|
İMAN
ETMEK İÇİN MUCİZE GÖRMEK İSTEYENLERE BEDİÜZZAMAN'DAN BİR HATIRLATMA
Bediüzzaman'ın neredeyse hayatının büyük bölümü hapishanelerde geçmiş
ve Risale-i Nurlar, bu sürgün senelerinde yazılmıştır. Üstad 1935
senesinde Eskişehir hapishanesine, 1943'de Denizli hapishanesine
ve 1948'de Afyonkarahisar hapislanelerine talebeleriyle birlikte
gönderilmiştir.
1935 yılındaki Eskişehir hapsi, Üstad'ın 120 talebesiyle birlikte
kamyonlara bildirilerek, idam talebiyle Eskişehir'e getirilmesiyle
başlar. Burada uzun zaman kalan Üstad'ı bir gün, mahkemesini uzun
zamandır takip eden bir stajyer avukat ziyaret eder ve hapishane
yönetiminden görüşme izni ister. İzni alarak Bediüzzaman'ın yanına
girdiğinde, Üstad'ı namazını yeni bitirmiş, oturup tesbihini yaparken
bulur. Yanına gelip elini öper ve bir soru sorar.
"Sizin için çok kerametler gösterir diyorlar. Ben sizi takip
ettiğim kadarıyla sizde harika bir hal görmedim. Eğer gerçekten
öyleyse bana gösterin. Mesela elinizdeki şu tesbih kendi kendine
yürüsün."
Üstad avukatın bu sorunu şu hikayeyle cevaplandırır.
"Bir adamın çok sevdiği, sevimli bir tek oğlu varmış. Adam
bu kıymetli yavrusuna değerli bir hediye almak için bir kuyumcu
dükkanına götürmüş. Çok çeşitli elmas ve mücevherattan hangisini
isterse oğluna alacakmış. Dükkancı mücevherat dükkanını süslemek
için ayrıca dükkanına çeşitli renklerde büyük balonlar asmış. Çocuk
dükkana girince, gözü balonlara takılmış. 'Baba ben bu balonlardan
istiyorum!' diye tutturup ağlamaya başlamış. Babası, 'Oğlum ben
sana çok pahalı ve kıymetli elmas mücevherler almak istiyorum' demişse
de çocuk anlayamamış, 'Hayır ben balon istiyorum' diye isteğinde
ısrar etmiş.
İşte ben Kur'an'ın elmas ve mücevherat dükkanının dellalıyım, bekçisiyim.
Ben baloncu değilim. Benim dükkanımda, benim pazarımda Kur'an'ın
ebedi elmasları var. Ben onları satıyorum, balon satmıyorum."
Üstad'ın bu sözleri üzerine avukat mahçup olmuş ve bu hikayeden
ders alarak oradan ayrılmıştır.
Bediüzzaman'ın bu sözlerinde insanların büyük bir bölümü için çok
önemli bir ders ve ibret vardır. Gerçekten de insanların pek çoğu
iman etmek için bir mucize görmeyi bekler. Allah'ın gücünü takdir
edemez. İman etmek için Üstad'dan teshibi yürütmesini isteyen bu
kişi gibi, tarih boyunca benzer zihniyet taşıyan pek çok insan da
peygamberlerden mucize talep etmişlerdir. Peygamberlerin yerden
pınarlar fışkırtmasını, gökten altın yağdırmasını, gökyüzünden sofra
indirmesini, altından evleri olmasını ve bunun gibi mucizeler yaratmasını
isteyen çok fazla insan olmuştur. Bir ayetinde Allah bu konuyu bize
şu şekilde açıklar.
"İnkar edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet
(mucize) indirilseydi ya." Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve
her topluluk için bir hidayet önderisin." (Rad Suresi, 7)
Ayette Allah, peygamberden mucize isteyen insanlar olduğunu bildirmiş
ve ardından peygamberin sadeçe uyarıcı olmakla görevlendirildiğini
açıklamıştır. Mucize, eğer Allah dilerse bir lütuf olarak insanlara
gösterebilir. Ancak iman etmek için mucize görmeye ihtiyaç yoktur.
Nitekim
Üstad'ın yukarıdaki örneği, bu konuyu çok hikmetli bir şekilde açıklamaktadır.
Allah'a iman etmek için bir mucize görmeyi bekleyen bir insan, kendisine
hediye edilen mücevherler yerine balonu almak isteyen bir çocuk
kadar akıl sahibidir. Çünkü yeryüzündeki her bir ayrıntı ve insan
gözünün gördüğü her nokta, Allah'ın varlığının delilleriyle doludur.
Bir çilek tanesi bile normal akıldaki bir insanın Allah'a iman etmesi
için yeterlidir. Çünkü bu çilek tanesinin kapkara bir topraktan
sulu, gözül kokulu, çok güzel bir tatta çıkması, insana fayda vermesi,
insanın bundan zevk alması insanın iman etmesi ve samimi bir kalple
Rabbine teslim olması için yeterlidir. Bu çileğin varolması ancak
tüm bunları yaratan bir Yaratıcının varlığıyla açıklanabilir.
Tüm kainat Allah'ın varlığının sonsuz sayıdaki delilleriyle doludur.
Küçük bir tohumun içinden çıkan 100 metre yüksekliğindeki bir ağaç,
milyonlarca yıldır dünyayla arasındaki mesafede milim şaşmamış olan
güneş, topraktan çıkan meyveler, insanların bile yapamayacağı ustalıkla
mimari yapılar inşa eden hayvanlar ve bunun gibi delillerin tümü
Allah'ın varlığını kavrayabilmemiz içindir. Bu delillerin tek biri
bile normal vicdanda bir insanı, Allah'a imana götürür. Bu nedenle
yeryüzündeki hiç bir insanın aslında iman etmek için mucize görmeye
ihtiyacı yoktur. Çünkü çevresi, kendi bedeni ve gözünü çevirdiği
her yer trilyonlarca mucizeyle doludur.
Allah'ın yarattığı bunca üstün yaratılış deliline rağmen, iman etmek
için mucize talep etmek, Allah'a karşı büyük bir nankörlük olur.
Bu nedenle Üstad kendisinden tesbihi yürütmesini isteyen avukata,
mücevhercideki çocuğun örneğini anlatmıştır. Bütün hayatı boyunca
Kur'an'ın mucizelerini, Allah'ın varlığının delillerini anlatmış
bir insan olarak Üstad'dan böyle bir keramet istenmesi, ancak bir
cahillik ve akılsızlık olarak nitelenebilir. Nitekim sözkonusu avukat
da Bediüzzamanın anlattığı bu hikayeyle nasıl bir cahillik içinde
bulunduğunu anlamış ve orayı mahçup bir şekilde terk etmiştir.
|