GERÇEK LEZZET MANEVİ ZENGİNLİKTİR

İnsanlar gün içindeki uzun uğraşılarından çoğu zaman düşünmeye pek vakit ayırmazlar. Kimileri zihinsel çalışmayı bedenen yorulmaktan daha külfetli görür; kimileri ise rutin, ezbere yaptığı işlerden dolayı düşünme ihtiyacı hissetmez. Bu durumda düşünmeyen bir kimseye bundan ötürü kaybettiklerini anlatmak pek güçtür. Böylesine bir tembelliğin ne derece vahim sonuçlar doğurduğunun farkına varanlar ise ancak düşünen insanlar olur. Şüphesiz burada düşünmekten kastettiğimiz çevresindeki yaratılış delillerini, Allah'ın sonsuz kudretini, kendisinin yaratılış amacını, dünya hayatının gerçek yüzünü, ölümü, ahiret hayatını kısacası insanın ve kainatın varoluşu ile ilgili önemli konuları düşünmesidir. Buna muktedir olanlar ise Allah'a ve onun ayetlerine iman edenlerdir.

Kuran-ı Kerim'de inkar içinde yaşayanların dünya hayatını zahiri değerlendirdikleri, ahirete karşı ise gaflet içinde oldukları haber verilir. Bu, insanların bütün kıstasları, planları, idealleri, amaçları dünyadaki yaşamları ile ilgilidir. Oysa ki dünyanın gerçek olan ve zahir gözlerden saklı olan çok önemli bir yönü daha vardır. Var olan tüm güzellikler aslında insanların Allah'a şükredip, cennete özlem duyarak daha fazla çaba içinde olmaları için yaratılmıştır. Dünyadaki çirkinlikler, olumsuzluk gibi görünen yönler ise aynı şekilde dünyanın eksikliklerini düşünüp ahirette asıl ve kusursuz olan yurdun istenmesi için özel olarak yaratılmıştır.

Cenab-ı Hak her türlü kusurdan ve eksiklikten münezzehtir. Ve herşeye kadir olandır. Cenab-ı Allah dilese dünyada hiçbir acizlik, eksiklik, olumsuzluk olmaz, dünyada da cennet gibi bir ortam olurdu. Ancak Allah dünyayı, bir hikmetle özel olarak birtakım eksiklikler, acizliklerle birlikte yaratmıştır. Bu hikmetleri görebilmek ise düşünmeyen, dünyayı sadece bir madde yığını olarak algılayanlar için mümkün değildir. Ancak iman sahibi olanlar Allah'ın yaratmasındaki hikmetleri düşünüp görürler.
İşte bu yüzden bu insanlar dünyanın peşinde koşmaz, ahiret için hazırlık içinde olurlar. Çünkü dünyanın gelip geçici bir misafirhane gibi olduğunu, Allah'ın insana gerçek yurt olarak ahireti vaat ettiğini unutmazlar. Vicdanlı bir insanın bu gerçeği unutmaması gerektiğini değerli büyüğümüz Mehmed Zahid Kotku da şöyle hatırlatmıştır:

"… Dünyada öyle olasın ki, kendini garip ve misafir bilesin ve kubur (kabir) ehlinden addedesin. Taki tedarikli gidesin. …Kimi ki kasd ve arzusu ahiret olup, tarıkına gider, Hak Teala Hazretleri onun zenginliğini kalbinde koyup, onun işlerini toplu ve kolaylıkla kılarak ona yardımcı olur ve dünyayı ona hizmetkar eder. Kimin ki, kasd ve arzusu dünya olup onunla kalır, Hak Teala Hazretleri onun fakirliğini gözü önünde hazır edip işlerini dağınık kılar ve onu şaşkın bırakır. Dünyadan ona gelmez, ancak mukadder ondan gelir."

Dünya hayatı imtihan gereği iman gözüyle bakmayanlar için oldukça süslü görünebilir. Kişi gelecekteki hayatına baktığında çok uzun seneler yaşayacağını, daha elde etmesi gereken pek çok şeyin olduğunu hesaplayarak zahiri bir bakış açısına kapılabilir. Nitekim Kuran-ı Kerim'de de şeytanın dünya hayatını süslü ve çekici göstereceğinden, insanları uzun emellere kaptırıp onları doğru yoldan saptıracağından bahsedilir. İşte tüm bu aldanışların kaynağı ise düşünmemekten kaynaklanan gaflettir.

Düşünen bir kimse apaçık görecektir ki, dünyada tatmin bulmak mümkün değildir ki, dünyanın peşinden koşsun. Cenab-ı Allah tatmin bulunacak yer olarak ahiret yurdunu yaratmıştır; ahiretteki doyumu dünyada elde etmek mümkün değildir. Dolayısıyla bu beklentideki kimseler dünya hırsına kapılarak sadece vakit kaybederler. Bir ayette inkarcıların amelleri bir seraba benzetilerek sonunda hiçbir şey elde edemediklerinden bahsedilir. Her kim dünyayı yaşamak ve onunla tatmin olmak iddiasıyla gelirse gelsin, en sonunda farkedeceği tek gerçek bunun dünyada mümkün olmayacağıdır.

Bunu kavramak aslında hiç de zor değildir. İnsan süratli bir şekilde yaşlanır ve ölüm anına her an biraz daha yaklaşır. Yaşanan her an ise geçmişimiz olarak, hafızamızda birer bilgi olarak kalmaktadır. Kimsenin elinde dünyaya ait bir meta daimi olarak kalmaz, kaldığı zannedilen birşey varsa o da ölümle birlikte geride kalır. İşte bu yüzden insanın dünyada aldığı maddi zevklerden çok, manevi olgunluğu, kalbi zenginliği önemlidir. Diğerleri de elbette Allah'ın birer lütfudur ama geçici oldukları için bir yarar sağlamazlar. Asıl olan insanın dünyadaki yaşamı boyunca manevi yönden zenginleşmek için çaba sarfetmesidir. Ebedi lezzet ve zevki kazandıracak olan bu manevi olgunluktur.

Mehmed Zahit Kotku da dünyadaki zevklerin geçiciliğine ve bunlara aldananların ne kadar büyük bir kayıp içinde olduklarına, müslümanların dikkatini şöyle çekmiştir:

"Gözün görmek suretiyle mahbubundan aldığı lezzeti, kulağında hoşuna giden sesleri dinlemekle olan hazzı, burnun da güzel kokuları koklamakdan duyduğu zevki, ağzın beğendiği güzel ve çeşitli gıdalardan, bal, kaymak, baklava ve saireden aldığı lezzeti, ellerin de tutmak ve temas suretiyle aldıkları lezzetler olduğu gibi, Cenab-ı Hak, bir de gönüllere sevme hassasını vermiştir ki , bunu da aldığı hazlar ve lezzetler diğer havas ile alınan lezzet ve zevklere benzemez. Çünkü havas ile alınan lezzetler bedene müteallıktır. Bedenin ihtiyarlamasiyle veya ölümüyle hepsi sona erer. Artık tad diye bir şey kalmaz. Fakat gönüldeki sevgi bir nur-u ilahidir… Fani lezzetlerin bile zayiatından insan üzülür, telafisine, çareler arar da, lezzetlerin en mükemmeli ve en üstünü ebedisi olan, marifetullah ve muhabbetullahın lezzetinden haberdar olmamak ne acıdır."

* Tasavvufi Ahlak 4, Mehmed Zahid Kotku

              51-100