NEFSİN KÖTÜLÜKLERİNDEN İBRET ALMAK

Allah insana nefsini onu denemek ve eğitmek için vermiştir. Çünkü nefis Allah'a düşman olarak yaratılmıştır ve tüm kötülüklerin kaynağıdır. İnsanın hayatı boyunca nefsi daima kötülüğü emreder. Dünya üzerinde kötülük adına bilinen tüm fiiler, insan nefsinin ürünüdür. Ancak insanın ruhunda nefsin yanında bir de vicdan mekanizması vardır. Vicdan Allah'ın ilhamıyla hareket eder. Bu nedenle daima iyiyi, doğruyu, güzel ve faydalı olanı emreder.

İnsan, ruhunda bu iki ayrı sesle birlikte yaratılmıştır. Nefsin ve vicdanın telkinleri daima birbiriyle çelişir. Örneğin vicdan insana merhametli olmasını telkin eder, ancak nefis acımasızlıktan zevk alır. Vicdan insana gerektiğinde kendi ihtiyaçlarından vazgeçerek fedakarlık yapması gerektiğini öğretir, ancak nefis bencildir ve daima kendi zevklerini tatmin etmek ister. Vicdan insanlara karşı tevazulu olmayı emreder, ancak nefis üstünlük iddiasındadır. Bu nedenle insan dünyaya hem kötülüğü hem de kötülükten nasıl sakınması gerektiğini bilerek yollanmıştır. Bu insan için çok önemli bir eğitim ve imtihandır. İmtihan yönü, insanın hayatı boyunca vicdanına uygun davranması ve nefsine uymama sorumluluğudur.

Nefse uymanın verdiği zararlar, insanlar üzerinde meydana getirdiği ruhsal ve fiziki tahribatlar, çok büyük bir ibret vesilesidir. İnsan nefsin bu karanlık yönünü gördükçe, imanın getirdiği güzelliklerin ve mutluluğun daha iyi farkına varabilir. Kötülüğü gördükçe iyiliğin değerini anlar, Allah'a olan sevgisi, korkusu, bağlılığı güçlenir. Çünkü Allah sonsuz iyilik ve güzellik sahibidir.

Bu güne kadar nefis adına dünya üzerinde milyonlarca insan öldürülmüş, açlığa, susuzluğa, hastalıklara terk edilmiş, işkence görmüş ve nefis adına yapılanlar dünyayı kana bulamıştır. Tüm bunlar düşünen ve akledebilen insanların nefsin kötülüklerinden neden sakınmak gerektiğini anlamaları için yeterlidir. Ancak bir çok insan nefsini gerçek yüzüyle tanımaz. Nefsine büyük bir sadakatle sahip çıkar. Herkesten ve herşeyden önce nefsini sever. Halbuki nefsi sevmek, kötülüğü ve zulmü sevmekle eşanlamlıdır. Bu gerçeği Bediüzzaman Said Nursi bir sözünde şöyle açıklamaktadır.

"...Ey nefis! Sen, muhabbetini kendi nefsine sarfediyorsun. Sen, kendi nefsini kendine mabud ve mahbub yapıyorsun. Herşeyi nefsine feda ediyorsun, âdeta bir nevi rububiyet veriyorsun. Halbuki muhabbetin sebebi, ya kemaldir; zira kemal zâtında sevilir. Yahut menfaattır, yahut lezzettir veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebeb tahtında muhabbet edilir. Şimdi ey nefis! Birkaç Sözde kat'î isbat etmişiz ki; asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, acizden yoğrulmuştur ki; zulmet, karanlığın derecesi nisbetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibariyle sen, onlarla Fâtır-ı Zülcelal'in kemal, cemal, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun."

Üstad'ın nefs konusunda yaptığı bu açıklama çok önemlidir. Çünkü nefsin yaratılış sebeplerinden biri de, insanın bu kötülükleri tanıması ve bunun sonunda vicdanının sesini dinlemesidir. Ancak nefis yaratılış amacına uygun kullanılmadığında insana çok büyük zararlar verir. Bu nedenle Üstad insanlara bu konuda şu tavsiyede bulunmaktadır.

"Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adavet etmelisin veyahut acımalısın veyahut mutmainne olduktan sonra şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen, çünki senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir, sen de lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun. O zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-ı nefsiyeyi, nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Yıldız böceği gibi olma. Çünki o, bütün ahbabını ve sevdiği eşyayı karanlığın vahşetine gark eder, nefsinde bir lem'acık ile iktifa eder. Zira nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifa' ettiğin ve saadetleriyle mes'ud olduğun bütün kâinatın menfaatleri, nimetleri, iltifatına tabi bir Mahbub-u Ezelî'yi sevmekliğin lâzımdır. Tâ, hem kendinin, hem bütün onların saadetleriyle mütelezziz olasın. Hem Kemal-i Mutlak'ın muhabbetinden aldığın nihayetsiz bir lezzeti alasın.

Üstad'ın tavsiye ettiği gibi insanın yapması gereken her zaman nefsinin karşısında olmaktır. Nefis her zaman kötülüğü emrettiğine göre insanın nefse karşı gelmesi kötü olmama konusunda irade göstermesi ve iyiliğe yönelmesi anlamına gelir. Nefsi savunmak insana menfaat kazandırıyor gibi görünebilir. Ancak bu çok yanlış bir inançtır. Çünkü nefis insana her zaman bela ve felaket getirir. Bir kişinin sadece kendisi için yaşaması, çevresindekileri düşünmemesi, her zaman kendi rahatını, güvenliğini ve sağlığını birinci planda tutması, ilk bakışta o kişi için bir avantaj gibi algılanabilir. Halbuki insanın fıtratı, fedakar, cömert, yardımsever yaratılmıştır. Müslüman kardeşlerinin nefsini kendi nefsinden daha üstün tutmaktan mutmain ve razı olacak şekilde yaratılmıştır. Bu nedenle nefisten kaynaklanan egoizm, o kişide de büyük bir tahribat meydana getirir ve hayatı boyunca mutsuz olmasına sebep olur.

Dolayısıyla Üstad'ın yukarıdaki açıklamasında belirtildiği gibi, insanın tek çaresi fıtratına uygun davranmak ve en büyük kazancın, Allah'ın dinine tabi olmak olduğunu bilmektir. Eğer insan nefsine yönelttiği sevgiyi Rabbimize yöneltirse o zaman nefsin ruhunda yarattığı karanlık dünyadan kurtulduğunu ve Allah'a olan bağlılığın ruhuna büyük bir zevk ve mutluluk verdiğini görecektir. En büyük kazanç ise -Allah'ın izniyle- Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti olacaktır.