|
MÜMİNİN
RABBİNE OLAN SEVGİSİ TÜM SEVGİLERİN ÜZERİNDEDİR
İnsanın
Allah'a olan güçlü sevgisi imanıyla ve teslimiyetiyle kendini belli
eder. Nitekim takva sahibi bir müminin Allah'a derin, gönülden ve
içli bir sevgisi vardır. Bir kişinin Allah'a olan sevgisinin nasıl
olması gerektiğini ve Allah'ın nasıl bir ahlak gösterirse ondan
razı olacağını, ancak Kuran'ı kendimize rehber edinerek öğrenebiliriz.
Eğer insan Kuran mantığı ile değil de, cahiliye anlayışı ile düşünürse
çok yanlış bir sevgi anlayışına sahip olabilir. "Ben hiçbir
kötülük yapmıyorum", "Benim kalbim temiz" diyerek
kendini kandırıp, Allah'ın sevdiği bir kul olduğunu iddia edebilir.
Ancak Kuran dışı olan bu mantık gerçekte çok büyük bir yanılgıdır.
Çünkü bir insan tüm hayatını Allah'ın hoşnut olacağı bir ahlak üzere
geçirmeyip, samimi bir kalple Allah'a teslim olmadıkça böyle bir
iddiada bulunamaz ve kendisini ahiretten yana güvende zannedemez.
Allah'ı seven bir müminin Allah ile arasındaki dostluk her şeyin
üstündedir. Eşiyle, dostuyla, yakınlarıyla olan samimiyeti ve yakınlığı
ile kıyaslanmayacak bir dostluktur bu. Çünkü Allah onu yoktan var
etmiş, hayat vermiş ve yaşamı boyunca sahip olduğu tüm nimet ve
rızıkları ona bahşetmiştir. Allah Kuran'da bildirildiği üzere insana
şah damarından daha yakındır. Onu içinden, dışından, tüm hücrelerinden
sarıp kuşatır, her an onunla beraberdir. Her gününü, her dakikasını,
her anını görmekte, işitmekte ve bilmektedir. Ecel vaktini tayin
eden, sonra o kişiyi diriltecek ve din günü hesaba çekecek olan
Allah'tır. Dolayısıyla mümin en samimi hislerle Allah'a yönelir,
her şeyini Allah'a açar ve yalnızca O'ndan yardım diler. Tek dileği
Rabbinin hoşnutluğunu, sevgisini, dostluğunu kazanmak, çok derin
bir imana sahip olmaktır.
İmanı kavramamış bir insan ise tüm hayatını insanları hoşnut etmek,
onların sevgisini kazanmak ve onlara yakın dost olmak amacıyla geçirir.
Samimi dindarlarla iman kalplerine yerleşmemiş kişilerin Allah'a
duydukları sevgi arasındaki farkı Kuran şöyle tarif eder;
"İnsanlar
içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki,
onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise
Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları
zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın
vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara
Suresi, 65)
Ancak
önemle vurgulanması gereken bir husus, iman eden bir kişinin Allah'a
olan sevgisini yalnızca dille ifade etmekle kalmayıp, tüm tavırları
ile de göstermesi gerektiğidir. Çünkü Allah sevgisinin çok açık
alametleri vardır. Ancak bunlar kişinin karakterinde, amellerinde,
ahlakında görüldüğü zaman, o kişinin gerçek Allah sevgisine sahip
olduğu düşünülebilir. Allah'ı sevdiğini iddia eden kişinin O'nun
emir ve yasaklarına karşı çok titiz olması ve Allah'ın razı olacağı
bir ahlak göstermesi gerekir. Hem Kuran ahlakını yaşamayıp, hem
de Allah'a karşı güçlü bir muhabbet duyduğunu söyleyen bir kişi
gerçekte yalan söylemektedir ve bu sevgisi elbette ki inandırıcı
olmayacaktır.
Allah'ı büyük bir coşku ile seven ve O'na samimi bir kalp ile yaklaşan
mümin tüm yaşamını O'nun razı olacağı bir temel üzerine oturtur.
Vicdanının sesine her an uyar ve yalnızca Rabbini razı etmeye çalışır.
Hiçbir kınayıcının kınamasından, ayıplamasından veya insanların
kendisine cephe almasından korkmaz. Allah yolunda karşılaşabileceği
hiçbir zorluk O'na olan sevgisini, dine bağlılığını kesinlikle etkilemez.
Tüm karşılaştığı olayları yaratanın Rabbi olduğunu bilir, herşeyin
Allah'ın çizdiği bir kader üzere geliştiğini bilir, bu nedenle de
ye'se kapılmaz ve üzüntü duymaz. Her zaman tevekküllü ve sabırlıdır.
Her olayı ahireti için bir vesile görerek, kesintisiz ecir kazanma
hedefinde olur. Her an salih amel işlemeye, hayırlarda yarışmaya
ve güzel davranışlarda bulunmaya yönelik bir ahlak üzerindedir.
Böyle bir insan Allah'ın dinine hizmet için malını da canını da
ortaya koymaktan çekinmez. Zaten tüm insanların özlem duyduğu böyle
güzel ahlak özellikleri, ancak Allah'ı seven ve dost edinen insanlarda
görülür. Allah'ı kendine dost ve vekil edinen bir kişi tüm mümin
özelliklerini de eksiksiz bir şekilde yaşar. Aklı, sabrı, merhameti,
şefkati, adaleti, hoşgörüsü ile çevresindekilere Allah'ı hatırlatır
ve herkes o kişinin ahlakından razı olur.
Allah'ı gerçek anlamda seven mümin hayatının her anını Allah'I razı
etmek için geçirir, bir an olsun Allah'ın kendisini görüp, işittiğini
aklından çıkarmaz. Her şeyini O'na borçlu olduğunu, O'nun lütfuyla
ve merhametiyle yaşam bulduğunu ve her an O'nun huzurunda olduğunu
bilir. Kendisini rızıklandıranın, hastalandığında şifa verenin,
kötülüklerden koruyanın, dualarına icabet edenin ve cennet ile ödüllendirecek
olanın Allah olduğunu bilir. Aldığı nefesten, içtiği suya, kalp
atışının düzeninden attığı her adıma kadar her şeyin O'nun iradesinde
gerçekleştiğini bilir. İşte böylesine derin bir yakine sahip olan
bir mümin, bu güçlü muhabbetinden ötürü sürekli Rabbini düşünür
ve Rabbini zikreder. Bu sevgi onun sürekli dinç, coşkulu, şevkli
ve neşe dolu olmasını sağlar.
Elbette ki Kuran'ın emir ve tavsiyelerine uyan, Allah'ın sınırlarını
itina ile koruyan bir kişinin Allah'ın sevgisini ve hoşnutluğunu
kazanacağı umulur. Böyle kişiler Allah'ın izni ile cennet ile ödüllendirilmeyi
hak ederler. Allah Maide Suresi'nde iman edenleri şu şekilde müjdelemektedir:
Allah
dedi ki: Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür.
Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler
vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır.
İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur. (Maide Suresi, 119)
|