ALLAH'IN HOŞNUTLUĞUNU KAZANMAK İÇİN

Allah'tan korkan ve hayatının her anında Allah'ı razı etmek isteyen kulların hayatları boyunca her karşılaştıkları durumda Allah'ı en çok razı edecekleri tavrı seçmeleri gerekir. Bu Allah'ın Kuran-ı Kerim'de kullarına bildirdiği son derece önemli bir konudur.

Bir mümin hayatı boyunca her an Allah'ın çizdiği haram helal sınırlarına çok dikkat eder. Tüm hayatını bu sınırların çizdiği çerçeveye göre belirler. Ancak bu sınırların için de sık sık Allah'ın hoşutluğunu kazanabileceği değişik ihtimallerle karşılaşır.

Ancak bunlardan birisi mutlaka Allah katında diğerlerinden daha makbuldür. O zaman mümin tereddüt etmeden en makbul olan tavrı seçer. Yani aynı anda 10 ihtimal varken bunlardan birinde Allah'ın rızası yüzde yüz iken bir diğerin de yüzde doksandokuz olabilir. Eğer kişi Allah'ın en çok razı olacağı tavır açık açık belli olduğu halde, çeşitli dünyevi sebeplerle Allah'ın daha az hoşnut olacağı tavrı tercih ederse seçtiği ibadet diğerine yakın kıymette dahi bile gözükse boşa gidebilir. Kısacası Allah her an için müminlerden yapabilecekleri en güzel tavrı seçmelerini ister. Diğer ihtimallerde ise doğal olarak Allah'ın rızası yoktur.

Allah'ın en çok razı olacağı tavrı bırakarak, daha az razı olacağı fakat nefsine uygun seçeneği tercih eden kişi, nefsine bir pay ayırmış olur. Bu konu insanın uyumasından, çalışmasına, infakından yaşadığı güzel ahlaka kadar her konuda geçerlidir.

Mümin kendisini Allah'a adar. "Deki namazım ibadetlerim hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" ayetinde bildirildiği gibi hayatı boyunca her an Allah'ı razı etmeye çalışır. Nefsine hiç bir pay ayırmaz çünkü bilir ki nefsine pay ayırması durumunda yaptığı ibadet tamamen boşa çıkacaktır. Nitekim Allah Kuran'da yaptığı işlerden hem Allah'a hem de kendine paylar ayaran insanların durumunu şöyle tarif etmiştir.

" O'nun üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da ortaklarımızındır" dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah tarafına geçmez, ama Allah'a aid olan kendi ortaklarının tarafına (payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar?" (Enam Suresi, 136)

Allah'ın en çok razı olacağı tavrı seçmek ise çok kolaydır. Samimi müminler sabah kalktıklarından akşam yatana kadar her an vicdanlarını kullanarak en güzel tavrı seçerler. Ve çok fazla ecir kazanırlar. Tereddütte kalacak, seçmekte zorlanılacak bir durum olmaz, nitekim Allah ayette "her nefis kendisine basirettir mazeretlerini ortaya atsa bile" diyerek samimi olan her kişinin vicdanıyla aslında kendisine kılavuzluk yapacağını bildirmiştir. Bunu anlamak için insanın din gününde olduğunu düşünmesi yeterlidir. Her insan din günü Cenab-ı Allah'ın karşısında duracaktır. Allah Kuran'da hesap ve sorgu anı bittikten sonra tüm insanların hep birlikte cehenneme sevk edileceğini, cehennemin etrafında dizileceklerini, sonra iman edenlerin inkarcılardan ayrılarak cennete gideceğini, inkar edenlerin ise diz üstü çökmüşler olarak cehennemde kalacaklarını ve sonsuza kadar da oradan çıkmayacaklarını bildirmiştir.

İşte insanın an an doğru tercihi yapabilmesi için cehennemin yanında duracağı anı düşünmesi önemlidir. Kişi herhangi bir tercih sırasında cehennemin yanında olsa nasıl bir tercih yapacaksa, dünya da aynı tercihi yapmalıdır. Belli ki öyle dehşetli bir anda kimsenin nefsine uyması, onun isteklerini tatmin etmeye çalışması imkansızdır. Orada bir kişiye malını infak etmesi söylendiğinde ne kadarını ve ne şekilde infak edecekse dünyada da aynı şeyi yapmalıdır. Orada kişiye dine hizmet etmesi söylendiğinde nasıl bir çaba gösterecekse burda da aynı çabayı göstermelidir. Orada insanlara islam ahlakını diğer insanlara da anlat dendiğinde nasıl ve kaç kişiye anlatacaksa, bunun için hangi imkanlarını kullanacaksa burada da aynı imkanı kullanması gerekir.

Yaşadığı anın dehşetinden kişi en güzel ahlakı, en hayırlı tavrı hemen seçebilir. Kimseyi dünyevi menfaatler, çıkarlar etkilemez, herkes sadece ahireti düşünür. Kimsenin kimseye fedakarlık budur, sözün en güzeli budur, tavrın en güzeli budur, diye tarif etmesine gerek kalmaz. Herkes vicdanı ile en güzel olanı bulur ve uygular.

İşte gerçek bir müminin yapması gereken her an cehennemin yanındaymış, biraz sonra kendisi hakkındaki hüküm belli olup ebedi olarak kalacağı yere sevkedilecekmiş gibi tercihler yapması, küçük veya büyük demeden her an Allah'ı en çok razı edeceği tavrı seçmesidir. Zira dünya hayatı kısa, ölüm ise çok yakındır. Her insan hızla ömrünü tüketerek hesap anına yaklaşmaktadır.

Bu sebeple Allah-u Teala kullarına an an kendisinden güçlerinin yettiği kadar korkmalarını emretmiştir.

"Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Tegabün Suresi, 16)

İnsanın her an Allah'tan korkarak en güzel olanı araması, ahiret kurtuluşu için hayati önem taşır. Aksine bir tavır kişinin içinde bulunduğu tehlikenin farkına varamaması ve sonsuza kadar sürecek olan cehennem hayatına razı olması demektir.

401-449