|
İNKARCILAR
KURAN'I DİNLEMEK İSTEMEZLER
Son
zamanlarda gerçek İslam dininin ve Kuran ahlakının anlatılması,
topluma bu konuda doğru ve sağlam bilgilerin verilmesi konusu
çokça gündeme gelmeye başladı. Çünkü günümüzde İslam dini adına
pekçok şey söylenmekte, pekçok şey yazılmakta, fakat Kuran'da
anlatılan gerçek din hakkında çok az konuşulmaktadır. Bunun nedeni
de insanların Kuran hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmamalarıdır.
İşte
bu noktada vicdan sahibi her müslümanın üzerine çok büyük bir
sorumluluk düşmektedir. Kuran ahlakının insanlara ve topluma kazandırdığı
güzel ahlakın, barışın, hoşgörünün, dürüstlüğün tüm açıklığıyla
tarif edilmesi Allah'ın tüm müslümanlara yüklediği çok şerefli
bir sorumluluktur. Herkes bu konuda elinden geleni yapmalı, Kuran
ayetlerinin ve Peygamberimiz'in sünnetinin anlaşılması için çalışmalı,
insanların İslam alimlerinin değerli eserlerinden faydalanmalarını
sağlamalıdır. Fakat şu da unutulmamalıdır ki, Kuran'da iman edenlerin
bu şerefli sorumluluğu yerine getirirken karşılaşacakları bir
zorluğa dikkat çekilmektedir: İnkar edenlerin Kuran'ı dinlemek
istememeleri.
Maddeci
bir hayat görüşüne sahip olan ve Allah'ın varlığını açıkça veya
gizliden gizliye inkar eden insanlar Allah'ın adının anıldığı,
Yaratılış delillerinin anlatıldığı, güzel ahlakın övüldüğü ve
kötü ahlakın yerildiği ortamlarda çok büyük bir öfke duyarlar.
Bu öfkenin ve kinin bir sonucu olarak da ya anlatan kişileri sindirmek,
korkutmak, susturmak ya da onları fiziksel baskılarla engellemek
isterler. Bu öfke o kadar büyüktür ki yüz ifadelerinden, bakışlarından,
tavırlarından ve ses tonlarından içlerinde duydukları kini ve
nefreti görebilmek mümkündür. "Onlara karşı apaçık
olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki
'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi
okuyanın üzerine çullanıverecekler..." (Hac Suresi, 72)
ayetinde de bildirildiği gibi Allah'ın ayetlerini anlatan kişilere
saldırmak, onları hırpalamak ve Allah'ın adını ağızlarını alamayacak
hale getirmek isterler. Çünkü iman edenlerin vicdanlı, samimi
ve etkileyici konuşmaları onlarda çok büyük bir öfke uyandırır.
O ana kadar hiçkimsede görmedikleri bu üslup Kuran ahlakının insana
kazandırdığı bir üsluptur, samimiyetin, candanlığın ve vicdanın
bir ifadesidir ve taklit edilmesi kesinlikle mümkün değildir.
Allah'ı
inkar edenlerin ayetlerde haber verilen bu öfkeli tavırları kimi
zaman çevrelerindeki kişiler açısından şaşırtıcı olabilir. Çünkü
çevresi tarafından son derece yumuşakhuylu ve hoşgörülü gibi zannedilen
bir insan bile, Allah'ın adının anılması karşısında aynı tavrı
gösterebilir. Bu insanların yanında Kuran ahlakının ve dinin dışında
her türlü konuşma yapılabilir ve böyle bir durumda herhangi bir
tepkiyle karşılaşılmayabilir. Ama Allah'ın adının anılması, ahiretin,
hesap gününün hatırlatılması bu insanların öfkelenmelerine, saldırgan
ve zorba bir karakter göstermelerine neden olabilir. Allah Zümer
Suresi'nde bu durumu şu şekilde bildirir:
"Sadece
Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır.
Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar."
(Zümer Suresi, 45)
İnkar
edenler iman edenleri dinlememek ve insanların dinlemesini de engellemek
için türlü yöntemler denerler. Bunlardan en önemlisi de çirkin bir
üslupla, demagojik sözlerle ve yüksek bir ses tonuyla konuşup iman
edenleri sindirmeye çalışmalarıdır. Böyle bir ortamda müminlerin
de kendileri gibi bir tavır almalarını beklerler. Fakat böyle bir
şey olması kesinlikle mümkün değildir. Çünkü müminler kötülüğe iyilikle
karşılık vermeyi, uzlaştırıcı ve barışçı bir tavrı, hoşgörüyü ve
yumuşak huylu olmayı bir güzel ahlak özelliği olarak bilir ve uygularlar.
İnkar edenler ise "İnkar edenler dediler ki: "Bu
Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki
üstün gelirsiniz." (Fussilet Suresi, 26) ayetinde
de bildirildiği gibi üstün gelmek için akılcı, objektif, dürüst
konuşmak yerine yaygaralar koparmayı kendilerine düstur edinirler.
Amaç iman edenlere söz hakkı tanımamak, kendilerini ifade etmelerini
engellemek, kısaca onları yıldırmaktır.
Fakat inkar edenlerin karşılarında en ufak bir zorbalık, gerginlik,
saldırganlık görmeleri mümkün olmadığı gibi iman edenleri yıldırmaları
da mümkün değildir. Çünkü müslüman sahip olduğu Kuran ahlakı gereği
her zaman için saygılı, ölçülü, tevazulu, itidalli, sevgi dolu,
uzlaştırıcı, nezaketli, terbiyeli ve dürüsttür; bu ahlakı göstermekten
de çok büyük bir zevk alır. Üzerine düşen tek sorumluluğun Allah'ın
emrettiği gibi yaşamak ve Kuran ahlakını tebliğ etmek olduğunu bilir.
İman edenlerin karşılarındaki insanları ikna etmek gibi bir iddiaları
da yoktur, sorumlulukları da. Allah bu gerçeği Peygamber Efendimiz'in
maruz kaldığı bu tür uygulamalar karşısında şu şekilde bildirmiştir:
Şüphesiz
senin Rabbin, onların arasında kendi hükmünü verecektir. O, güçlü
ve üstün olandır, bilendir. Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü
sen apaçık olan hak üzerindesin. Çünkü gerçekten sen, ölülere
(söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı
işittiremezsin. Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete
erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz)
dinletebilirsin, işte müslüman olanlar bunlardır." (Neml
Suresi, 78-81)
|