" RABBİNİZDEN SABIRLA VE NAMAZLA YARDIM DİLEYİN"

Namaz Allah'ın Kuran'da tüm müslümanlara farz kıldığı ibadetlerden biridir. Bu ibadet müminlerin yalnızca Allah'a kul olduklarının ve ancak onun önünde secde ettiklerinin de bir göstergesidir. İnanan her kul Allah'ın Kuran'da belirttiği vakitlerde bu ibadetini yerine getirir. Ancak namaz müminler için sadece fiili olarak yapılan bir ibadet değildir. İnsanın Allah'a olan yakınlığını ve teslimiyetini gösteren, kişinin Rabbine yakınlaşması için bir yoldur.

Kuran'da Allah, kendi katında kabul olunacak namazın niteliklerinden ve salih müslümanların hayatlarında namazın ne kadar önemli bir yer tuttuğundan bahseder. Gösteriş için namaz kılanların, namaza üşenerek gelenlerin ve namazdan kaçanların durumlarından örnekler verir. Kuran'da bahsi geçen müminler, namazı dosdoğru kılmak, namazlarında huşu içine olmak, kendilerinin ve kendilerinden sonra gelecek olan soylarının da namazlarında devamlı olmaları için Allah'a dua eden samimi insanlardır:

"Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur." (İbrahim Suresi, 40)

Salih müminler için namaz, Rablerine çok yakın oldukları, tek başlarına O'nun huzurunda kıyam edip secdeye vardıkları bir andır. Bu nedenle onlar namazlarında Rablerini yücelterek kendileri için tek yardımcının Allah olduğunu ifade ederler. Namazlarının ardından O'na dua ederek, O'ndan yardım dilerler. Bu, Kuran'da Allah'ın müminlere tarif ettiği bir yoldur.

"Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir." (Bakara Suresi, 153)

Allah'ı zikretmek amacıyla namaz kılan müminler için bu ibadet, Rablerine yakınlaşmak için de büyük bir fırsattır. Bu nedenle de namazda dikkatini herşeyden çekerek, sadece Allah'a teksif etmek son derece önemlidir. Namazlarında huşu içinde Allah'a yönelen bir müminin imanda derinliği, samimiyeti, ihlası ve Rabbine olan yakınlığı artar. Bununla birlikte Allah onu ahlaken de çok güzelleştirir. Yüzü nurlu, vicdanı temiz hale gelir. İçinde kötü düşünceye yer kalmaz. Rabbiyle böyle bir yakınlık sağlamış olan bir insan namazlarının ardından duası ile de O'na olan ihtiyacını en açık şekilde ifade eder. Allah'la bu kadar samimi bir yakınlık kurmuş olan bir insanın ise bir daha cahiliye ahlakını hatırlatır bir tavır göstermesi mümkün olmaz. Böylelikle namazın Kuran'da bahsedilen çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyma özelliği bu yönüyle tecelli etmiş olur.

Namaz Allah'ı zikretmenin de önemli bir yoludur. Taha Suresi'nde Allah "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (Taha Suresi, 14) ayetiyle bu yolu inananlara bildirmektedir.

Bu vakitler içinde Allah'ın büyüklüğünü O'nun güzel isimleriyle tesbih eden, O'nu yücelten müminler bu sırada tüm dünya işlerinden de kendilerini çekerek, sadece Rablerine yönelirler. Bu ibadetlerinde kararlı davranan inananlar namazlarının vakitleri ve sürekliliği konusunda ise hiçbir gevşeklik içinde olmazlar. Allah'ın belirlediği vakitlerde ve hiç bırakmadan bu ibadetlerine devam ederler. Bu ibadetlerini hiçbir koşulda aksatmaz, unutmaz yada ertelememezler. Ne işlerinin yoğunluğu, ne içinde bulundukları imkansızlıklar onları namazlarını kılmaktan alıkoyar. Başka işlerle uğraşmaları da onları tutkuya kaptırıp, namazı kılmaktan alıkoymaz. Namaz için çağrı yapıldığında hemen işlerini bırakıp, Rablerini zikretmeye koşarlar ve namazlarını titizlikle korurlar. Kuran'da şu şekilde bildirilir:

"Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran…" (Taha Suresi, 132)

Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, Rablerine sevgi ve korkuyla bağlı olan salih müslümanlar Allah'ın emrini yerine getirmekte hiçbir gevşekliğe kapılmazlar. Allah da namaz kılıp, Kendini tesbih eden kullarına rahmetinin kapılarını açar. Onları her türlü kötülükten arındırıp, temizler. Allah ayetlerinde ahiret gününe inananların, namazı dosdoğru kılanlar olduklarını belirtmiştir.

Ancak bu samimi insanların yanı sıra, bir de kalpleri bu duyarlılıktan yoksun olan insanlar vardır. Bunlardan bazıları hiç namaz kılmazken, bazıları da namaza ya üşene üşene gelirler ya da sadece etraflarındaki insanlara gösteriş olsun diye namaz kılarlar. Bu insanlar çoğunlukla namazlarında Allah'ın huzurunda olduklarını ve bunun Allah'a yakınlaşmak için mühim bir yol olduğunu düşünmezler. Yaptıkları ibadetin önemini kavrayamadıkları için de namazlarını aksatmakta hiçbir sakınca görmezler. Oysa bu durum Allah'ın kendilerinden istediği ahlak ve tavırdan tümüyle uzaktır.

Büyük İslam alimi Mehmet Zahid Kotku da Hadislerle Nasihatlar adlı eserinde namaz kılmayan ve ondan kaçan insanlara bazı önemli hatırlatmalarda bulunmuştur. Onlara insanın içinde bulunduğu acizliğin sınırlarını hatırlatarak, henüz kendi sağlıkları yerinde iken böyle önemli bir ibadeti yerine getirmeleri için teşvik etmiştir:

"... Sana bu hayatı, görme, duyma gibi beş duyuyu veren. Hele o akıl, zekanın kadr-ü kıymetini ancak tımarhaneye gider, oradaki delileri görür, sonra bir de gidip hastahanedeki hastaları gördüğün vakit ve hele bir de insanlar can verip ölürken görsen herhalde insafa gelir, bu inkarcılıktan vazgeçersin de, müslüman kardeşlerinin arasında yer alır ve o Allah'ın divanına dikilmeyi cana minnet bilir, artık namaz vakitlerini can u yürekten özler, beklersin." (Hadislerle Nasihatlar, sf.163)

              51-100