|
İMAN
YOLU GAYET KISA, DOĞRU VE KOLAYDIR
Kuran'a
uyan Müslümanın üzerinde çok büyük ve ağır bir sorumluluk vardır.
Bu kişinin sorumluluğu önce kendisi çok güçlü bir imana sahip olmak,
daha sonra da insanlığa Allah'ı, Kuran'ı ve dini anlatmak, herkesin
güzel ahlak kazanmasına ve ahiretlerinin kurtulmasına vesile olmak,
elindeki maddi ve manevi tüm imkanları bu yolda kullanmaktır.
Nitekim geçtiğimiz 20. yüzyıl içerisinde dinsizlik ve dejenerasyon
belki de tarihte ilk kez bu kadar hızlı yayılmış ve Allah'ı inkar
had safhaya ulaşmıştır. İnsanları dinsizliğe sürükleyen ve bu yolla
da manevi değerleri yok etmeye çalışan din dışı anlayışların ortadan
kaldırılması ve Müslümanların zulüm ortamlarından esenlik, mutluluk
ve huzur dolu yarınlara kavuşturulmaları aciliyetli bir konu haline
gelmiştir. İşte gerçek Müslümanlar Kuran'da tarif edilen bu fikri
mücadelenin içinde yer almak ve insanlığı dinsizliğin batağından
kurtarmak için vargücüyle çalışmalıdır. Böylesine ulvi bir sorumluluk
ise ancak Allah'a güçlü bir iman ve yakin ile yerine getirilebilir.
Allah'a gereği gibi iman eden bir Müslümanın imanı güçlü, kuvvetli
ve sarsılmazdır. Bu derin imanı tüm yaptıklarından, konuştuklarından,
tavrından ve hatta görünüşünden bellidir. Çevresindekilere tüm hal
ve tavırları ile daima Allah'ı ve dini hatırlatır. Güçlü bir yakine
sahip olduğundan her zaman cesur, kararlı, sabırlı ve hiçbir güçlük
karşısında yılmayan bir karakter gösterir. Umutsuzluğa, karamsarlığa
ve üzüntüye asla kapılmaz. Başına gelen her olayın Allah'tan olduğunu
bilir ve kaderine gönülden teslim olur. Bundan dolayı da sürekli
olarak mutmain, neşeli ve şevklidir. Çözüm getiremeyeceği hiçbir
konu olmaz. Her olaya hızlı, seri ve pratik çözümler getirir. Ahlakı
ve şahsiyeti, yanında bulunan herkesi olumlu etkiler ve hayranlık
uyandırır. Çevresindekiler de tıpkı onun gibi bir şahsiyete sahip
olabilmeye özenir ve ona gıpta ederler. İmani zayıf olan bir kişi
ise tüm hali ve tavrı ile içinde bulunduğu manevi boşluğu dışarıya
yansıtır. Karakteri aynı temeli sağlam olmayan bir binaya benzer.
Hafif bir sarsıntı onu temellerinden sarsar. Şiddetli bir sarsıntı
karşısında ise hemen sarsılır, yıkılır ve çöker. Karakterlerine
ve ahlaklarına güç katmalarının tek yolu ise imandır. Bu yüzden
böyle kişilerin binalarının temelini güçlendirmek, yani harcını
iman takviyesi ile şekillendirmek gerekir.
Elbette ki yeryüzünde Allah'a iman eden ve 'ben Müslümanım' diyen
milyonlarca kişi vardır. Ancak Allah'ın beğendiği ve razı olduğu
gerçek Müslüman güçlü bir iman ve sağlam bir karakter sahibidir.
Diğer Müslümanları maddi ve manevi her türlü tehlikeye karşı koruyup
gözetebilecek ve gerektiğinde savunabilecek kabiliyette olandır.
Hiçbir zorluk karşısında çekimser kalmaz, zayıf bir karakter göstermez,
korkmaz. Her türlü zor şart ve durum oluşsa da Allah yolunda gözü
kara olur. Kuran'ın emrettiği konularda son derece duyarlı, atak
ve cesurdur. Allah'ın emir ve tavsiyelerine olan titizliği tüm hayatında
kendini belli eder. Nitekim Enfal suresi 65. ayetinde de belirtildiği
gibi gerçekten iman eden ve sabreden yüz mümin kişi bin kişiye bedeldir.
"Ey
Peygamber, mü'minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer
içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub
edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden
binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur."
Bununla
birlikte güçlü iman sahibi olan Müslüman münafıkların, müşriklerin
ve kafirlerin kurduğu sinsi tuzakları bertaraf edebilecek, hatta
hepsini kendi lehine çevirebilecek, mazlum ve zayıf bırakılmış,
sırf imanından ve vicdanından dolayı yeryüzünde zulüm gören, güvensiz
ortamlarda yaşayan, işkencelere maruz kalan, sakat bırakılan, hunharca
katledilen Müslümanların can ve mal güvenliklerini sağlayabilecek,
onları refah ve huzura çıkarabilecek akla ve güce sahiptir. Nitekim
Peygamberlerin kavimleri içerisinde etkin olmaları Allah'a olan
güçlü imanları ve katıksızca ahiret yurdunu istemeleri dolayısıyladır.
Bediüzzaman'ın belirttiği gibi "Hamiyet-i İslam'ın galeyanı
ile ahlak da tekemmül ve teali eder." Böylelikle mümin diğer
müminlerin hayatı, imanı ve rahatlığı için çalışır ve onları güçlüklerden,
haksızlıklardan, maddi ve manevi belalardan korur. Çünkü müminlerin
dostu, velisi ve yardımcısı önce Allah, sonra diğer müminlerdir.
Yeryüzündeki Müslümanların refahı, huzur ve güvenliği için yüksek
bir imana sahip olmaları zaruridir.
İşte imanı güçlendirme yollarından biri de Allah'ın sayısız yaratılış
delilini, iman hakikatlerini öğrenmek, düşünmek ve anlatmaktır.
Kusursuz bir sanat ve tasarım ile yaratılan Allah'ın tecellilerini
fark edebilmek, bunlardaki incelikleri görebilmek bir Müslüman için
çok önemlidir. Eklını ve vicdanını kullanan bir insan için çevresinnde
Allah'ın ve ahiretin varlığını gösteren sonsuz sayıda delil vardır.
Ancak gerçekleri göremeyecek kadar vicdanları körelmiş, gaflet içinde
boğulmuş insanların içinde bulundukları durumdan kurtulabilmeleri
için de gerçek müminlerin gayret göstermesi ve onları içinde bulundukları
bu gaflet halinden uyandırmak için türlü yollar denemesi gerekir.
Allah yaratış delillerini anlatmak ve öğretmek bu yollardan bir
tanesidir. Çünkü Allah Kuran'ın pek çok ayetinde insanları yerler
ve gökler hakkında derin derin düşünmelerini tavsiye etmektedir.
Örneğin Nahl Suresi'nde Allah'ın insanlar için ekinler, zeytin ve
hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden yarattığını,
denizi, dağları, ırmakları, yolları, geceyi, gündüzü, güneşi ve
ayı emrine verdiği, bunların ancak düşünebilen ve akledebilen insanlar
için bir fayda getireceğini belirtmektedir.
Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve
meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen
bir topluluk için ayetler vardır.Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı
sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır.
Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler
vardır.Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri
de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk
için ayetler vardır. Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan
taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız.
Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün
bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir. Sizi
sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar
ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz. Ve (başka)
işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler.
(Nahl Suresi, 11-16)
Bu iman edenler için çok büyük bir sır ve aynı zamanda da çok büyük
bir kolaylıktır. Çünkü üzerinde düşündüğü her ayrıntı insanı Rabbine
biraz daha yakınlaştıracak, imanda derinleşmesine vesile olacaktır.
Üstad bir sözünde "İman ve tevhid yolu, gayet kısa ve doğru
ve müstakim ve kolaydır." şeklinde bildirir. İşte derin imana
giden bu yol Bediüzzaman Said Nursi'nin de belirttiği gibi çok kolay
yoldur.
|