HER İŞTE ALLAH'IN RIZASINI GÖZETMEK

İnsanın neredeyse tüm hayatı çalışarak geçer. İlk önce okulda eğitimini tamamlayabilmek için çalışır, daha sonra da iş hayatında çalışmaya devam eder. Herkes farklı bir alanda ve farklı bir iş üzerinde bir ömür boyu uğraşır. İnsan yetmiş yıllık ömrünün, otuz-kırk yılını mesleğinde ilerlemek, kariyer yapmak, geçimini sağlamakla geçirir. Herkesin ortak hedefi ise daha rahat ve mutlu bir hayat sürdürebilmektir. Bunun gibi sayılabilecek binlerce meslek çeşidi ve uğraş alanı vardır.

Yaptığı iş her ne olursa olsun, insan verdiği emeğin karşılığını en güzel şekilde almak ister. Yaptıklarının karşılığı olarak mutlu, rahat ve saygın bir yaşam arzı eder. Ancak çoğu kişi bu saydıklarımızı elde edemez. Çünkü hayatını yaşarken, bu hayatı ona Allah'ın verdiğini unutur ve bütün yaşamı mesleği, eğlencesi, hırsları, başarıları olur. Bu hırsları dünya hayatında ona büyük sıkıntılar, üzüntüler getirirken, ahiret hayatında da çok büyük bir kayba uğratacaktır. Bir insanın bir meslek sahibi olması, bunun için çaba sarf etmesi tabi ki çok önemlidir. Ancak tüm bu işler Allah rızası için yapılmadığı sürece, hangi meslekte olursa olsun verilen emekler boşa çıkacaktır. Allah bu gerçeği Kur'an'da bize şu şekilde bildirmiştir.

Onlar sizden kuvvet bakımından daha güçlü, mal ve çocuklar bakımından daha çoktular. Onlar kendi paylarıyla yararlanmaya baktılar; siz de, sizden öncekilerin kendi paylarıyla yararlanmaya kalkışmaları gibi, kendi paylarınızla yararlanmaya baktınız ve siz de (dünyaya ve zevke) dalanlar gibi daldınız. İşte onların dünyada ahirette bütün yapıp-ettikleri (amelleri) boşa çıkmıştır ve işte onlar kayba uğrayanlardır. (Tevbe Suresi, 69)

Ayette bildirilen kanunun bir gereği olarak, yaptığı işin karşılığını yanlızca dünyadan bekleyen ve bütün hedefi dünyada rahat bir hayat yaşamak olan insanların yaptıkları herşey boşa çıkacaktır.

Sadece dünya hayatı için çalışan ve ahiretini hiç düşünmeyen bir insan düşünelim. Böyle bir insan hayat boyu çalışarak en fazla ne elde edebilir? Elde edebileceğinin en fazlası, dünyanın iyi bir yerinde güzel manzaralı bir ev, pahalı bir araba, ünlü markalardan oluşan bir kaç gardrop, bir kaç mücevher, birkaç arazi ve bunun gibi şeyler olacaktır. Bir insanın hayatının sonuna kadar bütün gücüyle çalışıp tüm bunlara sahip olduğunu varsayalım. Peki tüm bunlara sahip olmak ona ne kazandırmıştır?

Böyle bir insan sahip olduklarıyla mutluluğu elde edemez. Çünkü mutluluk, ancak insanın Allah'ın dinine uygun yaşaması ve dolayısıyla vicdanının rahat olmasıyla mümkün olabilir. Bu nedenle tüm bu zenginliklere rağmen eğer iman etmiyorsa bu insan, ömür boyu kalbindeki sıkıntı ve azapla yaşamak zorundadır. Allah'a yönelerek fıtratına uygun yaşamadığı sürece sahip olduğu zenginlik hiç bir şekilde içindeki mutsuzluğa bir çözüm olmayacaktır.

Öte yandan insan kazandıklarıyla ölümsüzlüğü de elde edemez. Çünkü Allah her insanı ölümlü yaratmıştır. Zamanı geldiğinde her insan, ecel vaktini bir an bile geri alamadan hayatını kaybecektir. Dolayısıyla bu zenginlik ona hiç bir zaman istediği zevki ve lezzeti vermeyecektir. Çünkü ölürken sahip olduklarının tek bir tanesini bile yayına alamayacak ve herşeyi geride bırakarak terk etmek zorunda kalacaktır. Evi, arabası, kıyfatleri ölümüyle birlikte sonsuza kadar yokolacaktır.

Ayrıca zenginliği hiç bir zaman istediği itibarı elde etmesini de sağlamayacaktır. Çünkü zenginlikten kaynaklanan bir itibar sahte ve geçici olur. Zenginlik gittiği anda bu itibar ve saygınlık da birdenbire yokolur. İnsanların gösterdiği saygının yapmacık ve şartlara bağlı olduğunu bilen bir insan için ise, bu itibar hiç bir zaman kalbinde bir tatmin meydana getirmez.

Görüldüğü gibi insanın dünya için yaptığı işlerin hiçbiri ona bir şey kazandırmaz. Eğer insan yaptıklarını Allah'ı ve ahireti unutarak yapıyorsa o zaman bütün amelleri boşa çıkacak ve bir ömür boyu emek verdiği işlerden elinde hiç bir şey kalmayacaktır. Halbuki ahiret için çalışmak insana hem dünyada hem de sonsuz hayatta sonsuz güzellikler kazandırır. Allah rızası için çalışan bir insan yaptıklarının karşılığını dünyada mutlu ve rahat bir hayat yaşayarak, ahirette ise sonsuza kadar ihtişamlı bir zenginlik içinde kalarak alır. İnsanların sonsuz bir mükafatı terk ederek dünyanın geçici menfaatlerine yönelmeleri ve ellerinde hiç bir şey kalmayacağını bilerek dünyanın külfetini yüklenmeleri çok büyük bir akılsızlıktır. Nitekim Bediüzzaman insanlardan ahireti bırakarak dünyaya yönelenlerin nasıl bir akılsızlık içinde olduklarını şu şekilde açıklamıştır.

Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubudiyet neticesiz midir, ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gına ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya ve herhalde mahkemen olan Mahşer'de sened ve berat ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat Köprüsü'nde nur ve burak olacak bir namaz, neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır? Bir adam sana yüz liralık bir hediye va'detse, yüz gün seni çalıştırır. Hulf-ul va'd edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulf-ul va'd hakkında muhal olan bir zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va'd etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu va'dinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir te'dibe ve dehşetli bir tazibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde; Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve latif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?