MÜSLÜMANLARA YAKIŞAN TEVAZU

Allah tüm insanlara alçak gönüllü ve mütevazi olmayı emretmiş ve Kuran-ı Kerim'de alçak gönüllü kullarını cennet ile müjdelemiştir."Biz her ümmet için bir "Mensek" kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver." (Hac Suresi, 34) Allah'a iman ederek, İslam dinini yaşayan insan, her şeyden önce kendisini yaratana karşı boyun eğici olmalı, Sahip olduğu herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu ve Allah'a karşı ne derece aciz olduğunu unutmadan mütevaziliğini daima korumalıdır. Unutmamalıdır ki enaniyet, böbürlenme ve üstün olma hırsı şeytanın vasıflarıdır. Ve büyüklenme isteği şeytanın cennetten kovulmasına neden olmuştur.

Büyüklenme isteği içindeki insanlar sürekli kendilerini öven, konuşmalarıyla çevrelerindeki insanları yeren, karşılarındaki kişileri daima kendilerinden aşağı gören insanlardır. Ve kibirli, bencil ahlaklarından dolayı toplumda hiç sevilmezler. Şeytanın özelliğine sahip olan bu insanların egoist yapıları, her an parlamaları, iğneleyici sözleri, sürekli kendilerini ve kendi menfaatlerini düşünmeleri insanları çevrelerinden uzaklaştırır. Enaniyetli bir insan hiçbir zaman kimseden gerçek bir sevgi görmez ancak menfaati olan kişiler kendisine katlanır, menfaatleri bittiği anda da kendisinden uzaklaşırlar. Ve şeytan böylelikle dostlarını yapayalnız ve yardımsız bırakır.

Büyüklenme hırsı olan bir insan yaşadığı toplum içinde her konuda en bilgili, en akıllı veya en meziyetli kişinin kendisi olduğunu zanneder. Bu yüzden herkes tarafından sayılmayı ve yüceltilmeyi bekler. Başkasına saygı göstermek, diğer insanların fikirlerini kabul etmek ve arka planda kalmak onun için zulümden farksızdır. Şeytan gibi kibirli bir insan asla boyun eğmeye, mütevazi olmaya yanaşmaz. Kendisinin yerine başkalarının övülmesine katlanamaz. Şeytan kendisine tabi olan kibirli insanı Allah'ın yolundan daha da uzaklaştırmaya ve gittikçe aşağılık konuma sokmaya yarayacak yöntemler bulur. Ve bu konuda da hiç zorlanmaz. Çünkü kibirli insan kendisine kurulan tuzaklara en çabuk kapılan insandır. Bu yüzden şeytanın açtığı her kapıdan kolaylıkla geçer. Ve daima bu yaptığı hatanın başına getirdiği belalarla muhatap olur. Her zaman üstün olmaya çalışmak ve bunun için büyük bir hırsla mücadele vermek onu fazlasıyla yorar.

Kibirli bir insan Kuran ahlakına muhalif olan her türlü kötü ahlak özelliğine sahiptir. Kendisini insanlara beğendirmeye çalıştığı için ihlassız hareket eder. Bu nedenle yaptığı işlerin bereketi olmaz. Kendisinden başkasını sevemediği için bencil olur. Fedakarlık bilmez, başkalarının iyiliğini istemez. Kıskanç olur. Kısaca şeytanın hemen her türlü özelliğini üstünde taşır. Bu nedenle Bediüzzaman da bu tehlikeye dikkat çekmiş ve müminlerin mutlaka "ene"yi terketmeleri aksi takdirde güzel ahlaktan uzaklaşacaklarını şu sözleriyle dile getirmiştir:

"Ey kardeşlerim! Dikkat ediniz, sizi enâniyette vurmasınlar, onunla sizi avlamasınlar. Hem biliniz ki, şu asırda ehl-i dalâlet ene'ye binmiş, dalâlet vadilerinde koşuyor. Ehl-i hak, bilmecburiye, eneyi terk etmekle hakka hizmet edebilir. Enenin istimalinde haklı dahi olsa, madem ki ötekilere benzer ve onlar da onları kendileri gibi nefisperest zannederler, hakkın hizmetine karşı bir haksızlıktır. Bununla beraber, etrafına toplandığımız hizmet-i Kur'âniye, ene'yi kabul etmiyor, nahnü istiyor. "Ben demeyiniz, biz deyiniz" diyor. Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti kıskançlıktır. Eğer sırf lillâh için olmazsa, kıskançlık müdahale eder, bozar. Nasıl ki bir insanın bir eli bir elini kıskanmaz ve gözü kulağına haset etmez ve kalbi aklına rekabet etmez. Öyle de, bu heyetimizin şahs-ı mânevîsinde, herbiriniz bir duygu, bir âzâ hükmündesiniz. Birbirinize karşı rekabet değil, bilâkis birbirinizin meziyetiyle iftihar etmeniz gerekir…"

Enaniyetli bir insan mütevaziliğin getirdiği rahatlığı, onuru ve saygınlığı bilmediği için dosdoğru olan bu yolu değil zor ve çetrefilli olan diğer yolu seçer. Böyle insanlara verilen güzellik, zeka veya diğer nimetler Allah'ın gücünün yalnızca çok küçük bir tecellisidir. Kibirli insan ise bu üstün meziyetleri kendinden zannederek çok büyük bir yanılgıya düşer. Oysa kendisini bir damla sudan yaratan ve sonra en güzel sureti vererek insan şekline sokan Allah'tır. Katından indirdiği geniş rızklarla onu rızıklandırmış, kendisine mal, mülk vererek rahat bir yaşam sağlamıştır. Büyüklenme isteğindeki insan ise bu apaçık gerçeği kabul etmek istemeyerek isyana sürüklenir. Sonuçta tıpkı şeytan gibi Allah'ın karşısında ne kadar aciz olduğunu, Allah'ın dilediğinde onun canını, malını, mülkünü ve tüm servetini anında elinden alabileceğini unutur. Ve gaflet içinde geçirdiği yıllar, onu çekeceği şiddetli azaba her gün bir adım daha yakınlaştırır.

Kuran'da anlatılan güzel ahlakı kendilerine rehber edinen müminler ise toplumda mütevazilikleri, hoşgörüleri ve saygın tavırlarıyla tanınırlar. Her türlü ortamda, en zor şartlar altında dahi sabırlı ve mütevazi olmayı çok büyük bir ibadet olarak görürler. Müminler için başta kendilerini yaratan Allah'a tam anlamıyla teslim olmak ve Allah rızası için yarattıklarına da mütevazi bir ahlak göstermek çok önemlidir. İnsanlara saygı göstermek, alttan almak, karşı tarafın isteklerini ön planda tutmak, her söze ve tavra güzellikle karşılık vermek, tevazulu teslimiyetli ahlaklarının bir gereğidir. Bir mümin hiçbir zaman enaniyeti, mütevaziliğe, düşmanlığı hoşgörüye, öfkeyi sabra, kini bağışlamaya tercih etmez. Böylelikle de mütevazi ve güzel ahlaklı olmanın rahatlığını yaşar, sürekli huzurlu olur. Enaniyetli insanlar riyakar ilişkilerde boğulurken, müminler aralarında gerçek sevgiyi ve saygıyı yaşarlar. Kuran-ı Kerim'in Nisa Suresi'nde geçen hikmetli ayetler Allah'ın beğendiği güzel ahlakın, mütevazilikten geçtiğini tüm müminlere açıkça göstermektedir:

"Allah'a ibadet edin ve O 'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Nisa Suresi, 36)

401-449