ÖLÜMÜ
HİÇ DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?
Allah'ın
varlığını, yerlerdeki ve göklerdeki yaratılış delillerini, Kuran
ayetlerini ve ölüm gerçeğini derin derin düşünmek insanı kısa sürede
bambaşka bir insan haline getirebilir. Bencil bir insan düşünerek,
kendi kendisine aldığı kararlarla, bir anda son derece fedakar bir
insan haline gelebilir. Sinirli bir insan son derece sakin, kibirli
bir insan tevazulu, zalim bir insan merhametli ve sevgi dolu bir
insan olabilir. Bu, sadece insanın düşünüp, değişmesi gerektiğine
karar vermesi ve samimi bir şekilde niyet etmesine bağlıdır. Dünyadaki
en kötü ve en zalim insanının bile sadece kısa bir süre samimi bir
kalple ve Rabbine teslim olarak düşünmesi, onun çok güzel ahlaklı
bir insan haline gelebilmesi için yeterlidir.
Bu nedenle hataların düzelmesinde, eksikliklerin giderilmesinde
ve ahlaki gelişmede düşünmenin çok büyük önemi vardır. Buna rağmen
insanlar ellerindeki bu büyük imkanın ve nimetin değerini bilmezler.
Bir çok insan düşünme yeteneğini ya hiç kullanmaz ya da kendisine
faydalı olacak şekilde kullanmaz. Ama insanların büyük çoğunluğu
bu gerçeği kendilerine itiraf dahi edemezler. Kafalarının sürekli
olarak bir şeylerle meşgul olduğunu ve her zaman yeni şeyler düşündüklerini
iddia eder, bu şekilde kendilerini kandırırlar. Çünkü onların düşünmekten
anladığı ya geçmişte olan olayları o günün süzgecinden geçirmek,
ya içinde bulunduğu günün koşuşturmacasını değerlendirmek, ya da
sürekli olarak geleceğe yönelik planlar yapmaktır.
İşinden evine dönen bir işadamını düşünelim. Eğer bu kişi, sıradan
bir hayat yaşayan, yüzbinlerce iş adamından biriyse o zaman kendisini
hayatın akışına bırakmış ve düşüncelerini yönlendirme konusunda
iradesini kullanmıyor demektir. Böyle bir insanın işinden evine
giderken arabada düşündükleri, sonra eve geldikten sonra düşündükleri,
yemek yerken düşündükleri ve yatağına yattıktan sonra düşündükleri,
dünya üzerinde yaşayan milyonlarca insanınkiyla aşağı yukarı benzer
mahiyettedir. Bu düşünceleri bir genellemeye tabi tutarsak ortaya
çıkan tablo şu şekildedir: o sene hangi futbol takımının şampiyon
olacağı, izin aldığında nereye tatile gideceği, borsadaki para durumu,
akşam ne yemek yiyeceği, o gün yaşadıklarının analizi, ay sonu ödeyeceği
faturalar, borçlarını ne zaman ödeyeceği, yeni alacağı eşyalar,
çocuklarının okul taksitleri, iş arkadaşlarıyla aralarında geçen
olaylarını ve günlük hayata dair pekçok gereksiz ayrıntı... Bu gibi
konular insanların zihninde gün içinde sürekli döner durur. İşini
düşünürken birdenbire akşamki televizyon programını, daha sonra
bankadaki parasını, ardından çocuklarının tahsilini düşünmeye başlar.
Ve bu düşüncelerle tüm ömrünü geçirir. Yaşlandıklarında ise düşüncelerin
büyük bir bölümünü geçmişe dönük hatıralar alır.
Oysa ölümü, ahireti ve Allah'ın varlığını düşünmek insanları kurtuluşa
götürecek olan tek yoldur. Ölümün ne kadar yakın olduğunu düşünen
bir insanın herhangi bir zulme yanaşması, kötü ahlak göstermesi,
samimiyetsizlik, vicdansızlık ve merhametsizlik yapması mümkün değildir.
Çünkü öldükten sonra her yaptığının hesabını Allah katında verecek
ve ya sonsuz cehennem azabı ya da sonsuz cennet nimetleriyle karşılık
bulacaktır. Birkaç on yıl sonra o da tüm insanlar gibi bir bez parçasına
sarılıp toprağın altına atılacak, değer verdiği bedeni toprağın
altında çok korkunç bir hal alacaktır. O gün, insanın mesleği, çevresi,
serveti ve sahip olduğu herşey değerini yitirecektir. Geriye sadece
takvası, ahlakı ve niyeti kalacaktır.
Kısacası ölümü düşünmek, bir anda dünyaya ait olan herşeyin gerçek
değerini ortaya çıkarır. Ancak dünya hayatından kopmak istemeyen
insanlar. ölümden ve ahiretten mümkün olduğunca uzak kalmak isterler.
Çünkü ölümün yakınlığını, Allah'ın varlığını ve Allah'a karşı sorumlu
olduklarını iyice kavradıklarında vicdansızlıklar, yalanlar, adaletsizlikler
ve her türlü kötü ahlak özelliği insanın vicdanına sıkıntı vermeye
başlar. Böyle bir insan her türlü haram fiilden uzak durur, Allah'ın
emir ve tavsiyelerini titizlikle uygular. İşte düşünmenin hedefi
budur. İnsanları kötülükten uzak tutmak ve iyiliğe yöneltmek. Gerçekleri
göstermek ve ahiretini kurtarmasını sağlamak. Buna rağmen Kuran
gerçeğini düşünmekten şiddetle kaçanlar çok büyük bir azabı da kabul
etmişlerdir.
Halbuki düşünme yeteneği insana Rabbini tanımak, Kuran ayetlerini,
iman hakikatlerini, kısa dünya hayatında Allah'ın razı olacağı bir
kul olmak için neler yapması gerektiğini derin derin düşünmek, imanını
güçlendirmek için verilmiştir. Ancak insanlar ölüm, ahiretin varlığı,
hesap günü akıllarına geldiğinde hemen başka bir konuyu düşünmeye
çalışır, zihinlerinden bu gibi konuları uzaklaştırmaya çalışırlar.
Bu kaçış insan için çok büyük bir kayıptır. Çünkü insanlar düşünse
de düşünmese de kendi hayatıyla ilgili gerçekler ortadadır. İnsan
ömrü çok kısadır ve herkes gibi kendisi de mutlaka ölecektir. Bu
belki boğazına takılan bir lokma yemekle, belki kanser gibi ölümcül
bir hastalığa yakalanarak veya beyin damarlarında meydana gelen
ani bir tıkanıklık sonucu olabilir. Ama her ne şekilde ve ne zaman
olursa olsun, her insan mutlaka bir gün gelip ölüm melekleriyle
karşılaşacaktır.
Ölümden sonra ise her insan Allah'ın huzurunda dünya hayatı boyunca
tüm yapıp ettiklerinden, Kuran ahlakını yaşayıp yaşamadığından,
Allah'a olan imanından, günahlarından ve hatalarından sorguya çekilecektir.
O gün hiçkimsenin mazaretleri geçerli olmayacaktır. Bu sorgu sırasında
hassas teraziler ortaya konacak ve sonsuz adalet sahibi olan Yüce
Rabbimiz hakkımızdaki hükmünü verecektir. O gün kötülükleri iyiliklerinden
fazla olanlar için sonsuz cehennem, Allah'ı razı edenler icin sonsuz
cennet nimetleri vardır.
|