ALLAH'IN ÜZERİMİZDEKİ NİMETLERİNİ GÖRMEK VE ANMAK -2-

Yaşamının her anında Allah'ın bir lütfu ve bahşı olan nimetleri gören, onları kullanan insanlar, bunların Allah'tan olduğunu bilip güçlerinin yettiğinin en fazlasıyla şükretmelidirler. Allah'ın verdiği nimetlere şükretmenin en güzel ve en doğru yolu, Allah'ın hoşnut olacağı gibi bir hayat sürmek ve bu nimetleri de Allah'ın hoşnut olacağı şekillerde kullanmaktır. Örneğin mülk ve malca zenginlik Allah'ın bir insana verdiği bir nimettir. Bu mülkü ve zenginliği Allah yolunda harcamak ise bu nimete şükretmenin en güzel yoludur. Yoksa sadece "Elhamdülillah" diyerek bu mülkü hayır dışında kullanmak Allah katında makbuliyeti olan bir şükür olmayabilir. Kuran'da Allah'ın dikkat çektiği insan özelliklerinden biri de budur. Bu kişilere tüm nimetlerin sahibinin kim olduğu sorulduğunda bu kişiler "Allah" demektedirler. Ancak bunu bilmelerine rağmen tavırları Allah'ı gerçekten bilip tanıyan ve Allah'tan korkup sakınan bir insanın tavrı değildir:

De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? (Yunus Suresi, 31)

Allah insanlara maddi nimetlerin yanında sayısız manevi nimet de sunmaktadır. Allah'a iman etmiş ve gönülden teslim olmuş bir insan, çok büyük bir manevi koruma, adeta bir zırh içine alınmış olur. Allah inanan kişinin kalbine dosdoğru yolunda ilerlemesi için kararlılığı yerleştirir. Onlara elçilerini gönderek lütufta bulunur, katından indirdiği Kitabıyla insanları hak yola çağırır. Allah Kendisinden korkup sakınanlara bir insan için en büyük ve önemli nimetlerden biri olan aklı verir, böylece onların doğruyu yanlıştan ayırmalarını sağlar. Akıl bir insana Allah katından bahşedilmiş bir nurdur. Bunu aklından çıkarmayan bir kişi, dolayısıyla Allah'ın üzerindeki nimetlerin farkında olan bir mümin büyük bir güven, huzur ve tevekkül içinde yaşar. Allah müminlere üzerlerindeki nimetleri hatırlamalarını şöyle buyurmaktadır:

Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)

Allah'ın işitme ve görme sahibi yaptığı insan, gözleriyle Allah'ın yaratma gücüne şahit olur, kulağıyla doğru sözü işitir, bütün bunların sorumluluğunu üstüne alır.

Zorluk anlarında, açlıkta, savaş zamanlarında, Allah'ı ve O'nun nimetlerini anan müminler imanlarına iman katarlar, tevekküllerini daha da artırırlar. Allah Kendisine güvenenlere mutlaka yardımını gönderir, düşmanların ellerini onlardan çektirtir, mümin topluluğunu inkarcılara üstün kılar; açlık çekene de rızık kapılarını açar. Kalplere güvenlik ve huzur duygusu indirir. Ki bu insanın manen çok ihtiyaç duyduğu bir ruh halidir. Allah kendisine güvenenlerin işte böyle kalplerine ferahlık verir, açar. Kendisine teslim olmamakta ısrar edenlerin de kalplerini sıktıkça sıkar. Bu insanlar hep ümitsizlik ve manevi bir azap içinde yaşarlar. Allah'ın Kuran'da bizlerer aktardığı, müminlerin üstüne olan nimetlerinden biri de meleklerin desteğidir. Öyle ki inkarcılar sayıca ne kadar fazla olurlarsa olsunlar, teknik olarak da ne kadar donanımlı olurlarsa olsunlar, bu müminlerin zaferini asla engelleyebilecek bir konu değildir. Çünkü Allah her zaman müminlerin yanındadır. O, bunu her durumda müminlere göstermektedir. Kuran'da bu gerçeği müjdeleyen bir çok ayet bulunmaktadır:

Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır. Allah bunu (yardımı) size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. 'Yardım ve zafer' (nusret) ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındandır. (Al-i İmran Suresi 125,126)

Allah'ın nimetlerini hatırlayan ve her zaman anan bir insanın bunları rahatlıkla görmesi de kaçınılmazdır. Ama elbette bunun için düşünmek gerekir. Müminler etraflarındaki maddi ve manevi koruyucu zırhı her an farkedebilmek için dikkatlerini açık tutmalıdırlar. Çünkü yalnızca böyle bir dikkatin sonucunda Allah'ın merhametinin delilleri müminlerin kalplerinde ve gözlerinin önünde oluşur.

Allah'ın üzerindeki sayısız nimetine rağmen bu nimetleri görmezlikten gelenler, veya herbirini kendine veya başkalarına ait zannedenler çok büyük zalim ve nankördürler. Üzerimizdeki nimetlerin tek bir tanesine bile hiçbir insan güç yetiremez. Ne içtiğimiz suyu Allah yerin dibine çekse onu oradan çekip çıkartabiliriz, ne de üzerimize felaket bulutları inse onları dağıtabiliriz. Herşeyden önce her insan bir hiçlikti. Rahman olan Allah bu hiçliklere önce can verdi, sonra bir ruh ve ardından sayısız nimet. Bir hiçlikken bunca nimet içinde yaşatılan insan hayatının her anını Allah'a borçludur. Bunu idrak edebilen her aklın Allah'a olan hamdını ve kulluk vazifesinin kusursuzca ve büyük bir şevk ve heyecanla yerine getirmesi gerekir. Tüm mülkün ve her nimetin sahibi olan Allah'tan korkup sakınmayanlar, şüphesiz ki önce dünyada ama asıl olarak ahirette büyük bir nimet kaybına uğrayacaklardır. Cehennemde bu insanlar için tek bir nimet bile bulunmayacaktır.

401-449