GÜZEL BİR İMTİHANDAYIZ

Dünya her şeyiyle insanın denenmesi için yaratılmış özel bir mekandır. Dünyaya gelen her insan burada bulunduğu süre içinde ölüm kendisine gelip de yeryüzünden ayrılana kadar sayısız olayla denenir. Duyduğu, gördüğü, hissettiği her şeyde kendisi için bir imtihan vardır. İmtihan eden ise Allah'tır. Yani insanın denendiği tüm olayları belirleyen, ilgili mekanlarını özel olarak yaratıp hazırlayan, yine bu senaryo içinde yer alan insanları ve onların tavırlarını yaratan ve konuşturan, yazdıran da O'dur. Ses ve görüntü olarak, eşya olarak her ayrıntıyı Allah yaratır. Hiç kimse ve hiçbir şey başıboş değildir, Allah'ın kontrolündedir.

İnsanın denenmesi cahiliye insanlarının sandığı gibi sadece belli olaylarla da sınırlı değildir. Bu imtihan ömür boyu geceli gündüzlü her an devam eder. Kişi ne görüyor ne duyuyorsa hepsinde kendisi için bir deneme vardır, hiçbiri amaçsız değildir. Buna karşılık insan Allah'a yönelip dönmekle, O'na kulluk etmekle, rızasını aramakla yükümlüdür.

Ne var ki bu, insanın hayatındaki en can alıcı gerçekken insanların önemli bir çoğunluğu bunu göz ardı eder, kendilerine bambaşka konular, meşgaleler bulurlar. Hatta öyle ki bir ömrü tüketirken belki durup bir kere olsun imtihanda olduklarını düşünmezler. Bunu düşünmedikleri gibi bu gafletin doğal bir devamı olarak bu imtihanın bir sonucu olacağının ve buna göre bir karşılık göreceklerinin de şuurunda değildirler. Yani ahireti akıllarına hiç getirmezler. Tabi olaylar karşısındaki yorum ve tepkileri, yaşam şekilleri de buna göre olur.

İmtihanın sırrını bilen müminler ise bu insanların aksine her işlerinde Allah'a yönelip döner ve ahiret yurdunu gözetirler. Bunu yaparken dünyaya dair hiçbir hesapları ve beklentileri yoktur. Umutları ve arzuları sadece ve sadece ahirettir. Allah bu konuda Kuran'da müminlere peygamberlerini örnek gösterirken onlardan "katıksızca ahiret yurdunu düşünüp anan ihlas sahipleri" olarak bahseder.

Mümin bilir ki dünyadaki her şey Allah'a olan kulluğunun ve sadakatinin denenmesine dayalı olduğu için, refah ve bolluk ile de acı, zorluk ve sıkıntı ile de denenebilir. Esas olan bunlar karşısındaki tavrı, tepkisi ve sergilediği ahlakıdır. Sonsuz hayatı buna göre şekillenecektir. İşte bu gerçek mümini aşkla ve şevkle ahirete yöneltir. Dünyada ortam ve şartlar nasıl olursa olsun, ne ile karşılaşırsa karşılaşsın nasıl olsa ahiret vardır ve mümin Allah'ın rahmetini ve cennetini umarak yaşamaktadır.

Kaldı ki mümin Allah'ın ayetinde de belirttiği gibi dünyada da güzel bir hayatla yaşar ama bu elbette sadece bollukla ve rahatla deneneceği anlamına gelmez. Allah mümini onun sabrını, ecrini artıracak, ahiretinin güzelleşmesine vesile olacak zorlu olaylarla da dener. Dahası mümin zaten inkar edenlerle fikri bir mücadele içinde olduğu için dünyada belki cahiliye insanlarından kimsenin başına gelmeyen olaylarla karşılaşır. Maddi manevi saldırılara, türlü komplolara, iftira ve karalamalara maruz kalabilir. Çünkü imtihan içinde bu, Allah'ın bir sünnetidir. Kuran'a baktığımızda tarih boyunca salih müminlerin zorlu bir mücadele ortamında yaşadıklarını ve aynı imtihanlara tabi tutulduklarını görürüz. Yani bu bir mümin alametidir.

Kuşkusuz inkarcılar tuzaklarını kurarlarken, komplolarını hazırlarlarken hatta çirkin iftiralar ortaya atarlarken aslında müminlerin Allah katından şereflendirildiğini bilmezler. Dinden uzak kişilerden "incitici sözler işitmek" gerçek müminler üzerinde tecelli eden bir Kuran ayetidir. Allah zaten müminlere bu şekilde bir ortam ile karşılaşacaklarını önceden haber vermiş ve buna sabredenleri dünya ve ahirette müjdelemiştir. Dolayısıyla müminler böyle bir imtihanla karşılaştıklarında aslında Allah'ın kendilerine vaadiyle karşılaşmış olurlar ve tarifsiz bir heyecan duyar. Böyle bir imtihan karşısında ancak Allah'ın ipine daha da sarılır, tevekkül ve dua ederler. Bu olayların ahiretleri açısından hayırlarını düşündükçe büyük bir neşeye ve sevince gark olurlar. Bu, doğru yolda olduklarının da açık bir alametidir. Zira inkarcılar kendileri gibi olan insanlara bu tip saldırılarda bulunmazlar. Ama elbetteki onlar işin bu yönünü elbette bilmezler. Her şeyin zahirine bakar onu bilirler, iç yüzünden ve ahiret yönünden ise gafildirler.

Halbuki bu imtihanlar karşısında gösterdikleri sabırla müminlerin ahireti güzelleşir. İnsanların ne düşündüğüne gelince ise; kimin ne düşündüğünün, ne yorum yaptığının hiç önemi yoktur. Allah bilip razı olduktan sonra müminler hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezler. Çünkü tüm insanların kalbi de Rableri olan Allah'ın elindedir. Allah dilediği zaman, vakti gelince onlara da hakkı gösterecektir ama bu arada yaşananlar müminin ecrini ve imtihanını oluşturur. Aynı zamanda samimiyet ve kararlılıklarına iman eden etmeyen herkes şahitlik etmiş olur. Bediüzzaman bu konuyu bir tefekküründe şöyle vurgular:

"Amelinizde rıza-yı İlahi olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir. Onları da razı eder." (Lem'alar, s.154)

Bu imtihanda her şey olabilir, hepsi Allah'tandır ve mükemmeldir. Bunların sonsuz hayır ve hikmetlerini görebilmek, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edebilmek gerekir. Mümin Allah'ın rızasını aradığından imtihanın her anı kıymetlidir fakat özellikle zorluk anları inşallah ahiretinin parlamasına, ruhunun daha da olgunlaşmasına güzel birer vesiledir.

              51-100