|
ALLAH
KORKUSU VE GÜZEL AHLAK
Yoksulluk,
işsizlik, açlık, sefalet, zulüm, hırsızlık, fuhuş, cinayetler… Bu
gibi toplumsal sorunların tek bir kaynağı vardır: Allah'tan, Kuran'dan
ve Kuran ahlakından uzak bir yaşam sürmek. Böyle bir yaşam sürenler,
yukarıda saydığım sıkıntılarla muhatap olmak zorundadırlar. Ancak
bunun tek sorumlusu da yine kendileridir; çünkü onlar doğru olana
değil batıl olana uymaktadırlar.
Doğru olanı bulmak ise çok kolaydır. Allah insanların doğrularla
yanlışları ayırt etmesi için, bir rehber olarak Kuran'ı indirmiş
ve bu vesileyle insanlara yapmaları ve sakınmaları gereken şeyleri
bildirmiştir. Bediüzzaman Said Nursi Kuran'ın insanları huzura ve
doğruya yönelten bu özelliklerini şu sözleriyle tarif etmiştir:
"Kuran
hem zikirdir, hem fikirdir, hem hakikattir, hem şeraittir, hem
sadırlara şifa, müminlere hüda ve rahmettir." (Mesnevi-i
Nuriye, s. 120, 225)
Kuran
Allah tarafından tüm insanlığa, uyulması için gönderilen son hak
kitaptır ve bütün insanlar Allah'ın kitabından aynı şekilde sorumludurlar.
Buna rağmen insanların çoğu bu sorumluluklarını unutur ya da yaşayıp
yaşayamayacakları belli olmayan ömürlerinin son dönemlerine ertelerler.
Hayatlarını Allah'ın dininden habersizmiş gibi gaflet içinde tüketirler.
Bu insanlar Allah'ın varlığını inkar edenler ya da Allah'ın dinine
uymamakta ısrar edenlerdir.
Kuran'dan ve Allah'ın emirlerinden uzak yaşayan bir insan doğal
olarak Kuran ahlakından da çok uzak olur. Yani sabrı, tevazuyu,
fedakarlığı, cömertliği, dürüstlüğü, itidali, ince düşünceyi ve
bunun gibi üstün ahlak özelliklerini en başta da Allah'a boyun eğmenin
vicdani rahatlığını yaşayamaz.
Kuran ahlakını yaşamayan, Allah'a teslim olmuş bir hayatı kabul
etmeyen insan, bir gün gelip de öleceğini, Allah'a hesap vereceğini
düşünmeyen ve Allah'tan gereği gibi korkmayan insandır. Böylesi
de bütün kötülüklere kucak açmış olur. Çünkü inkarcı karaktere sahip
insanlar her türlü ahlaksızlığı, çirkin tavrı yapmakta bir zarar
görmez, gizli ya da açık suç işlemekten çekinmezler. Hırsızlık,
fuhuş, yolsuzluk hatta cinayet bile çıkarları gerektirdiğinde bu
insanların başvurabileceği yollardır. Bu tür insanların ahirete
yönelik bir kaygıları olmadığı için tek korkuları dünyada başlarına
gelebilecek bir ceza ve özgürlüklerinin kısıtlanmasıdır. Bunu da
garanti altına aldıktan sonra elde edecekleri küçük ya da büyük
her türlü çıkar bu insanların gözlerini kamaştırır. Sonucunda ise
ahirette hesabını veremeyecekleri hareketlere rahatlıkla tamah eder
hale gelirler. Bu insanların ahlaklarındaki bozukluk hepsinde farklı
farklı kendisini gösterebilir. Örneğin bir kısmı öfkesini yenemezken,
bir kısmı da alaycı, zalim, kibirli, bencil ya da kabadır. Dünya
hayatının iyiliklerle değil, dünyevi çıkarlarını koruyarak, rahatını
düşünerek, bencilce yaşayarak sürdürüleceğine inanırlar.
Oysa ahirete iman eden bir insan bunların hiçbirine tevessül etmez.
Hayatının her döneminde ve her şartta güzel ahlakta sebat gösterir.
İşte bunun nedeni, bu insanların Allah'a karşı duydukları korkudur.
Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde "insanların cennete
girmelerine en çok yardımcı olan şeyler, takva, Allah korkusu ve
güzel ahlaktır" diye buyurmuştur. Buradan da anlıyoruz
ki, bir insanın ebedi kurtuluş için en çok ihtiyacı olan şey de
Allah'tan korkup sakınarak, O'nun emrettiği ahlakı eksiksiz olarak
yaşamak, sürekli ahlaki güzelliğini olgunlaştırma yönünde çaba harcamaktır.
Elbette insanların bunun ihtiyacını hissetmesi için önce durup bir
düşünmeleri de gerekir. Çünkü her insan kendisini güzel ahlaklı,
iyi bir insan olarak kabul eder. Kötülüğü, vicdansızlığı, ahlaksızlığı
kendisi ile bağdaştıramaz. İşte burada insanın düşünmesi gereken
gerçek güzel ahlakın, karşılıksız fedakarlık, hoşgörü, sevgi, saygı,
ilgi gösterebilmenin ne demek olduğudur. Bir insan Allah'ın dinine
teslim olmuyorsa, hesabını veremeyeceği fiilleri kendi dünyevi çıkarları
için yapmakta bir beis görmüyorsa, bu durumda bu insan kötü bir
ahlaka sahiptir. Belki bu insan da zaman zaman fedakarlık gösterebilir
veya hoşgörülü davranabilir. Ama bu insanın fedakarlığı da, hoşgörüsü
de kendi belirlediği bazı sınırlar içindedir. Eğer çıkarlarıyla
ciddi anlamda çatışan bir olayla karşılaşırsa bir anda bu sınırları
aşıp, bambaşka bir karakter sergileyebilir. Allah'tan korkmadıkları
için çok zorda kaldıkları bir zamanda rahatlıkla yalan söyleyebilir,
insanların haklarını yiyebilir, rüşvet alabilir, hırsızlık yapabilir,
insanlara kinlenebilir, onları kıskanabilir ve hatta zarar verebilirler.
İşte bu yüzden insanların iyiliği kendi kıstaslarına göre değil,
Kuran'da tarif edilen, Allah'ın beğendiği ahlaka göre değerlendirmeleri
gerekir. Bunu yapan insan ne kadar zorda kalsa da hiçbir zaman kendi
çıkarını değil her zaman Allah'ın rızasını düşünür ve her ne durumda
olursa olsun Allah'ın razı olmayacağı bir tavır içine girmekten
kaçınır. Kuran ahlakının yaşandığı bir toplumda düzen, huzur, selamet
olur, güven ortamı oluşur. Bediüzzaman Said Nursi de söylediği gibi;
"Kuran kalplere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır."
(Mesnevi-i Nuriye) Bu yüzden insanların Kuran'a dönmeleri, güzel
ahlaklı olmaları, Allah'ın dinine girmeleri, tüm hayatlarını O'nun
sınırlarına uygun ve hoşnut olacağı şekilde geçirmeleri, geçmiş
batıl inançlarına itibar etmeden saf bir şekilde hak dini yaşamaları
hem kendileri, hem de yaşadıkları toplum için bir şifa olacaktır..
|