İNFAKTA BULUNMANIN ÖNEMİ

Bir çok insan için hayatının en önemli konusu daha çok mal sahibi olabilmektir. Bunun en büyük sebebi ise mal sahibi olmanın insana bir güç ve üstünlük sağladığı şeklindeki büyük yanılgıdır. İnsanların büyük bir çoğunluğu mallarının kendilerini tehlikelerden, hastalıklardan, kötülüklerden, doğal felaketlerden ve hatta kimi zaman ölümden bile koruyabileceğine inanırlar. Nitekim ayetlerde insanların bir kısmının ölümsüzleşmek ümidiyle bir takım sanat eserleri inşa ettikleri bildirilir. Bu, malın ebedilik kazandıracağı inancından kaynaklanan bir harekettir ve günümüzde de bir çok kişi benzer bir zihniyete sahiptir.

Tüm bu düşünceler nedeniyle, insanlar için mal kaybı en büyük acılardan biri olarak kabul edilir. Bütün arkadaşlarından, dostlarından, ailesinden ayrılmayı göze alan bir çok kişi mallarından ayrılmayı asla göze alamaz. Hatta malını koruyabilmek için canını tehlikeye atan insanlar vardır. Nitekim doğal bir felaket anında, ailesinden önce mallarını kurtarmaya çalışan veya ölüm tehlikesi olduğunu bildiği halde mallarını korumak için canını tehlike altına atan insanları bilirsiniz. İnsanın ölümü göze alarak malını kurtarmak için ortaya atılmasının tek sebebi, mal olmadığında hayatını devam ettiremeyeceği düşüncesidir.

Halbuki insana canını veren, sağlık, mutluluk, rızık, mal ve mülk veren göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'tır. Dünya hayatına ait tüm nimetler Rabbimizin bize bir lutfudur ve bunların hepsinin sahibi de Allah'tır. Bir insanı yaşatmaya, karnını doyurmaya, hastalandığında şifa vermeye muktedir olan tek güç Rabbimizdir. Bu nedenle insanların mallarından medet umması ve bunların kendilerine güç kazandıracağını düşünmesi büyük bir hata ve büyük bir cahilliktir.

İnsanların mala olan bu hatalı bakış açısı, onların sadakada bulunmalarını yerine getirmelerini engeller. Çünkü nefsinde oluşan mal tutkusu nedeniyle, infakta bulunmayı, sahip olduklarını insanlarla paylaşmayı göze alamaz. Bu nedenle çoğu zaman malını vicdanlı bir şekilde harcamaz. Malıyla yapabileceği faydalı hizmetleri, ihtiyaç içinde olanları veya infak edebileceği fırsatları görmezlikten gelir.
Oysa infak etmek Allah'ın iman edenlere bir emridir. Sadakada bulunmak bir mümin vasfıdır. Allah'a olan imanın ve dine olan bağlılığın bir gereğidir. İnfak eden bir insan bu hareketiyle Allah'a olan sevgisini, güvenini, sadakatini fiili olarak göstermiş olur. Allah'tan başka bir güç olmadığına, yaşamının Allah'ın kontrolünde olduğuna, Allah'ın tek dost ve vekil olduğuna inandığını ispat etme imkanı bulur.

Ayrıca insan infak ederken, kendisine ait bir maldan fedakarlık yaparak ayrılıyor değildir. İnfak, Allah'a ait olan malın Allah rızası için harcanmasıdır. Bu nedenle müminler mala şahsi çıkarları adına değer vermez, ancak İslama faydalı olabilecek hizmetleri yerine getirmek için bir araç olarak bakarlar. Yoksa müminin asıl mülkü, asıl evi, asıl kıyafetleri, asıl serveti inşallah cennette olacaktır. Mümin sadece cennetteki zenginliği arzu eder. Dünyadaki ise insana harcaması, hayırlı işlerde kulanması, kısaca infak etmesi için Allah'tan bir deneme olarak verilmiştir. Allah servetin biriktirilmesini, gelecek garantisi olarak görülmesini ve İslam için harcamaktan sakınılmasını meneder. Hatta bir ayette altını yığıp biriktiren insanların, hesap gününde bunlarla alınlarının ve böğürlerinin dağlanacağı bildirilmiştir. Bu da mal yığıp biriktirmenin Allah katında nasıl çirkin bir ahlak olarak görüldüğünün en açık delilidi
r.
Nitekim malını biriktirerek, Allah rızası için harcamaktan kaçınan bir insan kesinlikle bu malın bereketini göremez. Malı ona mutluluk yerine sıkıntı getirir. Halbuki eğer elindeki imkanları insanların adaletsizlikten, azap çekmekten, açlıktan, imansızlıktan kurtulması için bol bol harcarsa o zaman Allah hem malına bir bereket getirir, hem de malı bu insana mutluluk vermiş olur.

Unutmamak gerekir ki, Allah kendi dinine yardım edenlere mutlaka yardım edeceğini vaat etmiştir. Allah'a samimi iman eden ve O'nun rızasını kazanmak için gayret eden bir insan için bu vaat kesin olarak gerçekleşecektir. Bu nedenle malını Allah rızası için harcayan bir insan, ileride ihtiyaç içinde kalır mıyım, açlık çeker miyim, zor duruma düşer miyim gibi endişelere kapılmamalıdır. Servetini Allah yolunda infak eden bir insanın düşüncesi "Beni rızıklandıracak, barındıracak, yaşatacak olan Rabbimdir ve Rabbim her zaman benimledir" olmalıdır. Nitekim peygamberler, insanların daha adil, güvenli, imanlı, sağlıklı bir hayat yaşamaları için evlerini, yurtlarını terk etmişler ve tüm mallarını bu yolda harcamışlardır. Ancak bunun karşılığı olarak Allah tümüne büyük bir bolluk ve bereket vermiştir. Hz. Yusuf devletin hazinelerinin başına getirilmiş, Hz. İbrahim'e büyük bir mülk verilmiş, Hz. Süleyman çok güçlü bir iktidar sahibi olmuştur. Bu nedenle Allah'ın kesin vaadi varken bir mümine, malını korkarak biriktirmesi, harcamaktan çekinmesi ve gelecek endişesine düşmesi yakışmaz. Nitekim Üstad da insanlara bu konuda bir uyarıda bulunmuş ve onları mal hırsına karşı şu şekilde uyarmıştır.

"İşte ey derd-i maişetle sersem olmuş ve hırs-ı dünya ile sarhoş olmuş kardeşler! Hırs bu kadar muzır ve belalı bir şey olduğu halde, nasıl hırs yolunda her zilleti irtikâb ve haram helâl demeyip her malı kabul ve hayat-ı uhreviyeye lâzım çok şeyleri feda ediyorsunuz? Hattâ erkân-ı İslâmiyenin mühim bir rüknü olan zekatı, hırs yolunda terk ediyorsunuz? Halbuki zekat, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyattır. Zekatı vermeyenin herhalde elinden zekat kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır. (Mektubat, s. 272)

401-449