|
MÜMİN
AYNI ZAMANDA KERİMDİR
Kuran ahlakını yaşamayan kişiler çevrelerindeki insanların durumlarını
çoğu zaman umursamazlar. Kendi ihtiyaçlarını karşılamayı ve dünyaya
yönelik beklentilerini gerçekleştirmek için çalışmayı yeterli görürler.
Bu kötü ahlak bazen öyle bir noktaya gelir ki bu kişiler kendi tanıdıklarının
hatta çoğu zaman en yakınlarının çektiği sıkıntılarla dahi ilgilenmezler.
Bencillik, dini yaşamayan insanların en belirgin özelliğidir. Yalnız
burada çok önemli bir nokta vardır. Bencillik bu insanların tüm
yaşamlarını etkisi altına almıştır. Her an kendi isteklerinin gerçekleşmesini
isteyen bencil insanların tüm davranışlarında bu kötü ahlakın özelliklerini
görmek mümkündür. Hasta ya da yaşlı birine öncelik vermek, yoksulu
ve yetimi korumak, ihtiyaç içinde olan kimselere yardımcı olmak
bencil insanların ya hiç uygulamadıkları ya da çevrelerindeki kişilere
gösteriş yapma amaçlı üstünkörü uyguladıkları davranışlardır.
Sadece kendini düşünen bu karakterdeki insanların diğer insanlara
ve yaşadıkları topluma faydalı olması ise elbetteki beklenemez.
Çünkü bu kötü ahlak toplumsal ilişkilerde çıkarcılığın ön planda
olmasına ve tamahkar olmaya sebebiyet verir.
Dinin yaşanması ile birlikte ise, toplumdaki bencillikten kaynaklanan
problemlerin tümü çözülecektir. Çünkü Kuran ahlakını yaşayan kimseler
bencilliğin kendilerine deneme olarak verilen bir duygu olduğunu
bilirler ve buna kapılmazlar. Her zaman başkalarını ön planda tutarlar,
herkesin sorumluluğunu kendi üstlerinde hissederler. Müminlerin
bu özelliğini tanımlayan "kerim" kelimesi mana itibariyle,
keremi bol, cömert anlamlarına gelmektedir. Yalnız burada kullanılan
kerim kelimesinin sadece maddi yönde bir cömertlik olarak algılanmaması
gerekmektedir. Çünkü mümin, sevgide, bağışlayıcılıkta, merhamette,
tevazuda kısacası her türlü güzel ahlakı göstermekte cömerttir.
Her zaman ve herkes için iyilik ve ihsan sahibidir, bencil ve haris
değildir.
Müminler gerçek anlamda cömerttirler. Çünkü cömertliklerinin kaynağı
Allah sevgisi ve Allah korkusudur. Allah'ı seven bir insan O'nun
yarattıklarına karşı da sevgi ve merhamet doludur. Bu sevgisini
ve merhametini de en fazla şekilde insanlara hissettirir. Allah'a
karşı olan korkusu ise insanlara karşı, Kuran'da emredildiği gibi,
güzel ahlaklı olmasını sağlar. Kuran'ın tüm hükümlerini eksiksiz
yerine getirdiği için de gerçek anlamda kerim bir insan olur.
İhlası ve güzel ahlakı ile her zaman müslümanlar için örnek bir
insan olan Mehmed Zahid Kotku ise iman eden kimselerin bu övgüye
layık özelliklerini kötülük yapanlar ile karşılaştırarak şu hikmetli
sözlerle ifade etmiştir:
"Mümin
aynı zamanda kerimdir. Yani ahlakı çok güzeldir. İyilik ve ihsan
sahibidir. Ahlak-ı hasenesi çok olan kimse kerimdir. Facir ise,
bilakis fasık manasındandır. (Habbün leim)dir. Ya'ni, yeryüzünde
fesatla meşguldür. İşi gücü fesatlıktır. Mümin ise fesatlıktan
bahsetmek istemez. Zira tabiatı ona müsait değildir. Bu hareketi,
onun cehlinden naşi değildir. Facir ise, hıyaneti adet edinmiştir.
Şer işlerle meşgul olmayı kendisine san'at edinmiştir. Zira akl-ı
kamilesi de yoktur. O kendisini çok akıllı sana dursun…"
(Mehmet Zahit Kotku, Tasavvufi Ahlak)
İman
eden kimselerin tabiatı Zahit Kotku'nun da dikkat çektiği gibi fesat
işlemeye değil, sadece güzel ahlak göstermeye, iyilik yapmaya uygundur.
Mümin için hayır kazanmanın, iyilikte bulunmanın bir kuralı veya
belirli bir şekli yoktur. Herkes için iyilik, bulunduğu şarta ve
ortama göre farklı şekillerde fiiliyata dökülebilir. Ancak her ne
şekilde olursa olsun mümin her amelini, her zikrini vicdanını kullanarak
ve Kuran ayetleri doğrultusunda yaptığı için sözleri ve işleri hayır
ve hikmetle dolu olur. Bu da müminin bulunduğu ortama her zaman
güzellik getirmesine, yaptığı konuşmaların da çevresindeki kişilere
fayda vermesine vesile olur.
Ayrıca şunu da belirtmekte yarar vardır ki, İslam dinine göre tüm
inananlar birbirlerinin kardeşleridirler. Bu yüzden Kuran ahlakının
ve Peygamber Efendimiz'in Sünnet-i Seniyyesi'nin yaşandığı bir toplumda
herkes sahip olduğunu Allah rızası için kullanır; kerim olan müminler
maddi manevi herşeylerini başkaları ile paylaşır ve sürekli olarak
bir yardımlaşma içinde olurlar. Ve bu kişiler ancak bu şekilde yani
Kuran ahlakını yaşadıklarında ve yaşattıklarında gerçek anlamda
bir huzur duygusu içinde olurlar. Böyle bir ahlakın yaygınlaşması
ise toplumun tümüne yayılan bir huzurun kaynağı olacaktır
|