|
BİR
YAKUT MİSALİ "SALİH
AMEL"
Dünyanın
dört bir yanındaki milyonlarca insan her gün, hatta her an belli
bir amaca yönelik olarak çalışmaktadır. Bu amaç çoğu kimse için
dünya nimetlerini daha fazla elde edebilmektir. Yani insanların
rızasının kazanılması ve kişinin kendi isteklerinin, tutkularının
yerine getirilmesidir. Toplumda takdir görmek, belli bir makama,
mevkiye ya da saygınlığa ulaşmak, daha çok mal-mülk sahibi olabilmek,
daha rahat, daha zengin bir hayat yaşamak, insanların hoşnutluğunu
ve sevgisini kazanmak, insanların elde etmek için büyük çaba harcadıkları
hedeflerdendir.
Ne var ki bunların tümü, değeri az ve geçici olan işlerdir. Gerçek
anlamda değerli olan iş ise; yalnızca ve yalnızca Allah rızasını
gözeterek yapılan salih amellerdir. İnsanlar dünyaya yönelik olarak
yaptıkları işleri, eğer Allah rızası için yapmış olsalar bu belki
de kendilerine
çok fazla kazanç sağlayacaktır. Ama onlar bu işleri dünyevi amaçlarla
yaptıkları için tüm bunlar değeri az olan işler haline gelir.
Yazımın başında insanların büyük çoğunluğunun dünya nimetlerini
elde etmek için çalıştığını belirtmiştim. Bu çoğunluğun dışında
kalan ve her zaman toplumun küçük bir kesimini oluşturan bazı kimseler
de vardır ki bu insanların tek amacı, Allah-u Teala'nın rızasını
kazanmaktır. Yaptıkları her işte Allah'ın rızasını gözeten bu kişiler
Kuran'ı Kerim'de 'salih amel işleyen müminler' olarak vasıflandırılmaktadırlar.
Cenab-ı Hakk'ın rızasını kazanmanın yolu salih amel işlemekten geçer.
Bir amelin salih olabilmesi için ise o amelde nefsin karıştığı,
riyanın girdiği, insanların rızasının medhinin ve senasının gözetildiği
tek bir hususun bile olmaması gerekmektedir. Salih amel katıksız
olarak yalnızca Rabbin rızasını kazanmak için yapılan ameldir. Bir
müminin amellerinde tek önem verdiği husus da budur.
Hayatını Kuran ahlakını yaşamaya ve insanları bu ahlaka çağırmaya
adamış olan değerli İslam büyüğü Mehmet Zahit Kotku da Allah'ın
hoşnutluğu gözetilmeden yapılan fiillerin katık karışmış ameller
olduğuna ve bu tip davranışların ihlaslı olmadığına şöyle dikkat
çekmiştir:
"
... Mesela yaptığımız amellerde başka niyetler ve kastlar olursa,
tabii o riyadır. İhlastan aridir. Midesinin ıslahı için oruç tutan,
uykusunu gidermek için namaz kılan, sıhhatini muhafaza için hacca
giden, kötü huylu kölesinin şerrinden kurtulmak için onu azad
eden, mal talebi için ilim tahsis eden, emsali arasında azi ve
üstün olmasını isteyerek veya mal ve mülkün ilim sayesinde muhafazasının
murat ederek ameller işleyen, alim ve meşayyıkın indinde kıymetli
olmak kastıyla onlara hizmet eden, serinlemek kastıyla abdes alan
yahut kendisini ziyaret etsinler kastıyla hasta ziyaretine ve
aynı maksatla cenazeye gidenin, kendisine en iyi insan desinler
diye yapılan bu çeşit sair amellerin hiç birisinde matlub olan
ihlası bulmak mümkün değildir." (Mehmed Zahid Kotku Tasavvufi
Ahlak)
Her
Müslümanın dünyadaki amacı ahireti için sevap toplamak ve ahiretteki
makamını yükseltmektir. Bu sebeple mümin her an her yerde, karşısına
çıkan her olaya, her teklife bir fırsat olarak bakar. Bunları küçük
ya da büyük işler, önemli ya da önemsiz işler gibi sıralamaya da
koymaz. Bu fırsatları değerlendirirken de tek amacı Rabbini razı
edebilmektir. İnsanların takdirini toplamak, yaptıklarının sonucunda
makam-mevki elde etmek gibi bir kaygısı yoktur. Çünkü ancak bu şekilde
salih niyetle yaptığı işlerin, örneğin fedakarca bir davranışın,
güzel bir sabır göstermenin, bir fakire yardım etmenin, bir Müslümana
hak tavsiyelerde bulunmanın ve benzeri salih amellerin "bir
yakut misali" değer kazanacağını ve inşallah amel defterine
kazanç olarak yazılacağını umabilir.
Mehmed Zahid Kotku yapılan amellerin karşılığının, miktar ile ya
da işin nevi ile ilgili olmadığını, Allah'ın rızasını kazanabilmek
için önemli olan kıstasın yalnızca ihlaslı hareket olduğunu da şu
hikmetli sözleri ile açıklamıştır:
"Kulda
ihlas olunca, ameli az da olsa kıymeti yüksektir. Mesela bir pırlanta
veya yakut insanın ömrüne ve silsilesine nasıl yeterse, ihlas
da tıpkı böyledir. Az da olsa kıymeti çok yüksektir. Amellerin
az veya çok olması mühim değildir. Yalnız yapılan amellerin ind-i
İlahi'de kabule şayan olması gerekirtir. Malum ki ihlastan hali
ameller ind-i İlahi'de makbul değildir." (Mehmed Zahid Kotku,
Tasavvufi Ahlak)
Her
konuda olduğu gibi Peygamber Efendimiz'in ihlası, dini yaymadaki
üstün çabası, ibadetlerindeki samimiyeti, şevk ve heyecanı bütün
Müslümanlara en güzel örnektir. Bu konunun önemini Ömer İbn-i Hattab
(r.a) Hazretleri yazdığı bir mektubunda şöyle belirtmektedir.
"Niyeti
halis olan kişiye kendisi ve insanlar arasında olan her işinde
Allah-ü Teala yeter ve kafidir, amellerinizi niyetlerinizi halis
kılınız. Nafile ameliniz az da olsa o sana kafidir. Halis olarak
muhafazası çok ehemmiyetlidir. Amellerin en zor ve şiddetlisi,
niyetlerin salih olmasıdır." (Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufi
Ahlak.)
|