|
ALLAH MÜSLÜMANLARA MERHAMETLİ OLMALARINI EMREDER -1-
Merhamet,
insanlara hak dinler tarafından öğretilmiş olan bir güzel ahlak
özelliğidir. Allah kullarına merhametli olmalarını emretmiş ve merhametin
nasıl olması gerektiğini Kuran'da tarif etmiştir. İslam dininde
merhamet, insanların Allah'a olan sevgilerinden kaynaklanan bir
ibadet şeklidir. Allah'ı seven bir insan onun yarattığı varlıklara
karşı kalbinde bir sevgi ve şefkat hisseder. Bu nedenle onlara acı,
zarar, sıkıntı vermekten, haksız ve adaletsiz bir tutum içine girmekten
sakınır. Çevresindeki tüm varlıkları Allah'ın bir tecellisi olarak
gördüğü için, her tavrında son derece itinalı olur.
Kuran'da tarif edilen merhamet anlayışında müminler gerekirse kendi
rahatlarından ve menfaatlerinden feragat ederek çevresindeki insanların
mutlu ve rahat yaşamalarını sağlarlar. Onların neşelerini, giyimlerini,
beslenmelerini, sağlıklarını, huzurlu yaşamalarını, sosyal haklarını
düşünürler. Çocukların güzel ahlaklı ve sıhhatli yetişmeleri, yaşlıların
korunmaları, iyi şartlarda bakılmaları, ihtiyaç içinde olan insanların
daha iyi koşullarda yaşamaları için gayret ederler.
Kuran'ın bir çok ayetinde merhamet, zayıf bırakılmış kadın, çocuk,
erkek, yetim ve yaşlıların korunması ve kollanması olarak tarif
edilir. Hangi toplumdan, hangi dinden, hangi ırktan olursa olsun
maddi ya da manevi yardıma muhtaç olan mazlum insanların korunması,
onların güzel ve rahat bir hayat yaşamaları, Allah'ın emri gereği
Müslümanların sorumluluğundadır. Bir insanın farklı bir düşünceden,
dinden, soydan, kültürden ya da milletten olması o kişiye karşı
merhametli ve şefkatli davranılmasını engellemez. İslam dininin
barıştırıcı ve uzlaştırıcı olma özelliğinin temelinde yatan ana
unsur budur. Bu nedenledir ki Osmanlı İmparatorluğu asırlar boyunca
kendi dininden ve kültüründen olmayan gayri müslimlere karşı son
derece hoş görülü davranmış ve hiçbir zaman ayrımcı bir politika
izlememiştir. Böylece aralarında toplumsal ve siyasal görüş farklılıkları
olan bir çok toplum bir arada barış içinde yüzyıllar boyu yaşayabilmiştir.
Osmanlı yönetimi bu insanların her türlü ihtiyacını karşılamış,
onların da Müslümanlar gibi rahat ve adil yaşayacakları bir ortam
hazırlamıştır.
Merhametin gereği tüm mazlum insanlara sahip çıkmak, onların hem
dünya hayatını hem de ahiretlerini düşünerek her türlü sorunlarıyla
ilgilenmektir. Nitekim Kuran'ın hükümlerine bakıldığında her konuda
mutlaka merhametin esas alındığını görürüz.
İnsanları
doğru yola davet etmek ve kötülükten men etmek
Kuran'ın her Müslümana farz kıldığı bu sorumluluk, Müslümanın diğer
insanlara yaklaşımının nasıl olması gerektiğini belirler. Yukarıda
da belirttiğimiz gibi İslam dininin gerektirdiği merhamet anlayışında
Müslüman sadece belirli kişilere karşı değil, tüm insanlara karşı
sorumludur. "Tanımadığım insanların hayatı beni ilgilendirmez"
gibi bir mantık İslam ahlakına aykıdır. Müslüman dünya üzerinde
yanlış yolda olan ne kadar toplum varsa onları doğru yola davet
etmekle yükümlüdür. Dini tanımayan, vicdanını kullanmayan, Allah'ı
kavrayamayan, kötü yetiştirilmiş olan ve çeşitli sebeplerle kötü
bir ahlak edinmiş olan insanları eğitmek, onlara hatalarını göstermek,
bilgisizliklerini gidermek Müslümanların gayretiyle gerçekleşecektir.
Böyle bir gayretin karşılığında Müslümanlar sadece Allah'ın rızasını
kazanmayı umut eder ve dünyevi hiçbir çıkar gözetmezler. Bu gayret
onların güzel ahlaklarının ve merhamet anlayışlarının bir gereğidir.
Ayrıca yine Kuran'ın bir emri olarak insanların doğru yola davet
edilmesi de merhametle ve hoş görüyle hiçbir zor ve baskı kullanmadan
olmalıdır. Müslümanların üzerine düşen sadece insanlara doğruyu
göstermektir, ancak doğruyu uygulayıp uygulamamak onların vicdanlarına
bırakılmıştır.
Öfkeyi yenmek ve sabretmek
İnsan nefsi gereği kimi zaman içinde bir öfke hissedebilir. Ancak
Allah müminlere bu durumda nefislerine hakim olmayı ve öfkeyi yenmeyi
emreder. Nitekim insan hayatı boyunca pek çok haksız tutumla karşılaşabilir,
kötü söz işitebilir veya kötü tavra maruz kalabilir. Ancak bu kötülüğe
öfke dolu bir şiddetle karşı koymak, karşı tarafa fiziki ya da manevi
zarar verici bir tutum içine girmek ayetlerle yasaklanmıştır. Böyle
bir durumda müminlerin yapması gereken güzel ahlakından taviz vermemek
ve sabretmektir. Öfkesini yenmek, sakin, akılcı ve itidalli bir
tavır göstermektir.
Hatta
Müslümanlar bir savaş anında dahi teslim olan veya kendilerinden
aman isteyen düşmanlarını affetmekle ve barışçıl bir tavır gösterdikleri
anda onları koruyup, gözetmekle yükümlüdürler. Allah bir ayetinde
esirlere gösterilecek olan merhameti tarif ederken, Müslümanların
kendi yiyeceklerinden onlara ikram etmelerini ve gerektiğinde onların
ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından üstün tutmaları gerektiğini
hatırlatır. Kendisine savaş açmış bir insanı daha sonra barışçıl
ve teslimiyetli bir tavır gösterdiği için böylesine bir saygı ve
titizlikle korumak, dünya üzerinde sadece İslam dininin getirdiği
ahlak sistemine ait bir merhamet şeklidir.
İnsanlara
karşı hakkaniyetli davranmak
İslam dininin tarif ettiği merhametin bir yönü de adil tavırdır.
Müminler kendilerinden farklı bir inanç ya da düşünce şekline sahip
olsalar bile insanlar arasında hakkaniyetle davranırlar. Hakkında
hüküm verecekleri kişiye şefkatle yaklaşır ve hiçbir şekilde haksızlığa
uğratmazlar. Suçsuz insanlara sahip oldukları millet, soy veya din
dolayısıyla zalim davranmazlar. Kendi yakınları hakkında nasıl bir
adalet anlayışına sahiplerse, hiç tanımadıkları insanlar konusunda
da aynı hassaslıkta adil olurlar.
Tüm
bunların dışında Allah müminlere merhameti çok farklı açıklamalarla
tarif etmiştir. Örneğin yetimin malını gözetmek, hicret edenleri
barındırmak, yaşlıları korumak, anne ve babaya saygılı olmak, insanlara
iyilik yapmak, fedakar ve anlayışlı olmak, yoksula, yolda kalmışa,
yetime sahip çıkmak, zekat vererek insanları muhtaç bırakmamak bu
tavsiyelerin bazılarıdır. Görüldüğü gibi İslam dininde insanlara
karşı merhamet ve hoşgörü esastır. Bu anlayışın dışında olan ve
insanlara haksız yere zarar veren her türlü tavır ise zalimlik olarak
tarif edilmiştir. Müslümanların yapması gereken Kuran'da tarif edilen
bu merhameti uygulayarak tüm dünya insanlarını bu güzel ahlaka davet
etmektir. Çünkü yeryüzünde dirlik, barış ve hoşgörü dolu bir hayat
ancak bu şekilde yaşanabilir. İslam ahlakından kaynaklanan bir merhamet
yaşanmadığında ise yeryüzünde fesat, bozgunculuk ve büyük bir karışıklık
çıkacaktır. Bir sonraki yazımızda Kuran'ın emrettiği merhamet anlayışı
olmadığında yeryüzünde nasıl bir yaşantının hakim olacağını göreceğiz.
|