|
HİDAYETİ
VEREN ALLAH'TIR
Her insan Allah tarafından takdir edilmiş bir kader ile yaratılmıştır.
Hiç kimse ne zaman nerede dünyaya geleceğine veya nerede ne şekilde
ölüm ile karşılaşacağına kendisi karar veremez. Aynı şekilde yaşamının
hiçbir anı da kendisi tarafından belirlenmemiştir. Tüm bunları bilen
ve belirleyen yalnızca Allah'tır. Allah her şeyin yaratıcısıdır.
Bir olayın olmasını dileyen, takdir eden ve yaratan Allah'tır. Canlı
cansız tüm varlıklar her an Allah'ın kontrolündedirler.
Dolayısıyla bir insanın hidayet bulması da kendi isteği ve iradesi
ile gerçekleşmez. Bir kimseye hidayet veren, onu iman sahibi kılan
Allah'tır. Allah "Hadi" olan yani, hidayet lütfeden, istediği
kulunu hayırlı ve karlı yollara muvaffak kılan ve muradına erdirendir.
Dilediğini hak yolda eğitip yetiştiren, doğruya yöneltendir. İnsan
ne kadar istese de Allah bir kimse için hidayet dilememişse, o kişiye
istenildiği kadar Allah'ın varlığının delilleri anlatılsın, istenildiği
kadar Kuran'ın tebliğsi yapılsın o kişi hidayet bulamaz. Hz. Nuh'un
kavmine tebliğ yaparken "Eğer Allah sizi azdırmayı dilemişse,
ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. O sizin
Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz." (Hud Suresi, 34)
diye belirtmesi, Kuran'da bu konuya işaret eden ayetlerden birisidir.
Bunun gibi Kuran'da geçmiş kavimlerin hayatları ile ilgili anlatılan
pek çok kıssada da hidayetin ancak Allah'ın dilemesi için gerçekleşecek
bir lütuf olduğu bildirilmiştir. Örneğin Hz. Nuh oğluna gece gündüz
en hikmetli ve en samimi bir şekilde tebliğ yapmasına, Allah'ı ve
dini anlatmasına rağmen oğlu hidayet bulmamıştır. Bir başka ayette
de Hz. Musa'nın "Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, her şeye
yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir." (Taha
Suresi, 50) dediği bildirilerek doğruya yöneltenin yalnızca
Allah olduğunu belirtilmiştir. Ayrıca Allah Kuran'da "Rabbin,
dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir..."
(Kasas Suresi, 68) ayeti ile bu konudaki mutlak gücünü ifade
etmiştir.
Görüldüğü gibi hidayet Allah'ın dilediği kullarına verdiği büyük
bir lütuf ve nimettir. Allah seçtiği kullarına hidayeti ve gerçek
imanı nasip eder. Hidayet bulan bir kişinin konuşması, üslubu, hitabı,
ahlakı, karakteri, tüm tavırları temelinden değişir. Her bir özelliği
Allah'ın sıfatlarının bir tecellisi olur, Allah'ın emrettiği ahlakı
eksiksiz yaşar. Hidayet bulan kişi her yönü ile Kuran'da zikredilen
peygamberlere, salih müminlere ve cennet ehline benzer. Bediüzzaman
Said Nursi de hidayetin ne kadar önemli bir nimet olduğunu, hidayeti
tanımlarken kullandığı şu cümlesi ile vurgulamıştır: "En büyük
hidayet, perdenin kaldırılması ile hakkı hak, batılı batıl göstermektir."
Bu nedenledir ki mümin Allah'ın kendisine dünyanın en büyük nimetini,
yani "imanı ve hidayeti" lütfettiğinin, Allah tarafından
seçildiğinin ve O'nun imkan tanıması ile hakkı hak, batılı batıl
gördüğünün, yani hidayet bulduğunun bilincindedir. Hidayet iman
edenler için, Bediüzzaman Said Nursi'nin bir diğer sözünde belirttiği
gibi, bir burak, yani cennete ait bir binek gibidir. Müminler doğru
yol üzerinde bu bineğe binerek olgunlukların zirvesine ulaşırlar
(İşarat'ul İcaz, s. 63).
İşte bu nedenle müminlerin bu seçilmişliğin her zaman farkında olarak
hareket etmeleri son derece önemlidir. Bu nimetin farkında olan
kişi her şeyden önce Allah'a daima şükredici olur. Kuran'da müminlerin
cennette "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer
Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik." (Araf
Suresi, 43) diyerek içinde bulundukları duruma şükrettikleri
bildirilmiştir. Hidayet bulan bir kişinin hayatının her anında bu
nimetin işareti vardır. Her şeyden önce hidayet ehli olmanın, iman
ile şereflendirilmenin sevincini, coşkusunu ve mutluluğunu her anında
yaşar. Dünya üzerindeki milyonlarca insan gaflet, imansızlık, sapıklık
ve zulüm içerisinde yaşarken, Allah'ın kendisini seçmiş olmasının,
Kuran'da tarif edilen "iman edenler"den olmanın heyecanı
içerisindedir. Belki de pek çok insan cehennem ehli olacakken, Allah'ın
kendisine verdiği bu en büyük nimet ile cennet ehli olabilmeyi ümit
edebilmek ona müthiş bir haz verir.
Elbette insanın hidayet bulmasının, yaşamını Allah'ın hoşnutluğunu
kazanacağı şekilde yönlendirmesinin sonucunda Kuran'da da haber
verildiği üzere güzel bir hayat, huzur ve mutluluk vardır. Nitekim
Kuran'ın bu gerçeğini Üstad; "Hidayette dünya ve ahiret
saadeti vardır. Hidayetin neticesi hidayetin kendisidir. Hidayetin
semeresi bütünüyle hidayettir. Çünkü hidayet, aslında büyük bir
nimettir ve vicdani bir lezzettir ve ruhun Cennetidir."
sözleri ile tasdik etmektedir.
Ancak şu husus da unutulmamalıdır: İnsan elbette Allah'ın dilemesi
ve lütfu ile hidayet bulur. Fakat bir insan bir şeyin güzelliğini
ve nimet yönünü gördüğü halde, çirkine ve haram olana yöneliyorsa,
yani şeytana uyup dünyanın geçici yararlarına talip oluyor, dünya
menfaatlerini yeterli görüyorsa ve bunun sonucundan kendisi sorumlu
olur. Kendisine öğüt alabilecek olanın öğüt alacağı kadar bir süre
tanındığı, doğruyu görebilecek göz ve vicdan verildiği halde bile
bile inkarı tercih eden kişinin ahirette alacağı karşılık sonsuz
bir azap olacaktır. Bu Allah'ın sonsuz adaletidir. Üstad'ın da dediği
gibi cennet Allah'ın razı olduğu müminlere bir lütfu iken, cehennem
ise adaletinin bir tecellisidir.
|