|
BEDİZZAMAN'IN
KALEMİNDEN MADDİYUN VE TABİYYUN HASTALIĞI -2-
Bediüzzaman
Said Nursi hayatı boyunca büyük bir fikri mücadele içinde olduğu
maddiyyun felsefesine, yani materyalizme karşı, büyük bir başarı
kazanmıştır. O "akılları gözlerine düşmüş" insanlar olarak
nitelendirdiği maddecileri onların delil olarak ortaya attıkları
sözde deliller ile manevi bir bozguna uğratmıştır. Bu surette maddeciliğin
bir felsefe değil, manevi bir hastalık Allah'ı inkar eden bir dogma
olduğunu ispat etmiştir. Bu ise sadece maddeciliği değil, buna inanan
ve doğru bilen büyük bir kitleye de batıl dinlerinin kendilerine
hiçbir şey kazandırmadığını görmeleri için önemli bir işaret olmuştur.
Üstad gözlerini gaflet perdesi bürümüş olan insanların durumunu
hikmetli bir sözünde şu şekilde açıklamıştır:
"...Evet, akılları gözlerine sukut etmiş maddeci felsefecilerin
hikmetsiz hikmetleri, faydasızlık esasına dayanan felsefelerine
göre tesadüfe bağlı olan zerrelerin hareketini, bütün kanunlarına
esas oluşturup, ilahi yaratılışa kaynak göstermişlerdir. Sonsuz
hikmetlerle süslenmiş yaratılışı, hikmetsiz, manasız, karmakarışık
bir şeye dayandırmaları, ne kadar aklın hilafına olduğunu çok
az şuuru olan bile bilir."
Maddeciler tabiatı gaflet dolu bir bakışla izledikleri için onun
üzerindeki canlılığın tabiatın kendisinden geldiğini düşünürler.
Bu ise onların tabiatı ilahlaştırmalarına neden olmaktadır. Oysa
Bediüzzaman'ın ikinci bir şeytan olarak da nitelendirdiği tabiiyyun
felsefesinin temelini oluşturan tabiat aslında tam anlamıyla Allah'ın
ilahi sanatıdır.
"...İkinci
tagut (şeytan ise, onu İlahî bir san'at, Rahmanî bir boya, yani
nakışlı bir boya şeklinde gördüm. Fakat gaflet nazarıyla bakılırsa,
tabiat zannedilir ve maddiyyunlarca bir ilah olur. Maahaza o tabiat
zannedilen şey, İlahî bir san'attır. Cenab-ı Hakk'a hamd ve şükürler
olsun ki, Kur'anın bereketiyle, mezkûr mücadelem her iki tagutun
ölümüyle ve her iki putun kırılmasıyla neticelendi."
Bediüzzaman bu sözüyle maddecilerin kafasında yerleşmiş olan çarpık
mantığı da ortaya çıkarmıştır. Çünkü onların ilahlık yakıştırdıkları
yaratma gücü isnad ettikleri tabiat aslında Allah'ın yaratma sanatının
en güzel örneklerinden birisi olmaktan başka birşey değildir. Üzerindeki
canlılara sahip oldukları tüm güzellikleri renkleri ve insanı kendine
hayran bırakacak üstün özellikleri veren onların Yaratıcısı olan
Allah'tır. Evrendeki kusursuz düzen, dünya üzerindeki muhteşem uyum,
bitkiler, çicekler, hayvanlar, gören bir göz için, Allah'ın kusursuz
yaratışının en güzel delilleridir. Onlara bu renkleri bu farklı
kokuları bu yetenekleri veren onları bir ressamdan çok daha mükemmel
bir şekilde şekillendirip boyayan tabiat denilen şey değil, üstün
akıl sahibi olan Allah'tır.
Üstad Rahmani bir gözle bakarak gördüğü ve Kuran'ın rehberliğinde
batıl olduklarına tam kanaat getirdiğİ bu iki şeytani felsefeye
karşı insanları uyarmak onlara Allah'ın yaratışındaki eşsiz sanattan
etkili örnekler vermek suretiyle çok önemli bir zafer elde etmiştir.
İki tagutu hem öldürmüş, hem de bunların kaynağını oluşturan tabiat
ve madde putlarının kırılmasına vesile olmuştur. Allah onun eliyle
maddiyyun ve tabiiyyun felsefelerine büyük bir malubiyet vermiştir.
Bediüzzaman dinsiz ideolojilerin destek bulmasının, insanlar arasında
yayılmasının nedenleri arasında cehalete çok önemli bir yer vermiş,
Kuran ahlakını ve Allah'ın yaratış sanatını bilmenin bu cehaleti
ortadan kaldıracağına işaret etmiştir. " ...Bizim düşmanımız
cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı san'at, marifet,
ittifak silahıyla mücadele edeceğiz..." sözüyle iman edenleri
birlik olarak, fikri mücadeleye davet etmiştir.
Üstadın bu mücadelede elde ettiği büyük başarısında ona güç veren
Allah'ın müminlere bir rehber ve rahmet olarak indirmiş olduğu Kuran'dır.
Said Nursi insanlara Kuran'ın her asra hakim olduğunu genelin anlayacağı
şekilde tefsir edilmesinin ise yine bizim yaşadığımız asırda olacağını
bildirmiştir. Bu değerli hizmetin vesilesiyle; bu asırda şiddetini
ve azgınlığını arttırmış olan maddeciliğin ve dinsizliğin kökten
yok edileceği düşüncesini de açıkça ifade etmiştir.
Hem bundan evvelki asırlarda, müsbet ilimlerin, yirminci asırdaki
kadar ilerlememiş olduğu malûmunuzdur. Şu halde, bu asırda dünyaya
yayılmış olan dinsizlik ve maddiyyunluğu kökünden yıkabilmek, hak
ve hakikat yolunu gösterip, en doğru yola kavuşturmak, imanı kurtarabilmek
için, ancak ve ancak Kur'an-ı Hakîm'in bu asra bakan yönünü keşf
edip, genelin müstefid olabileceği bir şekilde tefsir edilmesi,
elbette bu asırda mümkün olacaktır.
Üstadın bu azgın dinsiz ideolojilerin yıkılmasında etkin rol üstleneceğini
ifade ettiği Kuran tefsirleri asrımızın insanlarına gerçek dini
öğrenmelerinde vesile olacaktır. Atalarından hak din olarak öğrendikleri
dinin gerçeklikten uzak olduğunu ve gerçek dinin kolaylığını onlara
bu tefsirler açıklayacaktır. Ayrıca Kuran'ın her yönüyle incelenmesine
tüm konuların insanlar tarafından öğrenilmesine de yol açacaktır.
Maddenin Allah'ın yarattığı ve dilediği an yok edebileceği bir yaratılmış
olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bu vesileyle Allah karşısında maddeyi
ilah edinenlerin bundaki amaçlarının bir büyüklenmeden başka bir
şey olmadığı da en açık şekilde ortaya çıkacaktır.
|