|
BEDİÜZZAMAN'IN
KALEMİNDEN MADDİYUN VE TABİYYUN HASTALIĞI -1-
Allah
dilediği herşeyi yaratma gücüne sahiptir. O'nun dışında başka hiçbir
güç; ne madde ne de tabiat yaratma gücüne sahip olamaz. Allah tüm
kainatı yoktan var eden ve yarattıkları üzerinde tek Hakim olandır.
O'nun izni olmadan tek bir yaprak, tek bir toz zerresi ya da tek
bir damla yağmur suyu dahi hareket edemez. Bir çiçek tek bir yaprağını
düşüremez, insanın tek bir kirpiği düşmez veya bir kuş bir kere
dahi şakıyamaz. Her şey Allah'ın izni ile olur. Bediüzzaman'ın da
belirttiği gibi "Madde asıl değil, tabidir. Efendi değil,
hizmetkardır. Hakim değil, mahkumdur… Yarılmaya erimeye yırtılmaya
hazır hale gelmiş bir kışırdır."
Bu, iman eden bir insan için son derece iyi kavranması gereken bir
konudur. Çünkü insan hem kendi bedenindeki, hem de kainattaki muhteşem
yaratılışı ancak detaylı bir şekilde düşündüğü zaman gerektiği gibi
takdir edebilir. Bunları kavramak ise hem maddeye hem de tabiata
yaratma gücü veren ideolojilere, Üstad'ın belirttiği gibi büyük
bir tokat vurur:
Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına
der, her şey onun emrine verilmiş olur. Evet, havada dalların yayılması
ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kolaylıkla
yayılması ve yer altında yemiş vermesi; hem şiddetli sıcaklara karşı
aylarca nazik, yeşil yaprakların yaş kalması; tabiiyunun ağzına
şiddetle tokat vuruyor."
İnkarcı felsefeler üzerindeki bu büyük etkisi nedeniyle Bediüzzaman
Said Nursi, eserlerinde Allah'ın yaratılış delillerine çok geniş
yer vermiştir. Bu konular üzerinde derin tefekkürlerde bulunmuştur.
Ancak bunun sadece bir tefekkürle sınırlı kalmadığı, onun eserlerini
okuyan insanlarca gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Çünkü
üstad bu eserlerinde insanlığa bela, zulüm, acı ve gözyaşından başka
bir şey getirmeyen maddeci felsefelerin batıl etkisini ortadan kaldırıcı
önemli hatırlatmalar ve uyarılar da yapmıştır. Her an göz önünde
olan milyonlarca yaratılış delillerinden örnekler sunmuştur. Ayrıca
bunlarla ilgili samimi düşüncelerini dile getirerek, karşısındakileri
Allah'ı düşünmeye, iman etmeye davet etmiştir.
Kuran'ın bir tefsiri olarak hazırladığı Risale-i Nur Külliyatı'nda
Bediüzzaman sık sık "maddiyyun ve tabiiyyun hastalığı"ndan
söz etmiştir. Üstad bu "tabiatçılık" kelimesiyle tabiata
tapma ve maddeciliğe dikkat çekmektedir. "Sadece maddenin varlığını
kabul etme hastalığı"nın temelini oluşturan ise materyalizm
ve Darwinizm'dir.
Üstad'ın tüm hayatı bu dinsiz ideolojilerle mücadele ile geçmiştir.
O insanları bu hastalığa karşı manevi olarak bilinçlendirmek için
çaba sarf etmiştir. Eserlerindeki samimi, içten ve akılcı üslubu
insanları inkara çağıran kimseler üzerinde dahi çok ekili olmuştur.
Gerektiğinde insanların gözlerinin önündeki bir dalda sallanan bir
yapraktan ya da önlerinde uçan bir sinekten samimi ve çok düşündürücü
örnekler sunmuştur. Bu şekilde kainatın ve üzerindeki herşeyin yaratılmalarının
bir tesadüf değil, aksine sonsuz akıl sahibi bir Yaratıcının planlı
bir işi olduğunu ispat etmiştir. Bediüzzaman'ın bu hikmetli sözlerinden
birisi şu şekildedir:
"Firavunlaşmış maddeciler gibi, "Kendi kendine oluyorlar.
Kendi kendini besliyorlar. Kendilerine lâzım olan herşeyi yaratıyorlar"
mı tahayyül ediyorlar ki, imandan, kulluktan çekimser kalırlar.
Demek kendilerini birer Yaratıcı zannederler. Halbuki birtek şeyin
yaratıcısı, herbir şeyin yaratıcısı olmayı gerektirir. Demek kibir
ve gururları onları nihayet derecede ahmaklaştırmış ki, bir sineğe,
bir mikroba karşı mağlub bir âciz-i mutlakı, bir Kadîr-i Mutlak
zannederler. Madem bu derece akıldan, insaniyetten sukut etmişler...
Öyle ise, bunların inkârlarından müteessir olma... Bakma, ehemmiyet
verme."
Görüldüğü gibi Bediüzzaman, maddeciliğin temelini oluşturan hastalığın
Allah'a karşı olan büyüklenme olduğunun üzerinde önemle durmuştur.
Ve insanlara bu zihniyeti yıkacak çok önemli sorular sormuştur.
Örneğin canlıların ihtiyaçları olan şeylerin kendiliğinden mi ortaya
çıktığını ya da kendilerine tam fayda sağlayacak, son derece ihtiyaçları
olan besinlerin yine tesadüfen mi yaratılıp hazır edildiğini sorarak
maddecilerin içine düştükleri derin çıkmazı ortaya çıkarmıştır.
Ayrıca asla olumlu cevap veremeyecekleri bu sorulara rağmen Allah'a
iman etme konusunda hala bir tereddüt içinde olduklarını da ifade
etmiştir.
Bediüzzaman'ın üzerinde durduğu en önemli nokta ise Yaratıcının
bir özelliğinin de tek bir şeyin değil, onunla birlikte herşeyin
yaratıcısı olmak olduğudur. Bu misaliyle iddiası bu yönde olan kişilere
ağır bir darbe indirmiştir. Ayrıca bu kişilerin asla ilah olamayacağını,
küçücük bir sineği ve mikrobu örnek vererek de ispatlamıştır. Çünkü
Allah'a karşı büyüklenen, kibirle kendisinin de birşeyler yarattığını
öne sürenler bir virüsün ya da bir mikrobun vesilesiyle ölürken,
onları ve diğer canlıları yaratan Allah yaratmaya devam edecektir.
Bu felsefeyi savunanların laboratuvarları, deneyleri, düzmece bilgilerle
dolu, inkar yüklü kitapları toprağa karışacak, ancak Allah yine
baki olacaktır.
Fakat yine Üstad'ın görüşüne göre; tüm bu açık gerçeklere rağmen
maddeye ilahlık isnad etmeye çalışanlar, kendilerini ne kadar bilim
adamı, profesör ya da başka bir şey ilan etseler de, aslında akıldan
yoksun, kendilerinin ne olduğunun dahi farkında olmayan meczuplardan
olacaklardır. Bu nedenledir ki Üstad bu kişilerin, insanlara yalan
inançlar aşılamaya çalışan zararlı birer varlık olarak bilinmelerini
tavsiye etmiştir. Ayrıca fikirlerine önem verilmemesinin üzerinde
de önemle durmuştur.
|