|
NEFS-Ü
HEVANIN ÜÇ OYUNU -3-
Eserlerinde
tüm insanları tevazulu olmaya çağıran, Mehmed Zahid Kotku Hazretleri
nefsin tehlikeli oyunlarından birinin de "kendini beğenme"
olduğuna dikkat çekmiştir. Kendini beğenen yani enaniyete kapılmış
bir insanın zararı yalnızca kendine değil tüm çevresindekilere olacaktır.
Böyle bireylerin oluşturduğu toplumlarda neden düzen, huzur ve asayişin
olmayacağını Zahit Kotku Hazretleri şöyle belirtmiştir:
"Yani
şu üç şey, bahilik nefsi hevaya uymak, bir de kendini, kendi rey
ve hareketlerini beğenmektir ki bu da başkalarını daima aşşağı
görmek ve onların hiçbir hareketlerini beğenmemek çıkar. Bu suretle
cemiyette ahenk ve nizam olmaz. O ister ki hep benim dediğim olsun."
(Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufi Ahlak)
Enaniyet
bir hastalıktır ve şeytanın insanları saptırmak için kullandığı
taktiklerinden biridir. Bu nedenle enaniyet kendisini barındıran
kimse için son derece büyük bir tehlike oluşturur. Çünkü enaniyetin
ardından gelen kötü ahlak özellikleri pek çok sapkınlığın, Allah'ın
hoşnut olmayacağı azgın bir karakterin ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Başta da belirttiğim gibi, enaniyetin zararı yalnızca kişinin kendisine
değildir. Çünkü enaniyet kişiler arasındaki güveni, dostlukları
ortadan kaldırır. Sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyen, kendinden aşağı
gördüğü için hiç kimseye saygı duymayan, karşısındaki kişilerin
fikirlerine değer vermeyen, güzel ahlakın, iyiliğin, tevazulu hareketlerin
farkına varamayan, varsa bile bunları hiçbir şekilde dile getirmeyen,
her zaman kendini ön plana çıkarmaya çalışan kişilerin var olduğu
topluluklarda gerçek dostlukların kurulması mümkün değildir.
Herkesin kendi aklını beğendiği, karşısındakinin fikirlerine değer
vermediği, tevazunun olmadığı bir ortamda elbette ki kişiler arasında
dargınlıklar, kırgınlık yaşanır. Mehmet Zahit Kotku böyle kişilerin
olduğu topluluklarda dostlukların yerini husumetlerin alacağını
şöyle ifade etmektedir:
"Ucub
fena bir huydur, manası kendini çok beğenmektir. Güzelliği, bilgisi,
hünerleri, kuvveti ve kudreti, şecaati, cömertliği, zühdü, takvası,
abidliği, sofuluğu, dervişliği, şeyhliği ve sair ne kadar mezziyet
varsa hepsini kendine mal edip, başkalarını cahillikle itham veya
küçük hakir görmesi, beğenmemesi ne kadar kötü bir şeydir. Bu
gibi insanlar hayatlarında da muvaffak olamazlar. Ucubleri sebebiyle
onları kimse sevmez. Kimse ile dostluk edemezler. Dost gibi görünseler
de arkalarından onları zem edenler çok olur. Bu zemleri de onlara
duyuranlar olacaktır. Tabiatıyla o da kendini zem edenleri zem
edecektir. Bu suretle de aradaki dostluklar kaybolacak, belki
de adavet, dostluğun yerini alacaktır." (Mehmed Zahid Kotku,
Tasavvufi Ahlak)
Kendini
beğenme hastalığının neticesinde kibir ve azamet doğar. Kibirli
insanların kalplerinde büyüklük isteği oluşur ki, bu hiçbir zaman
gerçek anlamda ulaşamayacakları bir istektir. Çünkü büyüklük yalnızca
ve yalnızca Allah'a mahsustur. Herşeyi yaratan Allah'tır. Tüm evren
O'nun tarafından yaratılmıştır. Tüm canlılara rızık veren Allah'tır.
Bu sebeple kendini üstün görüp, başkalarını aşağı gören insanların
kibiri son derece anlamsızdır.
İnsan sürekli karnı acıkan, en ufak bir olumsuz koşulda hasta olan,
dinlenmek için uyumak zorunda kalan bir canlıdır ve daha pek çok
acizlikleri, ihtiyaçları vardır. Tüm alemlerin Rabbi olan Allah
ise her türlü eksiklikten münezzehtir. O'nu uyku ve uyuklama tutmaz.
Bunların hiçbirine güç yetiremeyen insan, Allah'ın sınırsız gücü
karşısında acizliğini bilmeli, kendisine can verenin Allah olduğunu,
O dilemezse bir an bile yaşamaya gücünün yetmeyeceğini muhakeme
etmelidir. Allah kibirli insanların içine düştükleri durumu ayette
şöyle bildirmektedir:
"Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiç bir delil olmaksızın,
Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince; onların
göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den
başkası yoktur. Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten,
hakkıyla görendir. Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların
yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler.
Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz; iman edip salih amellerde
bulunanlarla kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz.
(Mümin Suresi, 56-58)
Peygamber
Efendimiz "Büyüklenme yerine tevazu insana her zaman dünya
ve ahirette kazanç sağlar" demiştir. Müminler de Allah'ın sonsuz
güç sahibi olduğunu bilen, azametinden haberdar olan insanlardır.
O'nun gücünün sınırsızlığını tahayyül edebildikleri için Allah karşısındaki
acizliklerini bilirler. Ve asla büyüklenme gibi bir akılsızlığa
tevessül etmezler. Çünkü müminler vicdanları yerine nefislerine
uyan insanların hiçbir kazanç elde etmediklerinin, aksine haketmedikleri
bir büyüklük tutkusuna kapıldıkları için son derece küçük düştüklerinin
farkındadırlar.
Kendini beğenme ve kibir genellikle inkarcılara ait bir tavırdır.
Alçakgönüllülük ve mütevazi olmak ise müminlerin vasıflarındandır.
Müminler sahip oldukları meziyetleri (zeka, zenginlik, şöhret, güzellik)
Allah'ın kendilerine verdiği nimetler olarak değerlendirir ve onları
yine Allah rızasını kazanmak için kullanırlar. Allah'ın verdiği
bu özelliklere kibirle değil, şükrederek karşılık verirler.
|