|
NEFS-Ü
HEVANIN ÜÇ OYUNU - 2-
Bir
önceki yazımda sürekli kötülük yaptırmak isteyen nefisle birlikte
yaratılmış olan insanın en büyük mücadelesinden yani nefsiyle olan
mücadelesinden bahsetmiş ve nefsin oyunlardan biri olan "cimrilik"
hastalığına dikkat çekmiştim. Nefsin insana telkin ettiği bu özelliğin,
Allah'ın hiç sevmediği bir karakter olduğunu hatırlatarak, Allah'ın
beğenisini kazanmak isteyen kulların mutlak surette nefsin bu hastalığından
bir an önce kurtulması gerektiğini söylemiştim. Bugünkü yazımda
da Allah'ın rızasını ve rahmetini kazanmak için kurtulmak gereken
başka bir hastalıktan "hevaya uyma hastalığından" bahsetmek
istiyorum.
"Hevaya
uyma" hastalığı
Mehmet
Zahid Kotku, Müslümanları nefis illetinden kurtarmak için eserlerinde
bu konuya sık sık yer vermiştir. Nefse uyulduğu takdirde nefsin
her dediğini yapan insanın bir süre sonra hayvan mertebesine ineceğini
belirtmiştir. Gerçekten de hevasına uyan bir insanın aklı örtüldüğü
için, nefsin sınır tanımayan kötülüklerine uymanın sonunun vehametle
biteceğini göremez hale gelir. Böyle insanların kendilerine ve çevresindekilere
zarar verecekleri kesindir. Kotku Hazretleri bu gerçeğe şöyle dikkat
çekmiştir:
"Haramlar
sebebiyle alışılan israf, nefs-i heva ve şehvetlerin esiri olup,
canlarının istediklerini yapan, harama, helala, mekruh, müside
bakmadan, hemen dünyasını elde etmeye çalışan insanlarla düşüp
kalkanların sonunun kötü olacağı, iyi insanlarla düşüp kalkanların
sonunun iyi olacağından şüphe edilmez." (Mehmed Zahid Kotku,
Tasavvufi Ahlak)
Nefsin
insanları etkisine alan negatif yönünün tam olarak anlaşılabilmesi
ve buna karşı temkinli olunması için öncelikle hevanın tam olarak
bir kişide ne gibi olumsuz etkilerinin olacağının anlaşılması faydalı
olacaktır.
Tüm hayatını hevasının istediklerini yapmakla geçiren, yol göstericisi
hevası olan bir insanın bütün dikkati, enerjisi, aklı hep şer yönünde
kullanılacaktır. Bu kişi karşılaştığı her türlü olayda adalet gözetmek,
haktan ve haklıdan yana tavır koymak gibi erdemlerin yerine hevasının
kendisini yönlendirdiği şekilde hareket edecektir. Kendi istekleri,
kendi çıkarları hep ön planda olacaktır. Her türlü kıstası da hevasına
göre olacaktır. Vicdanını devre dışı bıraktığı için gerçekleri göremeyecek,
anlatılanları anlamayacaktır. Bu yoğunlukta heva ve heves doğrultusunda
hareket etmek ise bir süre sonra kişiyi, aklının kapanması, doğruları
yanlışları ayırt edememesi durumuna getirecektir.
Bu durum, kişinin hevasına yenik düşmesi demektir. Bu tarz kimseler
tek yol göstericinin Allah olduğunu unutmuşlar, kendilerine hevalarını
yol gösterici tayin etmişlerdir. Bu, kesinlikle zararlı bir tercihtir.
Çünkü insan yalnızca imtihan için geldiği dünyada Allah'ın rızasını
kazanmakla, O'nun istekleri doğrultusunda yaşamını yönlendirmekle
yükümlüdür. Aksi davranışlar o kişi için kayıp olmaktadır. Mehmed
Zahid Kotku Hazretleri de bu konunun önemini şu şekilde belirtmektedir:
"Binaenaleyh
nefsinin arzularına meyletmek, helal şeylerde dahi olsa birçok
israflara ve fenalıklara yol açar ki ne biter, ne de tükenir.
İnsanın o aziz ve kıymetli ömrü de boş yere zayi olur gider. Onun
için büyüklerin sözlerini dinleyip, Allah-u Teala'nın istediği
gibi itaat edip, dünyasını da, ahiretini de mamur ederek ve öylece
temiz, pak bir halde fani dünyadan ayrılmak gerekir." (Mehmed
Zahid Kotku, Tasavvufi Ahlak)
Allah'a
başka hiçbir şeyi ortak koşmayan yalnızca Allah'ı bir ve tek ilah
olarak kabul eden müminler ise her olayda Allah'ın buyruklarına
uyarlar. Hevaperest bir insan her olayda nefsinin hakemliğine başvururken
müminde tek kıstas ve ölçü Rabbinin emirleri ve hoşnutluğudur. Kuran'da
görmez işitmez olarak tarif edilen bu insanların aksine müminler
Allah'tan bir nimet olarak feraset (iyi ile kötüyü ayırt etme) ve
basiret (olaylara hakim olma, kavrayabilme) kabiliyetine sahip olurlar.
Ayetlerde emredildiği gibi Allah rızası için sürekli hakkı ayakta
tutarlar, kendi yakınları için de olsa hevalarına uymazlar ve adaletsizlik
yapmazlar.
Müslümanların dikkat edeceği hususlardan biri de hevalarının arzularına
uyan inkarcı insanların, iman edenleri de kendileri gibi yapmak
istemeleridir. Allah Kuran'da bu tehlikeye karşı müminleri uyarmış
Allah'a inanmayıp kendi nefsinin sınır tanımaz isteklerine uyanların
müminleri yollarından alıkoymak isteyeceklerine, böylelikle müminlere
zarar verip onları yıkıma uğratmaya çalışacaklarına dikkat çekmiştir.
Bu gibi kişilerden sakınmak gerektiği ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Sana
da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir
şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse
aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp
onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için
bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi
bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi
içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.
Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına
uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları
için diye onlardan sakın… (Maide Suresi, 48-49)
|