MÜSTAĞNİYETİN GETİRDİĞİ BELALAR

İnsanların çok önemli bir özelliği çevrelerindeki kişilerin eksikliklerini, kusurlarını en ince ayrıntısına kadar fark edebilirken, kendi hatalarını görmezden gelmeleridir. Bu, nefsin insanlara çok büyük bir oyunudur. Nefis insana kendisini kusursuz ve eksiksiz gösterirken, çevresindekileri ise kusurlu kişiler olarak göstermek ister. Böylece kişi kendini diğer insanlardan daha üstün olarak görür ve içinde bulunduğu durumla gurur duyar.

Oysa nefsin bu çirkin oyununa kanmak insanlar için çok büyük bir tehlikedir. Çünkü hatalarını bu kısa dünya hayatında anlamazlıktan gelen, kendisini kusursuz gibi görmek isteyen ve eksikliklerini düzeltmek için çaba sarf etmeyen kişiler, ahiret yurdunda çok büyük bir kayba uğrayacaklardır. Ölümle karşılaştıklarında ise artık ahlaklarını düzeltmek için çok geç kalmış olacaklardır. Eksikliklerinden arınamadan, kendilerini yetiştirip ahlaklarını güzelleştirmeden, hazırlıksız olarak ahiret yurduna gider ve bu halleriyle hesaba çekilirler.

Oysa vicdan sahibi bir insan için dünya hayatında yapılan hataları telafi etme imkanı vardır. Hatırlatmalar, öğütler, eleştiriler vicdanlı insanı harekete geçirecek, güzel bir ahlaka sahip olmak için çaba sarf etmesine neden olacaktır. Ama ölümden sonra bu imkan ortadan kalkar. Eğer insan dünya hayatında kötülüklerinden arınmadıysa ahirette tüm hataları, kusurları ve eksiklikleriyle birlikte Allah'ın huzuruna çıkar.

İşte böyle bir tehlikeden kendimizi korumak için yapmamız gereken şey, başkalarının nefsinden evvel kendi nefsimize yönelmek ve her eleştiri, öğüt ve tavsiyeyi şevk ve heyecanla kabul etmektir. İnsan kendini ne kadar eksik ve hatalı görürse o kadar çabuk ilerleme kaydeder, nefsinin isteklerinden uzak durur. Bediüzzaman da bu konuyu çok önemli görmüş ve insanları nefsin bu oyununa düşmemeleri için uyarmıştır. Bediüzzaman müstağniyetin insana nasıl bir bela getirdiğini şu hikmetli sözüyle ifade etmektedir;

"Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir, ta ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insinayenin enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin, adeta taksirattan takdis etsin... Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse, affa müstehak olur." (Lemalar, s. 83-84)

Said Nursi'nin "kendini beğenen belayı bulur, zahmete düşer. Kendini beğenmeyen sefayı bulur, rahmete girer" sözünde de ifade ettiği gibi, insan kusurlarını saklamaya, onları örtmeye çalıştıkça aslında en büyük hatalardan birini yapmaktadır. Çünkü yaptığı bir hatayı kabul etmediğinde daha iyi, daha başarılı, daha güzel ahlaklı olma imkanını elinden kaçırır. Halbuki hatasını kabul ettiğinde çok büyük ilerlemeler kaydedecektir. Ama çoğu insan tevazu gösterip, hatasını telafi etmek yerine gurur yapıp, nefsini temize çıkarmaya uğraşır. Oysa "Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden. (Alak Suresi, 6-7)" ayetinde de belirtildiği gibi insanın kendini hatasız olarak görmesi, eksiklik ve kusurlarını görmezden gelmesi insanı çok tehlikeli bir sona yaklaştırmaktadır.

Hiçbir zaman unutmamak gerekir ki hata yapmak insan olmanın bir gereğidir. İnsan ister kabul etsin, isterse etmesin ömrünün sonuna kadar bir çok hata yapacaktır. Ağzından yanlış bir kelime kaçacak, kötü bir ahlak gösterecek, yanlış tepkiler verecek, yanlış bir karar alacak ya da daha farklı milyonlarca hatadan herhangi birini yapacaktır. Çünkü kusursuzluk yalnızca Allah'a mahsustur. Hatasız ve mükemmel olan ve tüm eksikliklerden münezzeh olan sadece Allah'tır. Bu nedenle insanın hata yaptığını kabul etmek istemeyerek, kusursuzluk iddiasıyla ortaya çıkması aynı zamanda çok büyük bir ahlaksızlık da olur. Yapılması gereken insanın hata yapabileceği gerçeğini tevazu ve alçakgönüllükle kabul etmesi ve kul olmanın acziyle Rabbine boyun eğmesidir. Aksi durumda dünyada sıkıntılı bir hayatla, ahirette ise sonsuz cehennem azabı ile karşılık görecektir.

Ayrıca insanın kendisini kusursuz ve hatasız gösterme çabası boş ve sonuçsuz kalacak bir çabadır. Çünkü insan yaptığı hataları, eksiklikleri her ne kadar görmek istemese de var olan kusurlarını örtmeyi başaramaz. İnsanlar bir bakışta bu kusurun farkına varırlar. Çünkü bunu ortadan kaldırmanın tek yolu, üzerine giderek düzeltmektir. Hatayı bir an içinde düzeltmek ve ömür boyu bu hatanın utancından kurtulmak mümkündür.

Müstağniyet belasına yakalanmış olan bir çok insan küçük yaşlarındaki karakter özelliklerini bütün kaba ve kötü yönleriyle birlikte muhafaza eder. Çocukluktan kalma bütün hatalarını ileriki yaşlarına kadar devam ettirir. Yaşı ilerlemiş ve kibirinden dolayı hataları olduğunu kabul etmeyen bir insanın geçmişine dönüldüğünde genellikle sahip olduğu karakter bozukluklarının çocukluk yıllarına dayandığı görülür. Halbuki Allah bu insana uzun bir ömür ve bu ömrün içerisinde kendisini yetiştireceği, nefsini ve ahlakını eğiteceği milyonlarca fırsat vermiştir. Bu fırsatların tümünü değerlendiren ve yaptığı her hatanın ardından bu hatasını düzelterek kendisini geliştiren bir insan ileriki yaşlarında çok özenilecek ve çok üstün bir ahlaka sahip olabilir. Ama hatalarının hiçbirisini düzeltmeyi kabul etmeyerek, bunları biriktiren insan, zamanla daha kötü, karanlık bir ahlaka sürüklenecektir. Bu nedenle insanın böyle bir beladan şiddetle kaçınması şarttır.

Mümin her zaman her tavsiyeye karşı açık yüreklilikle teslimiyetli bir tavır içinde olmalıdır. Hata yapmakta da bir hayır ve güzellik olduğunu hiç bir zaman unutmamak gerekir. Çünkü hata insanın hem kendisini ahlak, tavır, görgü ve bilgi olarak daha geliştirme ihtiyacı hissetmesine ve hem de acizliğini daha iyi anlayarak Rabbine yakınlaşmasına vesile olur.

401-449