KURAN-I KERİM,
İNSANLAR İÇİN BÜYÜK BİR RAHMET VE MÜJDEDİR

Herşeyin yaratıcısı olan yüce Allah'ın indirdiği Kuran-ı Kerim eşsiz hikmetlere sahiptir. Üslubunun akıcılığı, açıklığı, herkes tarafından kolay anlaşılır olması, insanların ihtiyaçlarına tam anlamıyla cevap vermesi, hem nefislere hem vicdana hitap etmesi ve bunlar gibi çok sayıdaki özelliği ile dünya üzerinde yaşayan tüm insanlar için büyük bir rahmet ve nimettir. İnsanlar mutlu, huzurlu, güvenli, rahat olabilmek için Kuran'da yazılı olan hükümlere muhtaçtırlar. Çünkü yarattığı insanların ihtiyaçlarını en iyi bilen Rabbimiz, Katından bir kitap göndermiş olmakla onlara "en doğru", "en hayırlı" ve "en güzel" kararları alabilme imkanı sağlamıştır. Bunlara uyanlar ise dünyada da ahirette de kurtuluşa ererler.

Ancak insanların bir kısmı Kuran ayetlerini gözardı eder, toplumun doğrularını kendilerine yol gösterici olarak benimserler. Oysa toplum hayatını düzenleyen kurallar, gelenek ve görenekler insan yapımıdırlar, içlerinde bir çok aykırılıklar, çelişkiler ve hatalar barındırırlar. Bu kurallar tartışmaya ve yalanlanmaya açıktır. Buna karşılık Allah'ın indirmiş olduğu ve insanların rehber edinmelerini bildirdiği Kuran mutlak doğruları içeren güvenilir bir kaynaktır. Benzersizdir. Her insanın ihtiyaç duyacağı bilgileri kapsar. Onları karanlıklardan nurlara çıkarır. Enbiya Suresi, 10.ayetinde de bildirildiği gibi "insanların bütün durumlarını kapsayan", onlara öğüt veren, sonsuz yaşamları için onları uyaran ve doğru yolu gösteren bir kitaptır. Bu nedenle her insanın hayatı için kıstas alacağı tek kitap Allah'ın gönderdiği Kuran olmalıdır.
Kuran'ın içerdiği hikmet, geçmişten ve gelecekten verdiği gerçek bilgiler, insanlara gösterdiği doğrular başka hiçbir kitapla kıyaslanamaz. Bediüzzaman Said Nursi, Kuran'ın bütün kitaplardan üstün olduğundan bir sözünde şöyle bahsetmektedir:

Bir adam, elinde bir aynayı güneşe karşı tutar. O ayna miktarınca bir ışık ve yedi rengi birleştiren bir ziya alır. O nisbetle Güneş'le münasebettar olur, sohbet eder ve o ışıklı aynayı, karanlıklı hanesine veya dam altındaki bağına tevcih etse; Güneş'in kıymeti nisbetinde değil, belki o aynanın kabiliyeti miktarınca istifade edebilir. Diğeri ise, hanesinden veya bağının damından geniş pencereler açar. Gökteki Güneş'e karşı yollar yapar. Hakikî Güneş'in daimî ziyasıyla sohbet eder, konuşur ve lisan-ı hal ile böyle minnetdarane bir sohbet eder. Der: "Ey yeryüzünü ışığıyla yaldızlayan ve bütün çiçeklerin yüzünü güldüren dünya güzeli ve gök nazdarı olan nazenin Güneş! Onlar gibi benim haneciğimi ve bahçeciğimi ısındırdın, ışıklandırdın." Halbuki ayna sahibi böyle diyemez. O kayıd altındaki Güneş'in aksi ise, âsârı mahduddur. O kayda göredir... İşte bu temsilin dürbünüyle Kur'an'a bak. Tâ ki mucizesini göresin ve kudsiyetini anlayasın... Evet Kur'an der ki: "Eğer yerdeki ağaçlar kalem olup, denizler mürekkep olsa, Cenab-ı Hakk'ın kelimelerini yazsalar, bitiremezler." Şimdi şu nihayetsiz kelimeler içinde en büyük makam, Kuran'a verilmesinin sebebi şudur ki: Kur'an, ism-i a'zamdan ve her ismin a'zamlık mertebesinden gelmiş. Hem bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah'ın kelâmıdır. Hem bütün mevcudatın ilahı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır. Hem göklerin ve yerin Yaratıcısı haysiyetiyle bir hitaptır. Hem herşeyin Rabbi olma cihetinde bir konuşmadır. Hem her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah'ın herşeyde hükmeden sultanlığı hesabına bir ezeli hitabıdır. Hem rahmet-i vasia-i muhita noktasında, bir defter-i iltifatat-ı Rahmaniyedir. Hem uluhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazen şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır. Hem ism-i a'zamın muhitinden nüzul ile arş-ı a'zamın bütün muhatına bakan, teftiş eden hikmetfeşan bir kitab-ı mukaddestir. İşte bu sırdandır ki, Kelâmullah ünvanı kemal-i liyakatla Kur'an'a verilmiş. (Sözler, 133-134)

Üstad'ın sözlerinde sıklıkla dikkat çektiği ve diğer kitaplarda bulunmayan önemli bir diğer nokta ise, Kuran'ın kalbe hitap eden, gafleti kaldıran bir üslubunun olmasıdır. Çünkü insanlar görmeye alışkın oldukları şeyler üzerinde yeterince düşünmezler. Başlangıçta onlardaki incelikleri ve güzellikleri fark edebilseler de belirli bir süre sonra bunlara karşılık bir alışkanlık duymaya başlar ve ilk anki heyecanlarını yitirirler. Oysa insanın çevresi sayısız miktarda, hayret verici mükemmel güzelliklerdeki varlıklar ile sarılmıştır. Bunların her biri, dikkat ve şuur ile, Kuran'da geçen ifade ile "hikmetle bakan bir iç göz" (Kaf Suresi, 8) ile incelendiğinde her kişinin Allah'a yönelmesine ve O'nu gereği gibi takdir edip yüceltebilmesine vesile olur. İşte Kuran insanların üzerindeki bu gaflet ve alışkanlık perdesini yırtıp atarak, Allah'ın varlığının delillerini görmelerini sağlar. Bu konuda Bediüzzaman Said Nursi, Sözler isimli eserinin 137. sayfasında şöyle demektedir;

İşte Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın bütün kâinattaki âdiyat namıyla yâdolunan, hârikulâde ve birer mu'cize-i kudret olan mevcudat üstündeki âdet ve ülfet perdesini keskin beyanatıyla yırtıp, o hakaik-i acibeyi zîşuura açıp, nazar-ı ibretlerini celbedip, ukûle tükenmez bir hazine-i ulûm açar. Elbette ki insan, Üstad'ın dediği gibi ayetleri dikkatle okuduğu ve üzerinde düşündüğü takdirde kendisini bir hiç iken yaratmış olan Allah'ı tüm sıfatları ile tanır. Bu şekilde dünya üzerinde bulunma amacını öğrenir ve Kuran'da tarif edilen salih amelleri işleyerek Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanır, sonsuz mutluluk ve kurtuluşa erişir.

401-449