|
DÜNYA
HAYATININ SONA ERECEĞİ AN; KIYAMET
Çevrenizi
saran herşeyin geçici olması, dünya hayatına ait çok önemli bir
gerçektir. Siz, aslında bu gerçeğe yaşadığınız süre boyunca sürekli
şahit olursunuz. Etrafınızdaki her şey geçen zaman ile beraber değişir,
mutlaka tahribata uğrar.
Yeni satın aldığınız bir ev, temizliği, güzelliği, sağlamlığı ve
teknolojisi ile sizin için güzel bir nimettir. Ama bir süre sonra
elinizdeki bu güzellik de zamanın tahrip edici etkisine karşı koyamaz
ve geçici olduğunu belli eder. Sıvaları zamanla dökülür, tesisatında
sorunlar çıkmaya başlar, yerleri ve duvarları eskimeye yüz tutar.
Uzun bir süre sonra artık sahip olduğunuz bu nimetin güzelliğinden
eser kalmamıştır. Siz, dünya hayatında sahip olduğunuz güzelliklerin
daimi olmasını ne kadar isteseniz de bu asla olmayacaktır. Kendi
bedeninizi ele alalım. Hiç kuşkusuz her insan hayatı boyunca genç
kalmak, sağlıklı, enerjik ve zinde olmak ister. Ama bütün bu özelliklerin,
dünya şartlarında gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü zamanın tahrip
edici etkisine insanın kendisi de mutlaka maruz kalmakta ve kendisi
her ne kadar istemese de yaşlanmaya doğru süratle ilerlemektedir.
Zamanın akışını durduramamakta ve geçen zaman ile birlikte ölüm
anına biraz daha yaklaşmaktadır. Yaşadığı süre boyunca her gün bedeninde
daha fazla hücre ölmekte, cildinde kırışıklıklar oluşmakta ve bedeni
eski gücünü yitirmektedir.
İnsan bir imtihan dünyasında yaşamanın gereği olarak tüm bu eksiklikliklere,
yaşlanmaları, bozulmalara, yıpranmalara şahit olur. Geçicilik, aslında
insana her an farkında olması gereken imtihan gerçeğini hatırlatmak
için vardır. Dünyada insan dahil hiçbir varlığın sonsuza kadar varlığını
sürdürememesi bunun en büyük delilidir. Ancak insanların bir kısmı
ölüm gibi büyük bir gerçeğin varlığına rağmen, dünya hayatının geçiciliğine
ve ahiret gerçeğine inanmamakta ısrar etmektedir. Oysa, ölümü kabullenmeyen
ve dünya hayatı ile tatmin olmayı tercih eden bu insanlar, dünya
hayatının sona erişi ile yanılgılarını anlayacaklardır. Çünkü sahip
olduğu şeyler gibi dünyanın kendisi de Kuran ayetleri ile bildirilmiş
kesin gerçek olan kıyamet gününde sona erecektir.
Bizim,
göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk
yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz.
Bu, bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette, biz yapıcılarız. (Enbiya
Suresi, 104)
Günümüzde
artık bilimsel bir gerçek olarak kabul edilmiş olan Big Bang teorisi,
tüm evrenin hiç yoktan, birdenbire büyük bir patlama ile genişleyerek
bugünkü haline geldiğini ve bu genişlemenin hala devam etmekte olduğunu
göstermiştir. Bilimsel olarak kanıtlanan bu genişleme, Kuran'da
da, "Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz
Biz, (onu) genişleticiyiz." ayeti ile işaret edilmiş
bir gerçektir. (Zariyat Suresi, 47) Bu, evrenin bir başlangıcı olduğu
gibi bir sonunun da olacağını kanıtlayan büyük bir gerçektir. Evren,
bir gün ani bir patlama ile meydana gelip yaşam sağladığı gibi,
bir gün yine benzersiz bir finalle sona erip ölecektir. Bediüzzaman
Said Nursi, bu gerçeği şu şekilde açıklamaktadır.
"Alemde tekamül kanunu vardır. Bu kanuna tabi olan neşv ü nema
kanununa dahildir. Bu kanuna tabi olanın bir ömr-ü tabisi vardır.
Ömr-ü tabisi olanın, ecel-i fıtrisi vardır; ecelin pençesinden kurtulamaz.
Evet, kainatın ihtiva ettiği envanın ve bu envanın ihtiva ettiği
efradın kısm-ı ekserisi bu kanunlara tabidirler. Binaenaleyh, alem-i
asgar denilen insan, ölümden ve harabiyetten kurtulamadığı gibi;
insan-ı kebir denilen alemin de, ölümden necatı yoktur. Ve keza,
kainatın bir ağacı olümden, dağılmaktan halas olmadığı gibi, şecere-i
hilkatten olan kainat silsilesinin de harabiyetten kurtuluşu yoktur."
Dünya hayatının sona ereceği kıyamet saati, dünya hayatını ebedi
zanneden bilgisiz insanların zanlarını boşa çıkarcak şekilde muazzam
ve benzersiz olacaktır. İnsanların kendilerinden uzak gördükleri
bu an, "onlar hiç şuurunda değilken apansız gelecek"tir.
(Zuhruf Suresi, 66) Yeryüzü şiddetli bir sarsıntı ile sarsılacak,
dağlar paramparça olacak, yıldızlar sönecek, gök yarılacak ve erimiş
maden görüntüsüne bürünecek, göklerde ve yerde olan herkes büyük
bir korkuya kapılacaktır. Kıyamet saatine insanların tümü şahit
olacak, yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm topluluklar kabirlerinden çıkarılarak
biraraya toplanacaktır. İnsanların bu haşri ayette şu şekilde tarif
edilmektedir.
Gözleri
'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler
gibi kabirlerinden çıkarlar. Boyunlarını çağırana doğru uzatmış
olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün."
(Kamer Suresi, 7-8)
Bu,
ahiret için hiçbir hazırlık yapmamış, dünya hayatını kendisi için
yeterli yurt görmüş olan kafirler için gerçekten de zorlu bir gündür.
Onlar, Rablerine kavuşacaklarına asla inanmamış ve kıyamet saatini
kendilerinden uzak görmüşlerdir. Bunun karşılığında durdurup tutuklanır
ve sorguya çekilirler. (Saffat Suresi, 24) Yüzleri kapkara ve gözleri
dehşet içindedir. Cehennem çevresinde diz üstü çökmüş olarak hazır
bulundurulur ve azaba gönderilirler.
Müminler ise o gün yüzlerindeki nurdan tanınacaklardır. İnsanların
kendi eşini ve çocuğunu unuttuğu, şiddetli bir korkuya kapıldığı
bu günde müminlerin kalplerine güven duygusu inecektir. İnsanlar
dehşet içinde azaptan kaçmaya çalışırlarken, iman edenler hiçbir
korku yaşamayacak ve sevinç içinde olacaklardır. (Abese Suresi,
39) Onlara kitapları sağdan verilir ve hoşnut bir yaşam içine gönderilirler.
İşte bu, iman edenlerin etmeyenlerden ayırt edildiği ve aralarında
en adil şekilde hüküm verildiği dünya hayatının son bulduğu kıyamet
saatidir. Unutulmamalıdır ki, bu saat büyük bir hızla yaklaşarak
gelmektedir. Ve insanların çoğunun şuurunda olmadığı bir anda ansızın
gelip çatacaktır.
|