ALLAH HESABI EKSİKSİZ GÖRENDİR

Allah her insanı vicdan sahibi olarak yaratır ve varlığının sayısız delilini sergileyerek insanlara doğru yolu gösterir. Vicdanlarını kullananlar Allah'ı birleyenler olarak iman ederken, vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar edenler Allah'ın razı olmadığı bir hayat sürdürürler. Allah'ın sakındırdığı hayatı ve ahlakı tercih edenler, çoğu zaman güzel ahlakı yaşamamalarına çeşitli mazeretler öne sürerler. Fakat yaşadıkları ahlakın çirkinliğinin bilincinde olduklarını gizleseler de, çevrelerindekileri aldatmaya çalışsalar da, samimiyetsizlikleri aşikardır ve buna en başta kendileri şahittir. Bir ayette bu anlayıştaki insanların durumundan şöyle bahsedilmiştir:

İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir. Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile. (Kıyamet Suresi, 13-15)

Bediüzzaman Said Nursi'nin ifadesiyle de "Vicdan kalb penceresinden bakar. Akıl gözünü kapasa da vicdanın gözü daima açıktır." Yani vicdanı kendisine doğruyu emrettiği halde vicdanını kullanmayıp ahlaksızlık yapan da, imkanı olduğu halde bunu hayır kazanmak için kullanmayan da aslında yaptığının farkındadır; bundan dolayı da sorumludur. Bir insanın bu gerçeği gözardı etmesi kendisini bu sorumluluklarından kurtarmayacaktır. Nitekim insanlar iyilik ya da kötülük yönündeki kararlarını vicdan muhasebesi yaparak alırlar. Vicdanının sesini ikinci plana iten zihniyetin bir sonucu olarak bu kişiler, pek çok ahlaksızlığın yanısıra yalan söylemekten, bir kimseyi tanıdıkları halde ona iftira atmaktan, iyi olduğunu bildikleri birşeyi kötülemekten de kaçınmazlar. Kendilerini yaratan Allah'a karşı bir sorumluluk hissetmediklerinden sakınacakları bir konuları da yoktur. Bu nedenle bu ahlaksızlıkları yaptıklarında değil yapmadıklarında kendilerini bir kayıp içerisinde görürler. Oysa ki asıl kayıp Allah'ın her şeyi sarıp kuşattığını, gizlinin de gizlisini bildiğini ve ahiret gününde herkesin yapayalnız ve tek başına hesaba çekileceğini unutarak Allah'ın hoşnut olmayacağı davranışlarda bulunmaktır.

İnsanların çoğu herhangi bir kötülük yaptıklarında veya çirkin bir ahlak gösterdiklerinde bunun mümkün olduğunca insanlardan gizli kalmasına özen gösterirler. Ancak bu kişiler çok önemli bir gerçeği gözardı etmektedirler; kimsenin yaptığı hesap Allah'tan gizli kalmaz. Çünkü her yeri sarıp kuşatan Allah, her nerede olsalar onlarla beraberdir; her ne yaparlarsa onlara şahittir ve her ne gizlerlerse ondan haberdardır. İnkar edenler, işte bu büyük gerçekten gaflet içinde kendi küçük hesaplarını yaparlar. Onların bu hesaplarının -Allahın dilemesi dışında- ahirette karşılarına çıkacağı ise kesindir. Bir ayette inkarcıların bu konumundan şöyle bahsedilmektedir:

Allah, hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu unutmuşlardır. Allah, her şeye şahid olandır. (Mücadele Suresi, 6)

İnkarcıların en aldandığı konulardan bir tanesi de yaptıkları kötülüğün karşılığını hemen almamalarıdır. Nitekim Kuran'da gördüğümüz örneklerde de inkarcılar azabın hemen gelmemesini delil gösterek azgınlıklarını sürdürme cesaretini göstermişlerdir. Geçmişte kendilerini bu ahlaklarından sakındıran peygamberlere "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir" (Ankebut Suresi, 29) yahut "… şu tehdit (ettiğiniz azab) ne zamanmış?" (Mülk Suresi, 25) gibi cevaplar vermişlerdir. İnkarcılara dünyada tanınan süre, hiç şüphesiz onların lehine değildir. Çünkü bu süreyi yaptıkları kötülükleri telafi etmek, davranışlarını düzeltmek için kullanmazlar; aksine küfürlerini arttırırlar.

Müminler ise ahirette duyarlı terazilerin olduğunun ve dünyada işlenen zerre ağırlığınca kötülüğün yahut iyiliğin karşılarına çıkacağının bilinciyle yaptıkları işlerde, söyledikleri her sözde son derece hassastırlar. Allah'tan korkup sakındıkları için hesabını veremeyecekleri bir tavırdan, bir sözden çekinirler ve akıllarını, vicdanlarını Allah'ın rızasını kazanacakları üstün bir ahlaka sahip olmak için kullanırlar.

İftira atanlar, alay edenler, hayrı engelleyenler, kışkırtıcılık yapıp fitne çıkaranlar, kötülüğü örgütleyenler, haksızlık yapanlar… hepsinin yaptıkları ahirette karşılarına çıkarılmak üzere amel defterlerine yazılmaktadır. Elbette kimsenin yaptığı karşılıksız kalmayacaktır. Allah hesabı eksiksiz ve seri görendir:

Küfürde 'büyük çaba harcayanlar' seni üzmesin. Çünkü onlar, Allah'a hiç bir şeyle zarar veremezler. Allah, onları ahirette pay sahibi kılmamayı ister. Onlar için büyük bir azab vardır. Onlar, imana karşılık küfrü satın alanlardır. Onlar, Allah'a hiç bir şeyle zarar veremezler. Onlar için acıklı bir azab vardır. O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azab vardır. (Al-i İmran Suresi, 176-178)

              51-100