|
NEFSİ
EĞİTMENİN YOLLARI
İnsan
nefsi rahata alışkındır ve her türlü zorluktan kaçmak ister. Çalışkanlık
yerine tembelliği, hareket yerine durgunluğu, düşünmek yerine zihni
boş tutmayı, faydalı işler yapmak yerine boş vakit geçirmeyi tercih
eder. "Nefis Rabbimin kendisin esirgediği dışında var
gücüyle kötülüğü emredendir" (Yusuf Suresi, 53) ayetinin
bir gereği olarak sürekli insanı zarara sokacak, mutsuz edecek,
sıkıntı yaratacak şeyler telkin eder. Bu nedenle nefse uymak çok
tehlikelidir.
İnsanların bir çoğu nefislerine uydukları halde bunun kendileri
için ne kadar tehlikeli bir durum olduğunu düşünmezler. Yaşadıkları
sıkıntıların, üzüntülerin ve olumsuzlukların nefislerinin telkinlerinden
kaynaklandığını anlamazlar. Örneğin nefis insanı sürekli uykuya,
tembelliğe, gevşekliğe, umursuzluğa ve uyuşukluğa çeker. Düşünmeden
nefsinin bu emrini yerine getiren bir insanın bedeni gün geçtikçe
yıpranmaya, enerjisini ve gücünü kaybetmeye başlar. Çünkü hareketin,
çalışmanın ve enerjik bir hayatın insana daha da güç vereceği açıktır.
Bunun yanısıra nefis insanları düşünmemeye, aklını kullanmamayı
ve zihnini boş tutmaya teşvik eder. Bu nedenle bir çok insan nefsinin
bu telkininin etkisi sonucu, zihnini sadece hayatını devam ettirecek
kadar kullanır. Yemek yapmak, işine gidip gelmek, mesleğiyle ilgili
işleri yerine getirmek bu gibi kişiler için yeterli olur. Halbuki
insanın ufku çok geniştir ve insanın düşünmesi gereken çok fazla
şey vardır. Allah'ın varlığı, yaşamının amacı, ölümden sonra ne
olacağı, kendisini ahlak, akıl, kültür, görgü olarak nasıl geliştirebileceği,
çevresinde yaratılan varlıların mucizevi özellikleri, açlığa, zulme,
savaşlara nasıl çözüm getirilebileceği, kendisinin bu konuda neler
yapabileceği gibi düşünülmesi gereken binlerce konu vardır. Aslında
insan düşünmesi gerekenlerin hepsini gereği gibi düşünse, çok değerli
ve çok akıllı bir insan olabilir. Ancak nefis insanlara düşünmemeyi
telkin ederek, onları bomboş ve amaçsız bir yaşamın içine sokar.
Çoğu insan sırf düşünmemekten dolayı neden yaratıldığını bilmez.
Nasıl yaşaması gerektiğini, hatalı yönleri olup olmadığını, ölümü
ve hatta ölümden sonra neler olacağını bile aklına getirmez. Sadece
yemek yiyerek, işine gidip gelerek ve uyuyarak vakit geçirir, bir
anlamda sabırla öleceği vaktin gelmesini bekler. Halbuki bu durum,
insanın hem dünyasını hem de ahiretini elinden alan çok büyük bir
hatadır.
Bunun
için nefsin hiçbir telkinine kulak vermemek, hatta hep nefsin aksi
yönde hareket etmek çok önemlidir. Nefisle ilgili bir konuda Üstad
bize şöyle bir tavsiyede bulunur.
"...Nisyanın
en kötüsü nefsin unutulmasıdır. Fakat hizmet, sa'y, tefekkür zamanlarında
nefsin unutulması, yani nefse bir iş verilmemesi dalalettir. Hizmetler
görüldükten sonra neticede, mükâfat zamanlarında nefsin unutulması
kemaldir. Bu itibarla ehl-i dalal ile ehl-i kemal, nisyan ve tezekkürde
müteakistirler. Evet dâll olan kimse, bir iş ve bir ibadet teklifinde
başını havaya kaldırarak firavunlaşır. Lâkin mükâfatın, menfaatın
tevziinde bir zerreyi bile terketmez. Amma nefsini unutan ehl-i
kemal sa'y, tefekkür, sülûk zamanlarında herşeyden evvel nefsini
ileri sürüyor; fakat neticelerde, faidelerde, menfaatlerde nefsini
unutmakla en geriye bırakıyor… (Mesnevi-i Nuriye 238)"
Nefsi
eğitmenin en güzel yolu onu zora koşmaktır. Örneğin nefsin tembel
olma yönünden bahsetmiştik. İnsan nefsin bu yönde kendisine zarar
vermesini engellemek istiyorsa iradesini kullanarak nefsini çalışkanlığa
alıştırmalıdır. Üstad nefsin çalıştırılacağı iki yönü açıklamıştır.
Bunlardan birincisi nefsi hizmete alıştırmaktır. Nefis daima insanın
kendi rahatını düşünmesini ve bencil olmasını ister. Halbuki kişinin
gerçek mutluluğu, çevresindeki insanların rahat, mutlu, sağlıklı
ve güvenli bir hayat yaşayabilmesi için karşılıksız olarak çalışmasındadır.
İnsan fedakar ve diğergam olduğunda rahat eder. Nefsin arzusu ise
insanın fıtratına aykırıdır. Bu nedenle yapılması gereken nefsi
başkaları için çalışmaya alıştırmaktır. Her konuda çalışkan olmak,
başkalarının rahatı için kendi rahatından feragat etmek, her zaman
karşıdakilerin nefsini kendi nefsinden önde tutmaktır. Böylece nefis
zamanla tembelliği bırakmaya ve çalışkanlığa alışmaya başlar. Nefsi
bu şekilde zorla eğitmeden terbiye olması mümkün değildir.
Üstad'ın nefsi eğitme konusunda işaret ettiği ikinci yol tefekkürdür.
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi nefis hiçbir konuda düşünmek istemez.
Özellikle de ölüm, ahiret ve Allah'ın varlığı konusunda düşünmekten
şiddetle kaçınır. Çünkü nefsi yönlendiren şeytandır. Şeytan ise
insanları doğru yoldan saptırmak ve cehennem ehlinden kılmak ister.
Bu nedenle nefsin oyununa gelmemek için özellikle düşünme konusunda
irade göstermek gerekir. Hem düşünmek hem de belirli konular üzerinde
yoğunlaşmak ve dikkati bu konulara teksif etmek çok önemlidir. Bunların
başında Allah'ın varlığının bizi heryerden sarıp kuşatması gelir.
Allah bizi heryerden görür, heryerden duyar ve hayatımızın her anına
şahit olur. Siz bu gazeteyi okurken, ben bu yazıyı yazarken Allah
bizi izlemektedir. Allah hem içimizi hem de dışımızı sarıp kuşatmıştır.
Nefse bu gerçeği özellikle düşündürtmek gerekir. Çünkü nefis insanın,
Allah'ın varlığını unutmasını ister. Böylece insanı başıboş ve sorumsuz
yaşamaya yöneltir. Bu nedenle nefsin kötülüğünden sakınmak için
sürekli irade göstermek, dikkatli olmak ve derin düşünmek gerekir.
|