencilce olan her karardan, niyetten, davranıştan şiddetle sakınırlar. Çünkü Allah onlara nefsin böyle bir yönü olduğunu ve bundan sakınmaları gerektiğini haber vermiştir:

"Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır." (Nisa Suresi, 128)

Buna karşın dindar olmayan insanların, nefsin böyle bir özelliği olduğundan haberleri yoktur. Haberleri olsa dahi bununla mücadele etmelerini gerektirecek bir sebepleri yoktur. Bunun gereğine de inanmazlar. Hatta yaşamın anlamının bu olduğunu, ancak nefislerinin tüm isteklerini yerine getirirlerse hayatlarnı yaşamış olacaklarını düşünürler. Dolayısıyla onların arada sırada güzel ahlak göstermeleri müminlerin yaşamları boyunca güzel ahlaklı olmalarıyla elbetteki bir değildir. Fedakarlıkları da aslında çoğu kere gerçek anlamda bir fedakarlık olmaz. Onlar ancak iyi bilinmek, övülmek kastıyla iyilikte bulunurlar. Yaptıkları yardımların veya iyiliklerin bilinmesini isterler. Bunların kendi çıkarlarıyla çatışmamasına özen gösterirler.

Örneğin hiçbir zaman giymeyecekleri eskimiş kıyafetlerini ya da kesinlikle yiyemeyecekleri yemeklerini fakirlere verirler, fakat bunlar onlar için fedakarlık sayılmaz, çünkü vermeseler zaten atacaklardır. Ama kendi sevdikleri, değer verdikleri bir mala başkasının ihtiyacı olsa işte o zaman asla vermezler. Sıkışık oldukları bir zamanda yardım istense reddederler. Üstelik tüm nezaketlerini ve inceliklerini tamamen unuturlar. Benzer örnekler çoğaltılabilir. Dini yaşamayan insanlar güzel ahlakı tam manasıyla yaşayamazlar. Onlar kendi heva ve heveslerinin peşinden gitmeyi, hayatlarını güzel ahlak, fedakarlık ve iyilikle geçirmeye tercih ederler. Fakat bu aslında tam anlamıyla bir yanılgıdır. Çünkü kendilerini karda zannederlerken ahirette kaybeden kendileri olacaktır : "Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır." (Kehf Suresi, 46)

Müminler zaten salih davranışta bulunurlar, fakat ayetin de ifadesiyle Allah katında makbul olan bu salih davranışların sürekli olmasıdır. Bu durumda inanan insanların, ömürlerinin sonuna dek her an güzel ahlaka niyet etmeleri, bundan bir an olsun ödün vermemeleri, aksini mazur gösterecek hiçbir sebebe kanmamaları gerekir. Hatta ahiretteki güzel karşılığını düşünüp, yaptıkları hayırları artırmaları ve bunlarda sebatlı olmaları da önemlidir. Bundan taviz vermeleri için geçerli bir mazeretin olamayacağını bilmeleri gerekir. Buna hastalık, yorgunluk, zorluk anı, sıkışıklık gibi herşey dahildir.

Elbetteki böyle bir ahlak iman edenlerin dışındaki insanlara ağır gelecektir. Çünkü her an fedakar olmak, her an sözün en güzelini söylemek, kendi hakkı çiğnendiğinde dahi bağışlayıcı ve merhemetli olmak, sabır göstermek, kendi ihtiyacı oluduğu halde malını diğer müminlerle paylaşmak nefislerinin esiri olan diiğer insanların yapamayacağı ahlak özellikleridir. Inançlı insanların hiç yılmadan güzel ahlak göstermeleri, diğer insanların zor anlarda sergiledikleri tutumlara benzeyecek davranışlardan kaçınmaları gerekir. Allah bu şekilde salih davranışlarda bulunan kullarına sevabın ve sonucun hayırlısını vaad etmektedir. Ayette bu gerçeğe şu şekilde işaret edilir: "Allah, hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır." (Meryem Suresi, 76)